Ashabın Peygamberimize Teslimiyeti

Bismillahirrahmanirrahim

Peygamberimizin arkasında saf tutmuş namaz kılmakta iken Cebrail (as) gelmiş ve Peygamberimizin ayağına giymiş olduğu mestinin sağ ayağında kinde namazın sıhhatine mani olan necaset olduğunu haber vermiştir.

Peygamberimiz  mesti çıkartıp namazına devam etti. Arka safta olan bütün sahabelerde aynen ayaklarındaki mesti çıkarttılar namazın bitiminde peygamber (Sav) onlara durumu izah ederek kendilerine niçin çıkarttıklarını sordu. Ashap tek bir ağızdan şöyle dediler yaptığınızı yapmazsak helak oluruz diye korktuk.

Her sahada her alanda peygamberimiz adım adım takip ediliyor. Her yaptığı hareket zihinlere ve hayata kazınıyordu. Peygamber Efendimizin yaşantısında ilahi emirlerin her zerresini yaşayarak görüyorlardı. Onunla tereddütler ve şüpheler ortadan kalkıyordu.

Efendimizin yaşantısının bir kısmını alıp bir kısmını almamazlık yapmıyor bütün olarak yaşantısını gözden geçiriyor ve hayatlarına uyguluyorlardı. Cihadı ile namazıyla, duasıyla, infakı ile aile reisi ile çocuk terbiyesi ile ve birçok konuda peygamber (as)’ın bir bütün olarak alıyorlardı anlayışları dinin ve Peygamberimizin yaşantısının ihmal edilemeyecek bir bütün olduğuydu. Dini dünyadan ayırmıyor bir bütün olarak peygamberimizde görüyorlardı. Doğuştan mezara konulunca kadar o bir Mürşiddi yol gösterici rehberdi. Her şey ondan öğreniliyordu.

Her zaman onunla birlikte olabilmenin gayretinde ve bunun mücadelesini veriyorlardı. Mescidi Nebevi’nin etrafında toplanıyor Vakit namazlarında sonrasında, istişare, nikah kıymak, savaşa karar vermek ,temel sorunları konuşmak kısacası her şey bu mescidde hallediliyordu o mescit ki Peygamber Efendimizin Ashabı ile bir bütün olduğu yerdi.

Onun bulunduğu yerin dışında hava almak bile ashaba zor geliyordu. Onsuz yaşamak mümkün değildi. Annemiz babamız sana feda olsun diyorlardı. Tüm hayatları peygamberimizle birlikte geçirildiğinde, mutluluk duyuyorlar hayatları Peygamber Efendimizin mücadelesi ile birlikte Kenetlendiğinde kendilerini mutlu hissediyorlardı.

Enes bin Malik’den şöyle rivayet olunmuştur: Peygamber (sa.) dışarı çıktı, gözü iki katlı bir binaya ilişti. “Bu nedir? Sahabeler “Ensar’dan falan zatın evidir” dediler. Malik diyor ki Daha sonra Peygamber (sa.) sustu. Ama müteessir oldu. Biraz sonra ev sahibi gelip Ashab cemaatiyle birlikte oturan Peygamber (sa.)’e selam verdi. Peygamber (sa.) onun selamını almadan yüzünü çevirdi ve bu hal birkaç defa tekerrür etti.

Adam, Peygamber’in öfkelenip ondan yüz çevirdiğini öğrenince arkadaşlarına derdini anlattı “Bana karşı Peygamberi (sa.) eskisi gibi görmüyorum,” dedi. Ashab “Peygamber (sa.) dışarı çıktı, senin yüksek evini gördü. Herhalde onun için öfkelenmiş olacak” dediler. Bunun üzerine adam, evine dönüp inşa ettirdiği yüksek binayı yıkıp yerle bir etti.

Sonra Peygamber (sa.) bir gün yine çıktı, ama bu defa o yüksek binayı görmedi. Peygamber (sa.) “Yüksek binaya ne oldu?” Eshab “Bina sahibi bize, ondan yüz çevirdiğinizi nakledip derdini anlattı. Biz de kendisine durumu izah ettik. O da bu sebeple yüksek binayı yıktı.”

Bunun üzerine Peygamber (sa.) buyurdu: “Her bina sahibine vebaldir. Ancak mecburi bir şey olursa…” (Ebû Dâvûd). 

Abdullah bin Abbas’tan rivayet edilmiştir:” Peygamber (sav) birisinin elinde (parmağında) altın yüzük gördü. Hemen elinden çıkarıp attı. Ve dedi ki nasıl olur da sizden biriniz bir ateş parçasını alıp eline sokar? Peygamber(sav) gittikten sonra adama: Yüzüğünü al ondan faydalan, denildiğinde “Hayır Allah’a yemin ederim madem ki Peygamber (sav) atmıştır asla almam” dedi. 

Peygamber Efendimizi hayatlarına müdahale edebilecek tek merci olarak görmekte idiler, evlenirken dahi ona sorarlar yolculuğa çıkacaklarında ondan izin isterler, basit ve mühim hususunda ayrım yapmaksızın her şeylerin de ve her işlerinde ona müracaat ederlerdi.

Öyle bir gün birkaç ashabı Peygamberimizin düğmelerinin açık olduğunu görmüş ve hemen oracıkta onlarda düğmelerini açmışlardı. Yaz, kış demeden bu kişiler devamlı olarak düğmelerini hep açmışlardır.

Peygamberimizin  sünnetinden habersiz yaşayan nesiller onun dünyaya nasıl bir değer verdiğini ve ashabının bu değeri nasıl hayatlarına geçirdiğini ne yazık ki anlayamamaktadır. Maddi hayatın içerisinde sıkışmış kalmış bir insan topluluğu iki Cihan’ın sevgilisi Peygamberimizin Ümmeti olmanın uzağında yaşamaktadır.

İslam dini parçalanamaz bir bütündür. Hayatın tüm alanlarına karışan bir yapısı vardır. Yapılan vaazlar, sohbetler, yapılan ibadet, zikirler, dökülen gözyaşı bize şunu anlatır. İslam dar bir kalıba sığdırılmış bir din değildir. Hayatın her alanına nüfuz etmiştir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir