Ashabı-ı Suffa

Ashabı-ı Suffa

Medine’ye hicret eden müslümanların çoğu, Medineli müslüman kardeşlerinin evlerine yerleştiler. Lakin bunların içlerinden bazıları müslüman kardeşlerine yük olmamak için ilk fırsatta misafir edildikleri evlerini terkettiler. Bir kısmı da bekâr oldukları için hayatlarını Kur’ân-Kerim ve Peygamber yolunda birer hizmete bağlamak istiyorlardı. Mescid-i Nebi’de bu gayeyi taşıyanlar için hususi bir suffa yapıldı. Suffa, binanın bitişiğinde güneşe karşı yapılan gölgelik demektir. Üstü kapalı, etrafı açıktı. Resûl-i Ekrem (sav) Efedimiz’den feyz alarak yetişmek isteyenler burada ikamet ettiler. Bu bakımdan onlara Suffa Yârânı denildi.

Mescid-i Nebi’nin bir ilavesi olarak yapılan suffa, yavaş yavaş İslâm âleminin bir mektebi, ilim ve hikmet merkezi haline geldi. Burada, en ince akaid konuları ve meseleleri görüşülür; hukuk fikri verilir, cemiyet ve siyaset konuları ileri sürülür ve Kur’ân-Kerim’in tefsiri yapılırdı.

İlk suffa yârânını, ekseriyetle kimsesizler teşkil etmişti. Bunların başında Bilâl-i Habeşi, Suheyb-i Rumi, Ammar bin Yasir, Habbab bin Eret ve Enes bin Malik (ra) Hazretleri geliyordu.

Eshab-ı Suffa arasından Abdullah bin Mes’ud, Ubeyy bin Kaab, Bilâl-i Habeşi gibi en büyük Kur’ân öğretmenleri ve en büyük müfessirler; Ebu Hureyre ve Enes bin Malik gibi en büyük muhaddisler, müctehidler ve müftiler; Ammar bin Yasir gibi kumandanlar, Selman-ı Farîsî gibi idareciler yetişmiştir. Bütün bunların bir kısmı vahy kâtibi, bir kısmı da mescidin ve Peygamber’in hizmetkârı idiler. Günlerini ibadetle, Kur’ân-Kerim okuyup ezberlemekle geçirirlerdi. Ekseriyetle gündüzleri oruç tutarlardı.

Ashab-ı Suffa, Resûl-i Ekrem’in (sav) yanında vakitlerini geçirdiklerinden. O’nun bütün konuşmalarında hazır bulunurlar ve sözlerini ezberleyip diğer ashaba naklederlerdi. Bu bakımdan sulla yaranının islam dinine hizmetleri pek büyüktür.

Suffa yaranlarının aile derdi ve geçim endişeleri yoktu. Yemekleri ya Resulullah’ın sofrasından, ya da ashabın evlerinden gelirdi. Çoğu zaman Resulu Ekrem (sav) sadaka almadığından bunlara devredilen sadakalar ve Resulu Ekrem’e (sav) gönderilen hediyelerden ayrılan paylar, günlük nafakalarını temin ederdi. Buna rağmen, bazen birkaç gün aç kaldıkları da olurdu. Fakat bunu, hiç kimseye söylemezlerdi. Onların hallerini ancak Resali Ekrem (sav) bilir ve düşünürdü.

Ashabu Sufla ya mensup olanlardan evlenen olursa, derhal suffadan ayrılırdı Suffa Yaranının yetişenleri, icap ettikçe muhtelif bölgelere öğretmenlik görevi ile gönderilirdi. İslam aleminde her caminin yanında bir Dard’l-Kurra yapılması, menşeini buradan almaktadır.

Suffa Yaranının sayısı, zaman ilerledikçe çoğalmış ve kırk kişiye kadar yükselmişti. Bunlar hakkında Bakara Suresi’nin 273. ayet-i kerimesi nazil olmuştur.

Kaynak: İslam Tarihi

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir