Bakara Suresi 163,164. Ayetlerin Tefsiri Ve Sırları

Bakara Suresi 163,164. Ayetlerin Tefsiri Ve Sırları

وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ۟

اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّت۪ي تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۖ وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

163. Ve-ilâhukum ilâhun vâhid(un) lâ ilâhe illâ huve-rrahmânu-rrahîm(u) 164. İnne fî ḣalki-ssemâvâti vel-ardi vaḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri velfulki-lletî tecrî fi-lbahri bimâ yenfe’u-nnâse vemâ enzela(A)llâhu mine-ssemâ-i min mâ-in feahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ vebeśśe fîhâ min kulli dâbbetin vetasrîfi-rriyâhi ve-ssehâbi-lmuseḣḣari beyne-ssemâ-i vel-ardi leâyâtin likavmin ya’kilûn(e)

163. İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir. 164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.

Tefsir Yolu- Diyanet İşleri

163.

Ayette geçen ilâh kelimesi Türkçe’deki Tanrı kelimesinin karşılığı olup Arapça’da “kulluk etmek” anlamındaki elehe-ye’lehü veya “hayret ve şaşkınlık içinde kalmak, gönülden bağlanıp sığınmak” anlamındaki “elihe-ye’lehü” ya da “velihe-yevlehü” kökünden mastar-isimdir ve “tapınılan, yüceliğinin karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan” manalarını ifade eder. Vâhid kelimesi ise “eşi, dengi ve benzeri olmayan, her yönden bir ve eşsiz olan” anlamına gelir. Ayette müşrik Araplar ve türlü şekillerde tevhid inancını zedelemiş olan Ehl-i kitap da dahil olmak üzere bütün insanlık, Allah’tan başka varlıkları tanrı tanımaktan, uydurma tanrılar edinerek onlara tapmaktan vazgeçip bir tek Tanrı’ya inanmaya, tevhid inancına çağırılmakta, bütün insanların tanrısının ve mabudunun eşsiz, benzersiz tek Tanrı olduğu, O’ndan başka bir tanrı bulunmadığı vurgulanmaktadır. Şu halde yalnız O’nu Tanrı tanıyıp O’na kulluk etmek gerekir. O, sadece bir toplumun tanrısı değil bütün insanlığın tanrısıdır; çünkü “O’ndan başka tanrı yoktur.”

Âyetteki “lâ ilâhe illâ hû” cümlesi, kelime-i tevhidle aynı anlama gelir. Rahmân ve rahîm ise esmâ-i hüsnâ (Allah’ın güzel isimleri) arasında gösterilmiş olup bunlar, Allah’ın yarattıklarına karşı merhamet ve şefkatinin genişliğini, nimetlerinin bolluğunu dile getiren isimlerdir (bu isimlerin anlamları için bk. Fâtiha 1/1).

164.

Allah’ın birliğini, eşsiz, benzersiz ve bir tek Tanrı olduğunu, O’ndan başka bir tanrı bulunmadığını, O’nun Rahman ve rahîm olduğunu bildiren ayetin ardından bütün bu bildirilenlerin kanıtları olmak üzere 164. ayette sekiz ayrı kozmolojik delil sıralanmaktadır: 1. Göklerin yaratılışı. 2. Yerin yaratılışı. 3. Gece ve gündüzün değişmesi. 4. Gemilerin denizlerde seyretmesi. 5. Yağmurun yağması ve onunla ölü haldeki toprağın canlanıp yeşermesi. 6. Yeryüzünde her çeşit canlının gelişip yayılması. 7. Rüzgârların çeşitli yönlere doğru hareket etmesi. 8. Bulutların yer değiştirmesi.

Bütün bu kanıtların insanı kuşatan, onun her gün görüp durduğu, içinde yaşadığı alelâde tabiat olaylarından seçilmiş olması ilgi çekicidir. Buna göre insanoğlu her an Allah’ın varlığını, birliğini, kudretinin yüceliğini yansıtan kanıtların ortasında yaşamaktadır. Tabiat bizatihi mucizedir; fakat insan tabiat olaylarını her gün görüp durduğu için bu olaylardaki tecellilerin farkında değildir. Meselâ gökler yani gök cisimleri ve bunların sistemi başka türlü kurulsaydı, yer başka türlü yaratılsaydı orada, bildiğimiz hayat düzeni ve canlılar olmazdı. Gece ve gündüzün aynı düzen içinde durmadan değişmesi, yalnız insanlar için değil bütün canlılar ve özellikle bitkiler için pek çok yarar sağlamaktadır.

Gemilerin denizlerde seyretmesi esasen nakil araçlarının ve bu araçları kullanıp yararlanmamızı sağlayan ilâhî yasaların varlığımızı devam ettirip hayatımızı rahatlatmadaki önemine örnek teşkil eder. Yağmur, dünyayı yaşanır kılan en önemli tabiat olaylarındandır. Rüzgârın çeşitli yönlere doğru esmesi, keza bulutların çeşitli yönlere hareket etmesi de meteorolojik olayların düzeninden bitkilerdeki döllenmeye ve yağışların dağılımına kadar sayılamayacak derecede geniş yarar sağlamaktadır. Allah var olduğu içindir ki tabiat vardır ve tabiattaki düzen sürmektedir. Tabiatın düzenli işleyişi Allah’ın sadece varlığını değil, onun birliğini, ortaksızlığını; bilgisinin, iradesinin ve kudretinin mükemmelliğini, sürekliliğini, eşya üzerindeki tasarruf ve tesirini de kanıtlamaktadır. Çünkü O’nun evrene yönelik ilgisi bir an duracak, kesilecek olsa evren o anda yok olur veya ortada sadece bir kaos kalırdı.

Bu kısa açıklamalar da gösteriyor ki, vahiy kitabının yanında kâinat kitabı da bize Allah’ı kanıtlayan ayetlerle doludur; fakat bu ayetleri ancak aklını kullananlar görüp anlarlar. Bu sebeple ayetin sonunda bütün bu sıralanan varlık ve olaylarda “aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır” buyurulmuştur. Zira akıl Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden biri olup insanın, başka konularda olduğu gibi yüce yaratıcının varlığını, birliğini ve kudretini kanıtlayan olayları sağlıklı olarak inceleyip doğru sonuçlara ulaşabilmesi için de akıl yeteneğini doğru işletmesi gerekir. Fahreddin er-Râzî’ye göre bu ayet, yaratıcının varlığını kanıtlama hususunda sadece geleneksel bilgilerle yetinmeyip aklî delillerden de yararlanmanın gerekliliğini göstermektedir (IV, 179).

Tabiattaki varlıkların ve olayların doğru incelenmesi, gözlenmesi, bu alanda bilimsel hakikatlere ulaşılması ve bu suretle tabiattaki ilâhî düzen ve kanunların keşfedilmesi, nihayet tabiatta bizi Allah’a götüren “ayetler”in görülebilmesi için de inceleme, görme ve keşfetme yöntemleri demek olan tabiat bilimlerini öğrenmek gerekir. Tabiatı inceleyecek ilmî yetişmişliğe sahip olmayan bir kimsenin oradaki kanunları ve ayetleri görmesi, yakalaması da mümkün değildir. Bu da gösteriyor ki Kur’an bizi bilgi ve bilim dünyasından geçirerek imana ve hidayete götürmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 248-250

Taberi Tefsiri
163

Sizin ilahınız tek bir ilahtır, ondan başka ilâh yoktur. O, çok merhamet edendir ve çok bağışlayandır.

Ey insanlar, ibadet edilmeye layık olan ilahınız tek bir ilahtır. Ondan başka ilâh yoktur. Ondan gayrısına ibadet etmeyin. Ona bir başka şeyi eş koşmayın. Çünkü onun misli ve benzeri yoktur. O, çok merhamet edendir ve çok bağışlayandır.

Bir kısım âlimler, Allahü Teâlâ’nın birliğini şöyle izah etmişlerdir: “Allah’ın benzeri ve emsali yoktur. Yani, Allahü Teâlâ, aynı cinsten olan şeylerin biri değildir. Çünkü onun için cins söz konusu değildir. Yine Allahü Teâlâ herhangi bir bütünün bölünen parçalarından biri değildir. Çünkü o, herhangi bir şeyin parçası değildir. Yine Allahü Teâlâ’nın bir ‘ligi, birbirine benzeyen iki şeyin aynı oluşu anlamında bir birlik değildir. Zira onun benzeri ve emsali yoktur.

Diğer bir kısım âlimler ise Allahü Teâlâ’nın birliğini şöyle izah etmişlerdir: Allahü Teâlâ bütün yaratıklardan ayrıdır. Yaratıklardan hiçbir şey onun varlığı içine girmez. Allahü Teâlâ da yaratıklardan herhangi birine hulul etmez. O, ayrıdır, yalnızdır, tektir.

Ayet-i kerime’de Allahü Teâlâ’dan başka hiçbir ilâh olmadığı zikredilmektedir. Bunun anlamı” Âlemlerin, Allah’tan başka hiçbir rableri yoktur.” Kullarının, Allah’tan başka ibadet etmeye layık görecekleri hiçbir ilâh yoktur. Allahü Teala’nın dışındaki tüm varlıklar, onun yaratıklarıdır. Bu itibarla bunların hepsinin Allah’a itaat etmeleri, emrine boyun eğmeleri, onun dışındaki ilâh, put ve tağutlara ibadet etmeyi bırakmaları gerekir. Çünkü bunların hepsi Allah’ın yaratıklarıdır. Bu itibarla Allah’ın ilahlığını kabul etmek ve onun birliğini ikrar etmek zorundadırlar. Ayrıca dünyada, içinde bulundukları bütün nimetler ve ahirette erişecekleri bütün mükâfatlar, Allah’a ortak koşulan putlara ait değil sadece Allah’a aittir. Diğer yandan Allah’a ortak koşulan şeyler, dünyada da ahirette de ne herhangi bir zarar verme gücüne sahiptirler ne de fayda sağlamaya. O halde bütün yaratıklar, Allah’tan başka ilâh olmadığını kabul etmeli ve onun emir ve yasaklarına boyun eğmelidirler.” demektir.

Görüldüğü gibi ayet-i kerime, müşrikleri, sapıklıklarından dolayı uyarmakta, onları, İnkârcılıktan vazgeçip tevhid inancına dönmeye çağırmaktadır. Bu ayetten sonra gelen ayette ise, Allah’ın birliğini gösteren delilleri, aklını kullanacak olan müşriklere göstermekte ve Onları uyararak şöyle buyurmaktadır:

164

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeylerle, denizde yüzün gemilerde, Allah’ın, gökten su indirip onunla, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, yeryüzünde her türlü canlıyı yaymasında, rüzgârı ve yerle gök arasında emre hazır olan bulutları çeşitli yönlere çevirmesinde, aklını kullanan bir topluluk için çeşitli ibretler vardır.

Şüphesiz göklerin ve yerin yoktan var edilmesinde, daha önce yapılmış bir benzeri olmaksızın meydana getirilmesinde, birbirinin zıddı olan gece ve gündüzün birbirlerini takip etmelerinde, gece gidince gündüzün, gündüz gidince de gecenin gelmesinde, insanlığın faydasına olan şeylerle denizlerde yüzen ağır yüklü gemilerde, yeryüzü kuraklaştıktan sonra, Allah’ın, gökten yağmur indirip onunla insanlar için yiyecek, hayvanlar için de yem olmak üzere yerden bitkiler çıkarmasında, insan ve hayvanlardan her canlıyı yeryüzünde muhtelif yerlere dağıtmasında, rüzgarı bazen aşılayıcı, bazen bulutları sürükleyici, bazen da her şeyi alt üst eden bir rüzgâr olarak çeşitli yönlere çevirmesinde, sizin ve hayvanlarınızın hayat kaynağı olan yağmuru taşıyan bulutlan, çeşitli yönlere sevk etmesinde, bütün bunlarda, aklını kullananlar ve Allah’ın birliğini gösteren delilleri anlayanlar için, bunları yaratanın tek bir ilâh olduğuna dair alâmet ve deliller vardır.

Allahü Teâlâ bu ayette insanlara, ilahlarının, tapmış oldukları put ve Tağutlar değil, kendilerine bu nimetleri veren Allah olduğunu haber vermekte ve her türlü ibadet ve taata ancak kendisinin layık olduğunu beyan etmektedir.

Taberi diyor ki: “Bu ayet-i kerime’nin nüzul sebebi hakkında iki görüş etmektedir.

Ata b. Ebû Rebaha göre Âyet-i kerime’nin nüzul sebebi şudur: Resûlüllah, müşriklere, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını ve Allah’ın tek bir ilâh olduğunu bildirince onlar: “Allah’ın bir olduğuna dair delil nedir? Biz bunu inkâr ediyoruz. Biz, bir’den çok ilahımız olduğunu söylüyoruz.” dediler. Bunun üzerine Allahü Teâlâ bu ayeti, putlara tapan müşriklere karşı Resûlüllah’a bir delil olması için indirdi. Zira âyet, Allah’tan başka tapılan putların hiçbir şey yapamadıklarını, Allahü Teâlâ’nın ise ayette zikredilen her şeyi yaptığını beyan ediyor ve böylece müşrikleri susturuyor.

Ebud Derda ve Said b. Cübeyr’e göre ise âyet-i kerime’nin nüzul sebebi, müşriklerin, Resûlüllah’tan bir mucize istemeleridir. Allahü Teâlâ onlara, gelip geçici olan bir mucizeyi gönderme yerine devamlı kalan ve akl-ı selimlere hitabedip ikna eden bu âyet-i kerime’yi göndermiştir ki düşünsünler ve şirklerinden vaz geçsinler. Bu hususta Said b. Cübeyr diyor ki: “Kureyş müşrikleri, Yahudilere “Bize Musa’nın getirdiği mucizeleri anlatır mısınız?” dediler. Yahudiler de onlara Hazret-i Musa’nın asasını ve beyaz el mucizesini anlattılar.

Kureyş müşrikleri, Hıristiyanlara da, Hazret-i İsa’nın getirdiği mucizeleri sordular. Hıristiyanlar da onlara, Hazret-i İsa’nın, körleri ve alaca hastalığını yakalananları iyileştirdiğini, Allah’ın izniyle ölüleri dirilttiğini anlattılar. Kureyş müşrikleri bu defa da Resûlüllah’a: “Allah’a dua et de Safa tepesini bizim için altın yapsın ve düşmanlara karşı güçlenmiş olalım.” dediler. Bunun üzerine Resûlüllah da rabbinden bunu istedi. Allahü Teâlâ da ona: “Ben onlara istediklerini verir Safa tepesini altın yaparım fakat artık ondan sonra da yalanlamalarına devam edecek olurlarsa ben onları, âlemlerden kimseyi uğratmadığını bir azaba uğratırım” buyurdu. Resûlüllah da: “Kavmimi bana bağışla da ben onları gün be gün davet edeyim.” dedi. İşte bunun üzerine Allahü Teâlâ bu Âyet-i kerime’yi indirdi. Bu ayette zikredilen hususlar, Resûlüllah’a güveni sağlama bakımından. Sata tepesinin altına dönüşmesinden daha büyük ve daha etkilidir.

Taberi diyor ki:

“Doğru olan görüş şudur ki: “Allahü Teâlâ bu ayet-i kerimeyle kullanın, birliğine ve ilahlıkta tek oluşuna dair uyarmıştır. Ayetin asıl nüzul sebebi budur. Atâ’nın da dediği gibi bu ayet, Resûlüllah’a müşriklere karşı bir delil de olabilir. Said b. Cübeyr ve Ebudderda’nın dediği gibi, müşriklerin. Resûlüllah’tan istediklerini bir mucizenin yerine inmiş te olabilir.

Taberi diyor ki:

“Eğer denilecek olursa ki: “Bir kısım kâfirler, göklerin ve yerin yaratılmasının ve ayette zikredilen diğer şeylerin, Allah tarafından meydana getirildiklerini inkâr ederler. Allah’ın yaratıcılığını inkâr edenlere karşı Allah’ın bunları yarattığını söylemek, onun varlığını ve birliğini gösteren bir delil olur mu? “Cevaben denilir ki: Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr eden mülhidlere doğrudan delil olmasa da, Allah’ın yaratıcılığın kabul eden fakat ona bir lakım putları ortak koşan müşriklere karşı, Allah’ın birliğini ispat eden kesin bir delildir. Zira Allahü Teâlâ onlara: “Ben bu şeyleri yaratıyorum, sizin bana ortak koştuğunuz şeyler ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor.” diyerek onları susturmuştur.

Geylani Tefsiri

Hepinizin ilâhı bir tektir. Ey mü’minler! Sizi ademden/yokluktan izhar eden ilah da, gerçeği gizleyen kâfirlerin ilâhı da aynıdır. Onun zatında ikilik ya da çokluk yoktur. O Rahmân ve Rahîm’den başka ilah yoktur (163). Ne vücutta / varlıkta ne de mevcutta ondan başka bir ilah vardır. O hakiki ve hak varlıktır. Varlıkta hakikatte kesret yoktur. Onun zatta Vâhid ve sıfatlarda Ferd’dir. “Onun benzeri gibisi yoktur.” (Şûrâ, 42/11.) O; nurlarının parıltıları ile size ve bütün herkes üzerine tecelli etmekle, adem aynasının üzerine gölgesini dünyada yansıtmakla ve her şeyin başlatıcısı/ yaratıcısı olması cihetiyle Rahmân’dır. O; özellikle sizi, başlangıcınıza, ahiretteki hakiki maksadınıza döndürecek olması hasebiyle de Rahîm’dir.

Cenâb-ı Hak, isim ve sıfatlarının gereği olarak yarattığı ve neticede zatının vahdetine dayanan her şeydeki harikuladelikleri düşünüp …. teemmül edenler için bunca açık ayet ve deliller olması sebebiyle, bunlardan bir nebzesine işaret etmek ve onu öğretmek maksadıyla şu şekilde buyurmaktadır:

Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, yâni, alem-i esma ve sıfat olup fail-i müessir olan yüce âlemlerin ve o ulvî âlemlerden gelen tesirleri kabul eden ve adem üzerine kurulu olan süfli alemlerin izharında; Gece ve gündüzün birbiri ardına gelişinde, adem/yokluk, cehalet ve ama/körlük karanlığı ile varlık, yakin ve ilim nurunun birbiri ardından gelmesinde; İnsanlara faydalı şeylerle denizde yüzen gemilerde, dibi görünmeyen, sahili de olmayan varlık denizinde yüzen, esma ile tabiat/karakter (nefis) arasındaki tesirden hâsıl olan, marifet cevherleri ve hakikat incileri ile dolu beden gemilerinde ; 

Allah’ın gökten su indirip onunla ölmüş olan toprağı diriltmesinde ve o toprakta her türlü hayvanı yaymasında, Allah’ın kerem ve lütfu gereğince, feyiz ve bereket taşıyan gökten ilim, müşahede ve mūkaşefe suyunu indirip, onunla içerisindeki cehaleti yok ederek adem tabiatını diriltmesinde, dirilttikten sonu da orada, kesret dallarıyla dallanıp budaklanan, hayat sıfatının tecellisinden kaynaklanan muharrik ve mudrik kuvvetleri yaymasında; Gökler ile yeryüzü arasında emrine amade olan rüzgârlara ve bulutlara istediği gibi tasarrufta bulunmasında, nefes-i rahmaniden neş’et etmiş olup, tabiat ve cisim kirlerine bulanmış olan nefisleri mebde’ yâni başlangıç için teşvik eden rüzgârları ve ilâhî isim ve sıfatlardan neşet eden kulluk perdeleriyle gayriyet / başkalık kayıtlarından oluşan bulutları, ilahi isimler seması ve tabiat i kevniyye yeryüzü arasında istediği gibi kullanmasında: Akleden kimseler için ayetler/kesin deliller vardır (164). İlm-i yakînin bir neticesi olup, keşifleri açıldığı takdirde- hakka’l-yakîne götüren yakînî ilimle eşyayı bilenler için, mazhar-ı küllün vahid/bir olduğuna delâlet eden apaçık deliller, kesin burhanlar vardır.

Rabbimiz! Fazl ve cüdün ile, bizim içimize koyduğun bütün burhanlar bize keşfettir. Sen elbetteki çok çok cömertsin.

Tefsirlerin Özü- M. Ali Sabuni

163. Sizin, ibadet edilmeye müstahak olan ilâhınız bir tek ilahtır. O’nun ne zatında, ne sıfatlarında ne de fiillerinde bir benzeri vardır. O’ndan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. O, Rahman ve Rahimdir. Nimetlerin sahibi, lütufların   kaynağı O’dur.

164. Sanatın inceliklerini ve kudretin delillerini gösteren göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sağlam bir nizam içinde birbirlerini takip etmesinde, gecelerin uzayıp  gündüzlerin kısalmasında,  gündüzlerin  uzayıp  gecelerin  kısal­masında Allah’ın kudretini gösteren deliller vardır. İnsanların ihtiyacı olan ticaret veya diğer eşyalardan meydana gelen ağır yükler yüklenmiş olarak denizde yüzen büyük gemilerde, Allah’ın buluttan, ülkelerin ve kul­ların hayat sebebi olan yağmuru indirerek bununla kurumuş ve çatlamış, bitkisiz ve meyvesiz bir hale gelmiş olan yeryüzünde ekinleri ve ağaçları, canlandırmasında, yeryüzünde hacimleri, şekilleri, renk­leri ve sesleri farklı birçok hayvan türlerini yaratıp yaymasında, rüzgarların esişini güneyden kuzeye, kuzeyden güneye çevirmesinde, sıcak ve soğuk, hafif ve şiddetli hallere sokmasında, Gök ve yer arasında Allah’ın kudretiyle emrine hazır hale getiril­miş bol su yüklenip yeryüzüne damlalar halinde yağdıracak şekilde Alla­h’ın istediği yere doğru giden bulutlarda, Kavrayacak aklı, idrak edecek ve bu işlerin kadir ve hikmet sahibi bir ilahın sanatı olduğunu düşünebilecek basireti olan bir topluluk için, Allah’ın üstün gücünü, engin hikmetini ve geniş rahmetini gösteren somut deliller ve hüccetler vardır. Ka’bu’l-Ahbar şöyle der: “Bulutlar yağmurların kalburlarıdır. Bulutlar ol­masa, yağmur düştüğü yeri harap eder.

Yüce Allah bundan sonra, kendisinden başka şeylere tapan müşrikle­rin kötü sonlarını haber vererek şöyle buyurur….

Bakara 163-164. Ayetlerin Sırları

İmam-ı Gazali’nin İhyada zikrettiğine göre: “ Her kim uyuyacağı zaman, Bakara suresinden 163 ve 164. ayetleri okursa Allah(u Teala Hazretleri) o kişiye kurandan ezberlediklerini unutturmaz.” 

Bakara Suresi 163 üncü Âyet-i Kerim İsmi Âzam’dır. İsmi Âzam ile edilen dualar  kabul olur.

Bu Âyet-i Kerim okunabildiği  kadar tek sayılar ile 3-7-21-41-101 gibi okunabildiği gibi.

Âyet içinde  geçen esmaların ebced  değerleri toplamı kadar:575  defa  okunabilir.

Vahid esması:19 Rahman esması:298 Rahim esması:258

“Ve ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), lâ ilâhe illâ huver rahmânur rahîm(rahîmu).”

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

“Sizin ilahınız, tek bir ilahtır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O dünyada herkese, ahirette sadece mü’minlere rahmet eden tek Allah’tır.”

Cinlere Karşı Tesirli ayetler arasında bu ayetlerde geçmektedir. Cinlerin muhtelif tesirlerine karşı okunabilecek ayetler peygamber efendimiz tarafından belirlenmiş ve uygulanmıştır.

Cinlerden şikayeti olan hastanın sağ tarafına oturup, elini hastanın kafasına koyup, yavaş yavaş aşağıdaki ayeti kerimeleri hastanın sağ kulağına okursun; biiznillahi Teâlâ her türlü cin şerrine şifa olur.

Ayrıca muhtelif İslam alimleri bu ayetlerin her çeşit hastalığa ve hatta ölümden başka her şeye şifa olduğunu beyan etmişlerdir. Okunması gereken ayeti kerimeler şunlardır:

Cinlere Karşı Tesirli Ayetler

  1. Fatiha Suresi.
  2. Bakara Suresi: 1-5 ve 163-164 ve 255-257 ve 285-286.
  3. Ali İmran Suresi: 18-19.
  4. Araf Suresi: 54-56.
  5. Rahman Suresi: 33-36.
  6. Haşr Suresi: 21—24.
  7. Cin Suresi: 1-9.
  8. İhlas Suresi.
  9. Felak Suresi.
  10. Nas Suresi.
50% LikesVS
50% Dislikes

Bir Cevap Yazın