Ahi Evran

Ahi Evran

Kurmuş olduğu Ahilik teşkilatı ile Anadolu’nun vatan olmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük rol oynamıştır. Ahi Evran 1171 (H.566) yılında Azerbaycan’ın Hoy şehrinde doğmuştur. Asıl adı Mahmud’tur. Babasının adına ve doğum yerine nispetle Mahmud bin Ahmed el-Hûyi denmiştir. Lâkabı “dinin yardımcısı” anlamına gelen Nasirüddin’dir. Ahi Evran’ın çocukluğu ve ilk tahsil devresi memleketi olan Azerbaycan’da geçmiş olsa da, gençliğinde Horasan ve Maveraünnehre giderek o yörede bulunan İslam alimlerinden ders almıştır. Ayrıca on sene Fahrettin Razi’nin ders halkasında bulunmuştur. Dini ilimlerin yanında fenni ilimlerde de kendini yetiştirmiştir.  

Ahi Evran, bir hac yolculuğu esnasında Bağdat’ta bulunan, evliyadan Şeyh Evhadüddin Kirmani ile tanışmış ve onun müridi olup ders almıştır. Bir süre sonra şeyhin kerimesi ile izdivaç yapmıştır. Bağdat’ın İslâm dünyasının büyük sanat ve ilim merkezi olması, Ahi Evran’ın çok yönlü yetişmesinde etkili olmuştur. Bu dönemlerde İbn-i Sina, Sühreverdi el-Maktul eserlerinden istifade etmiş; Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah’ın kurduğu fütüvvet teşkilatına girerek oradaki şeyhlerle tanışmıştır. 

XIII. Yüzyıl başlarında Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Muhyiddin Arabî ve hocası Evhadüddin Kirmani ile birlikte Anadolu’ya getirmiştir. Dericilik mesleğinin erbabı olan şeyh ilk olarak kayseri’de yerleşip bir atölye açtı. Kısa bir süre sonra “Ahilik” adıyla anılacak esnaf teşkilatını kurdu. Ahi Evran, Anadolu’da özellikle esnafa tasavvuf ile Ahiliği kaynaştırarak bütün esnaf zümresi içinde aktif bir yaşam biçimi olmasını sağlamıştır. Ahi Evran, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı halkı uyarmış, hocasının vefatından sonra da O’nun vekili olmuştur.

Ahi Evran, Moğollara karşı Kayseri’yi savunan Ahileri, Ahi Evran teşkilatlandırmıştır. 1237 yılında I. Alâeddin Keykubat’ın zehirlenerek öldürülmesi üzerine Sultan’la gönül bağı bulunan Ahiler, II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Vezir Sadettin Köpek’e karşı koymuşlardır. Hatta bu dönemde Ahi Evran ve bazı ileri gelen Ahiler Konya’da tutuklanmış ve beş yıl hapis yatmıştır

I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanata Sultan II. İzzeddin Keykavus geldi  naipliğine getirdiği Celaleddin Karatay tarafından Ahilerle birlikte serbest bırakıldı. Ve Türkmenler üzerindeki baskı kalkmıştır. Bundan sonra kısa bir dönem Denizli’ye giden Ahi Evran tekrar Konya’ya Sadreddin Konevi’nin aracılığı ile geri dönmüş; fakat uzun süre kalmadan Kırşehire yerleşti. Selçuklu sultanlarının idareyi Moğollara tamamen bırakması ile oluşan baskıya karşı Türkmenlerle birlikte karşı mücadele vermiştir. Bu mücadeleler sırasında takriben doksan yaşlarında iken 959(1261) yılında şehid edildi. Ahi Evran’ın yaşadığı dönemlerde Hacı Bektaş-ı Veli Nevşehir’de Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Sadreddin Konevi de Konya’da faaliyet göstermekteydi. 

Ahi Evran, kaynağını Yesevi’den alan kutlu bir davanın gönül erleri şeyhin şehid olmasından sonra esnaf zümrelerinin piri olarak kazandığı itibar devlet tarafından da benimsenip teşvik edilince, Osmanlı döneminde bütün Anadolu’nun yanı sıra Rumeli, Bosna ve hatta Kırım’a kadar yayılmıştı. Kırşehir’de onun adıyla anılan zaviyenin esnaf zümresi üzerindeki denetleyici rolü ve manevi tesiri XX. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir