Arş Ne Demektir

Arş Nedir

Arş’ın Sözlükteki asıl anlamı “yükseklik, yüksek yer ve yüksek şey”dir. Buna bağlı olarak “tavan, ev, çadır; ayağın parmaklara doğru uzanan tümsek kısmı” gibi mânalarda da kullanılmıştır. Ayrıca mecazi olarak “hükümranlık, şan, şeref ve taht” anlamlarına da gelir.


Kitâb-ı Mukaddes’te arş “kralın tahtı, hükümranlık, Allah’ın tahtı” olmak üzere üç manada kullanılmıştır. Hadislerde Allah’a, Cebrâil’e ve şeytana ait olmak üzere üç ayrı arştan söz edilir. Bunlardan Cebrâil’in ve şeytanın arşı hakkında fazla bilgi verilmez;sadece Hz. Peygamber’in, Cebrâil’i gökle yer arasında bir arş (taht) üzerinde otururken gördüğü belirtilir (Buhârî, “Tefsîr”, 65/5; Müslim, “Îmân”, 257). Şeytanın da Allah’ın arşı gibi deniz (veya su) üzerinde bir arşı bulunduğu, çevresinin yılanlarla çevrili olduğu ve şeytanın insanları saptırmak üzere yardımcılarına emirleri buradan verip yeryüzüne saldığı bildirilir (Müslim, “Münâfiḳūn”, 66, 67, “Fiten”, 87; Tirmizî, “Fiten”, 63). 

Hadislerde Allah’a atfedilen arşın nitelikleri ise şöyle sıralanabilir:

1-Göklerle yeryüzünün yaratılmasından önce su üzerinde bulunan arş, yedinci göğün üzerindeki firdevs (veya adn) cennetinin üstündeydi. Allah da arşın fevkindedir (Buhârî, “Tevḥîd”, 21, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Cihâd”, 4; Tirmizî, “Tefsîr”, 6, 58, 68, “Ṣıfatü’l-cenne”, 4). 

2-Alt, üst, sağ, sol gibi yönleri, ağırlığı, gölgesi, köşeleri, sütunları bulunan bu arş göğün üzerinde kubbe şeklinde duran büyük ve değerli bir nesnedir (Buhârî, “Tevḥîd”, 22, 23, “Tefsîr”, 65/5; Müslim, “Îmân”, 327, “Tevbe”, 14, “Ẕikir”, 61-63; Tirmizî, “Tefsîr”, 41). 

3-Arşın sütunları üzerinde kelime-i tevhid yazılıdır (Süyûtî, el-Ḫaṣâʾiṣü’l-kübrâ, I, 12-13); sağında Hz. Peygamber’e tahsis edilen makam-ı Mahmud bulunmaktadır (Tirmizî, “Menâḳıb”, 1; Müsned, I, 398). 

4-Arş meleklerce taşınmakta ve Allah’ı tesbih eden melekler onun etrafında dönmektedirler (Buhârî, Halku efʿâli’l-ʿibâd, s. 194; Tirmizî, “Daʿavât”, 79; İbn Hacer, XXIV, 239). 

5-Şehidlerin ruhları arşın altında dolaşır (Müslim, “İmâre”, 121). 

6-Kıyamet günü insanların hesaba çekilme işine başlanması için Hz. Peygamber arşın altında secdeye kapanarak şefaat dileyecektir (Müslim, “Îmân”, 327). 

7-Hz. Peygamber güneşin bir yörüngede (müstakar) seyrettiğini ifade eden âyetin (Yâsîn 36/38) tefsirini yaparken onun yörüngesinin arşın altında olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, “Tevḥîd”, 23; Müslim, “Îmân”, 250-251).

Arşla ilgili olarak Sünni-Şii birçok kelam ve tefsir kitabı ile hadis şerhi mahiyetindeki eserlerde Hz. Peygamber’e atfedilen daha başka bilgiler de mevcuttur. Bu tür rivayetlerin çoğu İsrâiliyat’a dayanan asılsız bilgiler vardır. 

Konuyla ilgili rivayetlerde belirtildiğine göre taşıyıcı meleklerden başka arşın etrafında dönen ve içlerinde Cebrâil ile Mikâil’in de bulunduğu yetmiş bin saf oluşturmuş melekler vardır. İsrafil de sûr’a üflemek için emir bekleyen bir görevli olarak arşın çevresinde bulunmaktadır. Arşı taşıyan meleklerle kürsî arasında nurdan oluşan yetmiş veya yetmiş bin perde (hicab) bulunur (Zemahşerî, IV, 152; Beyhakī, s. 508; İbnü’l-Cevzî, VII, 208; Süyûtî, ed-Dürrü’l-mens̱ûr, III, 297, 298; V, 336). 

Naslarda arşın, üzerinde bulunduğu belirtilen suyun mahiyeti hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunları dört noktada toplamak mümkündür: 1. Bu su ölüleri diriltecek olan bir çeşit hayat suyudur (Makdisî, II, 10). Kur’an’da “el-bahrü’l-mescûr” (et-Tûr 52/6) diye adlandırılan “taşkın deniz” de bu sudur (Zehebî, s. 65). 2. Anâsır-ı erbaadan biri olan ve bütün canlı varlıkların kaynağını oluşturan sudur (M. Reşîd Rızâ, XII, 17). 3. Mahiyeti ancak Allah tarafından bilinen bir sudur (İbn Hacer, XXVIII, 191). 4. Arşın su üzerinde olması tamamen mecazi manada olup ilahi hakimiyet ve saltanatın zorunluluk kanunlarından bağımsız bir tarzda cereyan etmesi demektir (Elmalılı, IV, 2759-2761). Bu dört görüşten hadislerin teyit ettiği ve birçok alimin de benimsediği, mahiyeti bilinmese de arşın altında gerçek anlamda bir suyun mevcut olduğunu savunan görüştür. Bu telakkiye göre arşın su üzerinde oluşu bir geminin deniz üzerinde duruşu gibi de değildir.

Naslarda hakkında pek az bilgi verilen arş konusundaki itikadı tartışmalar kelam ilminin teşekkül etmeye başladığı hicri II. asrın başlarına kadar uzanır. Dârimî’nin belirttiğine göre Cehmiyye ve Mu‘tezile gruplarının ortaya çıkışına kadar geçen zaman içinde Ehl-i kitap’la birlikte Müslümanların tamamı, yedinci kat göğün üstünde bulunan, meleklerce taşınıp çevresinde dönülen büyük ve değerli bir arşın varlığına iman edilmekte idi. 

Arşın yaratılmış olup olmadığı konusuna gelince, İslam alimlerinin çoğunluğuna göre o Allah’ın yarattığı ilk varlıktır (Malatî, s. 102; Dârimî, er-Red ʿale’l-Merîsî, s. 437; Râzî, XXII, 14, 187). İbn Huzeyme gibi bazı alimler, “Allah vardı, ondan önce hiçbir şey yoktu ve arşı su üzerinde idi” (Buhârî, “Bedʾül-halk”, 1) hadisi ile İbn Abbas’tan nakledilen, “Allah hiçbir şey yaratmadan önce arşı su üzerinde idi” (Dârimî, er-Red ʿale’l-Cehmiyye, s. 12) 

Ebu Hanife ve Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Allah’ın, yaratıklarından ayrı olarak arşın üstünde olduğuna inanmayı gerekli görerek arşı Allah ile yaratıkları arasında bir sınır kabul etmişlerdir (Ebû Hanîfe, el-Vaṣiyye, s. 75; Eş‘arî, el-İbâne, s. 105-109). 

Kaynak TDV İslam Ansiklopedisinden İstifade edilmiştir.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir Cevap Yazın