ASLİ VAZİFEMİZ “OLMAK VEYA ÖLMEK”

Bismillahirrahmanirrahim

Asli Vazifeye Hazır Olmak için Çok Ağlamak Az Gülmek:

“Vallahi benim Bildiklerimi bilseydiniz az güler ve çok ağlardınız. Yataklar üstünde kadınlardan zevk almazdınız ve yollara çıkarak Avaz Avaz Allah’a niyazda bulunurdunuz. Ben de, kesilip yok edilen bir ağaç olmayı kuvvetle Arzu ettim.”   Tirmizi kitabı Zühd

Yaratılan tüm varlıkların sorumluluğun ağırlığından korkup kaldıramadığı bu halifeliği insan omuzlayan tek varlık oldu. İnsanın yaratılış gayesini Tevhid ile bir bedende bir araya getirdiğinde bu ağır mes’uliyetin mücadelesi esnasında bazen canıyla, bazen de malıyla bedel ödemiştir.

Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” diye niyaz etmişlerdi. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” Bakara :214

Zulüm Doruğa Çıkınca Allah Yardımı Gelir:

Bugün İslam coğrafyasına baktığımız da Arakan’da Mısır’da Suriye’de vb. Tüm İslam beldelerinde hakim olan zulümdür. Yıkılan yuvalar, ellerden alınan mallar, akıtılan kanlar zulmedenlere helal olmuş yetiştirdikleri işbirlikçiler kendilerinden daha zalim olmuştur. Unutulmamalıdır ki her musibet ve her bir sıkıntı doruğa çıkmaya başladığında Allah’ın yardımı da yakınlaşır.

Ebû Abdullah Habbâb İbni Eret (ra) şöyle dedi:

Hırkasını başının altına yastık yapmış Kabe’nin gölgesinde dinlenirken Resulullah (sav)’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikayette bulunduk ve :

– Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misiniz? dedik. Resûlullah (sav) şöyle cevap verdi:

– “Önceki ümmetler içinde bir mümin tutuklanır, kazılan bir çukura konulurdu. Sonra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiç bir şeyden endişe etmeksizin Sana’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.”

Buhari’nin bir başka rivayetinde ifade, “Peygamber (sav) hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çok işkence görüyorduk” şeklindedir.

Buhari, Menâkıb 25. Ayrıca bk. Buhari, İkrah 1, Menâkıbu’l-ensâr 29,   Ebû Dâvûd,  Cihâd 97

Allah korkusu gözyaşıyla sığınılacak bir kapıyı kişiye ihtiyaç olarak hissettirir. Zulme ve baskıya maruz kalanların tek sığındığı makam rahmanın makamıdır. Sabırla istikamet üzere olmak gerekir.

Dünyada hokkabazlık yapıp, yolunu bulup günü gün yapanlar günahları basite alıp insanlar için onları kolaylaştıranlar bundan da zevk alıp nemalananların gözyaşı dökecekleri, saçlarını başlarını yontacakları vakit yaklaştı o zaman geldiğinde kime sığınacaklar.

Ashab Çok Ağlar Az Gülerdi:

Ashab-ı Kiram Kuranın ayetlerini okudukça tefekkür edip çok ağlarlardı. Çünkü Allah’ın yüce kitabı Kuran’da genel olarak üç insan tipi görürlerdi. Bunlar; Müminler, münafıklar ve kafirlerdir. Müminlerden bahseden ayetler okundukça bu ayetler üzerinde tefekkür edip düşünürlerdi.

Bahsedilen sıfatları kendilerinde bulunmayınca onların kalpleri titrer, tüyleri ürperir, Nefes almakta zorlanıp darlık çekerlerdi. Kuran ayetlerinin anlatmış olduğu o vasıfdaki müminleri ne mezarda ne de gökyüzünde nede su üstünde yürürken görmeyi veya aramayı düşünmezlerdi. 

Ashab-ı Kiram ne bir makamın ne de faziletli bir kimsenin arkasına sığınıyorlardı. Peygamber (as) Efendimiz şöyle diyordu:

”Ey Muhammed’in kızı Fatıma, kendinizi Allah’tan satın alınız. malımdan dilediğinizi Ben isteyin…  fakat ben size Allah’tan gelecek bir zararı ne önleyebilirim ne de bir fayda sağlayabilirim.” ibni hişam sire

Okunan ayetlerin öyle tesiri altında kalakalırlardı çoğu zaman evlerine kapanır yatağa düşerlerdi. Etraflarındaki komşuları ziyaretlerine giderlerdi hasta olmuşlardır diye. Onları Ağlatan ne name, ne makam, nede sesti.

Ashab-ı kiramın baş gözleri ağladığında kalp gözleri de ağlardı. Kuran’ın hükümleri önünde çoğu sıtmaya tutulmuş gibi titrer benizleri sararırdı. Çünkü bir defa olmuşlardı hamlıktan kurtulmuşlardı. Tevhid inancı onları pişirmiş önlerine şu ilkeyi koymuştu “uğrumda ya olacaksın ya öleceksin…” onlar olmayı Kuran’a göre düşünüyor ve oldukları gibi görünmeyi bırakılamayacak bir görev gibi görüyorlardı. Çünkü Onlar için Kuran’ın emrettiği şekilde olmak asli vazife idi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir