Bakara Suresi 285-286. Ayetleri Tefsiri ve Sırları

Bakara Suresi 285-286. Ayetleri Tefsiri ve Sırları

Bakara Suresi’nin son iki ayetini oluşturan ve “Amenerresulü” diye anılan bu mübarek ayetler, ilahi emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatlerini ifade etmektedir. Ayrıca bir önceki ayette geçen “İçinizdekileri açıklasanız da, gizleseniz da Allah sizi hesaba çekecektir” haberiyle endişeye kapılan müminlere bu ayetlerle kolaylık bahşedilmiş, mükellefiyetler hafifletilmiştir. Böylece Allah’a tam itaat ve iltica meyvelerini verirken yersiz kuşkular da bertaraf edilmiştir. Mirac gecesinde Peygamberimize vasıtasız şekilde vahyolunan bu ayetler, Resulullah’ın hadislerinde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. Bir hadiste de: ”Bu ayetlerin geceleyin yatmadan önce okunması kişiye yeter” denilmiştir.

Amenerrasulü (Amener Resulu) Duası Okumanın Faydaları

1- Amennerresulü okunan eve 3 gün şeytan girmez.

2 – Okuyan Allah (.c.c)’ın sevgisini kazanır.

3 – Allah (.c.c)’ın himayesine girer.

4 – Okuyana ferahlık verir. Bütün arzuları ayağına gelir.

5 – Yatsıdan sonra okuyan geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevaba nail olur.

Bakara Suresi 285-286. ayetleri:

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ 

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

Bakara Suresi 285-286. ayetlerinin Latin Harfleri İle Okunuşu:

285. âmene-rrasûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihi velmu/minûn(e)(c) kullun âmene bi(A)llâhi ve melâ-iketihi ve kutubihi ve rusulihi lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(i)(c) ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ(s) ġufrâneke rabbenâ ve-ileyke-lmasîr(u) 286. Lâ yukellifu(A)llâhu nefsen illâ vus’ahâ(c) lehâ mâ kesebet ve’aleyhâ me-ktesebet(k) rabbenâ lâ tu-âḣiżnâ in nesînâ ev aḣta/nâ(c) rabbenâ velâ tahmil ‘aleynâ isran kemâ hameltehu ‘ale-lleżîne min kablinâ(c) rabbenâ velâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(i)(s) va’fu ‘annâ vaġfir lenâ verhamnâ(c) ente mevlânâ fensurnâ ‘ale-lkavmi-lkâfirîn(e) 

Bakara Suresi 285-286. ayetlerinin Meali:

285. Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. «Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır» dediler. 286. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!

Bakara Suresi 285-286. Ayetlerinin Tefsiri:


Tefsirlerin Özü – Sabuni

285. Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v.) Rabbi tarafından kendisine indirilen Kur’an’a ve vahye iman etti. Mü’minler de iman ettiler. Peygamber ve ümmetinden her biri Allah’ın birliğine, meleklerine, kitaplarına ve pey­gamberlerine inandı. “Biz, Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız” derler. Yani, Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi onların bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr etmeyiz. Bilakis ayrım yapmaksızın Allah’ın peygamberlerinin hepsine inanırız. Dediler ki: Çağrısına icabet ettik, emrine itaat et­tik. Ey Allah’ımız! İşlediğimiz günahlardan dolayı senin mağfiretini diliyo­ruz. Dönüş sadece sanadır, ey Allah’ımız! 

-*-

286. Allah hiç kimseyi, gücünün üstünde bir şeyle mükellef kılmaz. Herkesin kazandığı hayrın karşılığı kendisine aittir. İşlediği kötülüğün cezası da onundur. Ey Rabbimiz! Unutmak veya hata sebebiyle bizden meydana gelen hareketlerimizden dolayı bize azap etme. Ey mü’minler! Allah’a bu şekilde dua edin. Ey Rabbimiz! Kendini öldürerek tevbe etmek, elbisenin pislenen yerini kesmek gibi, bizden önceki ümmetlere yüklediğin ve fakat bizim, yerine getirmekten aciz olduğumuz zor görevleri bize yükleme: Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmiyeceği mükellefiyet ve belâları bize yükleme,: Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, büyük haşr gününde bizi rezil etme, her şeyi kuşatan rahmetinle bize merhamet et.  Ey Allah! Sen bizim yardımcımız ve işlerimizin idarecisisin. Bizi yardımsız bırakma. Bizim ve senin dininin kâfir düşmanlarına karşı bize yardım et. Onlar senin dinini ve birliğini inkâr ettiler, peygamberinin risaletini yalanladılar.

Rivayet olduğuna göre, Rasulullah (s.a.v.) bu dualarla dua edince, her duada kendisine: “yaptım” denilirdi.


Geylani Tefsiri- Abdülkadir Geylani

Resul ve mü’minler Rablerinden kendilerine indirilene îman ettiler. Bâkî olan Allah’ta onun bakâsı ile fâni ve onunla mülâkî olmakta müstağrak olan Hz.

Peygamber ve ona tâbi olup, onun irşadı üzere yürüyen ve izinden giden mü’minler; peygamberini, kendisine halîfe ve nâip olması için, nübüvvet ve risâletinin sırlarını taşıması için yetiştiren Rablerinden indirilen, tecellilerin teceddüdü/yenilenmesi ile yenilenen ve kesret hâlini alan hakikat, mârifet, mükâșefe ve müşâhedelerden kendilerine indirilene inandılar.

Hepsi de Allah’a, meleklerine kitaplarına ve peygamberlerine îman ettiler. Onların hepsi de, Ferd olup, azamet ve kibriyâsı ile azîz (herkesten ve herşeyden güçlü olan Allâh’a, onun isim ve zâtî sıfatları ile sıfatlanmış olan meleklerine, insanlara doğru yolu göstermek için peygamberlerin lisânı üzere indirilmiş olan kitaplarına ve kendilerine tâbi olanları basîret sahibi Hakk’ın en büyük âyetinin (âyet-i kübra) -ki, o varken, onun dışındaki görüşlerin hiçbir değeri olmaz ve onun yanında hevâ ve hevesler unufak olur- ihtivâsı dâhilinde olan yasaklar konusunda uyaran peygamberlerine şöyle diyerek iman ettiler: Biz onun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız. Mâdemki her şey ondan zuhur ediyor ve ona dönüyor, o halde peygamberler arasında hiçbir ayırım yapmayız.

Ve onlar Allâh’a ve iman edilmesi gereken diğer şeylere îman ettikten sonra gönüllü olarak şöyle Dediler: İşittik ve itaat ettik. Güzelce işittik ve peygamberin getirdiği her şeyi kabul ettik. Çünkü onların hepsi senin katındandır. Ey Rabbimiz! Gufrânını umarız. Ey bizi, hep başarısızlık ve zarara götüren imkân elbiseleri ile besleyip büyüten Rabbimiz! Senin bizleri bağışlamanı umarız. Ey her şeyi başkasına değil, kendisine hâdi (yol göstericisi) olan çünkü seninle birlikte başka/ikinci bir şey yoktur- Mevlâmız! Dönüş sanadır. (285). İmkân şeytanından dönüş sanadır.

Sonra Cenâb-ı Hak, hâlis kullarını, işlerinin kendisine döndüğü ve gayretlerinin kendisinde bittiği noktasında uyararak şöyle buyurmaktadır: Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez. Kullarına kendi cânibinin yolunu gösteren Allâhü Teâlâ, bir kimseye ancak kendi gücünün ve kabiliyetinin yeteceği, ilm-i huzûrîsi ile daha önce onun için tâyin ettiği yükü yükler.

Bundan zâhirdir ki, Herkesin kazandığı hayır kendi lehine, herkesin kendi kabiliyeti ile kazandığı hayır kendi faydasına, Ve kazandığı şer de kendi aleyhinedir. Kişinin, bütün fesatların kaynağı olan nefsani kuvvetlerine uyarak yaptığı şer türü şeyler de kendi zararınadır.

Sonra Cenâb-ı Hak, teklifin (ilâhî emir ve yasakların) sırrına işaret ederek, yerine getirilen bütün tekliflerin ancak onun tevfiki ve cezbesi ile gerçekleştiğine işaret etmeyi murat etmektedir. Bundan dolayı kullarına, kendisine duâ ve münacat edilmesini ve kendisinden yardım istenmesini şu şekilde telkin etmektedir: Rabbimiz! Ey bizi lütuf ve keremi ile besleyip büyüten ve terbiye eden Rabbimiz! Tarafımızdan yerine getirilen tekliflerinin kabûlü ve tevhîd ve takdisinin safâsına vasıl olabilmemiz için, Eğer unutur veya hata yaparsak bizi sorguya çekme.

İmkân âleminde olmamız sebebiyle teklifini (emir veyâ nehyini) yerine getirmeyi unutacak veya idrâkimizin kusurlu olması dolayısıyla onda bir hata yapacak olursak bizi hesaba çekme, Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme. Bizim üzerimize, senin tevhîdini idrak etmekte kalplerimizi körleştirecek, görmesini engelleyecek ağır bir perde ve kalın bir örtü koyma. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği yükü yükleme. İmkân (maddiyat) kiri ve taallukat (maddiyat ile alakalı olmamız) sebebiyle bize ağır riyâzatlar ve meşakkatli teklifler yükleme.

Bizi affet. Bizim imkân vasıflarımızın îcaplarını lütfunla imhâ et. Bizi bağışla. Enâniyetimizi ve hüviyetimizi / bizliğimizi nazarımızdan al, ey Rabbimiz. Ve bundan sonra da Bize merhamet et. Vâsi/geniş olan rahmetin ile bize merhamet eyle. Sen bizim Mevlâmızsın. Nimetlerimizin sâhibisin. Tevhidine rağbet etmemiz, ulaşabilmemiz, geri dönebilmemiz için nusretin sâyesinde, Kâfirlere karşı bize yardım et (286). 

Kendi bâtil benlik bulutları ile apaçık Hak güneşini ufukta örtenlere karşı bize yardım et. Ey yardım edenlerin en hayırlısı ve sapmışların/yolunu şaşırmışların hâdîsi/rehberi! Lütuf ve kereminle, bizleri senin haklığının ve tevhidinin hakikatine ulaştır.


Tefsir (Kur’an Yolu)

Sûrenin başında Allah’ın iyi kullarının gayb âlemine, doğru yolu göstermek üzere gönderilmiş Kur’an’a ve ondan önce gelen kitaplara iman ettikleri, namazı kılıp zekâtı verdikleri, Allah’ın verdiklerinden O’nun rızası için harcamalar yaptıkları, bu iman ve güzel ameller sayesinde Allah rızasına uygun bir hayat sürüp iki cihan saadetine nail oldukları zikredilmişti. Arkadan tafsilâta geçilmiş, daha önce gelen kitaplar, peygamberler, ümmetler, Allah’ın onlara bahşettiği çeşitli nimetler, nankörlükler, isyanlar anlatılmış, bunlardan ibret alınarak İslâm’ın getirdiği hidayetten sapılmaması pekiştirilerek istenmişti.

Bu sûre, hicretin ilk yıllarında geldiğinde muhatapları büyük ölçüde Allah’ın rızâsına uygun bir hayat yaşıyorlardı. O’nun rızâsı için her şeylerini geride bırakarak Medine’ye hicret etmiş muhacirlerle onlara her şeyleriyle kucak açmış ensar vardı. Allah Teâlâ sûrenin sonunu getirirken bu kullarına bir mükâfat olmak üzere onlar hakkındaki hükmünü, onların kendi nezdindeki yer ve değerlerini bildirmek istemiş, böylece ilk müslümanların yolunu izleyecek olanlara da bir dinî hayat dersi, kul ile rabbi arasındaki ilişkiyi kurmanın yolu hakkında bir anahtar vermiştir: Resul ve çevresindeki müminlerin imanlarının ve itaatlerinin Allah tarafından tasdik edilmesi eşsiz bir iltifat, emsalsiz bir saadet vesilesidir.

Bu tasdiki takip eden niyaz tâlimi ise kulluk yolundaki iniş çıkışları göstermekte, iyi niyetli kulların istemeden meydana gelen kusurlarını yüce mevlânın bağışlayacağına işaret etmekte, Hz. Peygamber’in ümmetine gelen en son ve kâmil dinin başta gelen özelliklerinden biri olan “kolaylık” temel kuralını dile getirmekte; esasen kulluğun güç olmadığını, çünkü Allah’ın kullarına güçlerini aşan yükümlülükler buyurmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sûrenin başıyla sonu âdeta bir levhanın iki parçası gibi birbirini tamamlamaktadır. Nitekim ümmetin geleneğinde de hem özellikle okunarak hem de levhalaştırılıp itina ile duvarlara asılarak bu özellik hayata geçirilmiştir (peygamberler arasında ayrım yapılmamasının anlamı hakkında bk. Bakara 2/136).

Allah’ın, kullarını güçlerini aşan fiillerle ve davranışlarla yükümlü kılmayacağını ifade eden bu âyet, İslâm düşüncesinde ortaya çıkmış bulunan önemli bir tartışmanın çözümüne ışık tutmaktadır. “Allah’ın kullarına, güçlerini aşan bir görevi yüklemesi (teklîf-i mâlâ yutâk) câiz midir?” sorusu etrafında gelişen bu tartışmada, Allah’ın kudret ve iradesini sınırlar korkusuyla “câizdir” diyenlere karşı, O’nun hikmetine, adaletine, imtihan iradesine, dinî, ahlâkî, hukukî değerlerin, mükâfat ve cezaların mâkul bir temele oturması gereğine ağırlık verenlerin savunduğu “Câiz değildir, hakîm olan Allah böyle bir yükümlülük getirmez” diyenleri bu âyet teyit etmektedir.

İnsanların kader ve fiillerinde kendi rollerinin de bulunduğunu ifade eden “Lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır” cümlesi, “kaza, kader, irade, kudret, kesb” konularında asırlar boyu süren ve mezheplerin (ekol) oluşmasına temel teşkil eden bir tartışmaya açıklık getirmektedir. “İnsanların ortaya koydukları fiillerde ve davranışlarda kendilerine mahsus irade ve kudretleri yoktur” diyen Cebriyye ekolü; “Bu fiiller ve davranışlar, bağımsız olarak insanın irade ve kudretinin eseridir, fiilini yoktan var eden (îcâd) kuldur” diyen Mu‘tezile mezhebi; “Kulun fiili meydana gelirken Allah’ın irade ve kudreti yanında –etkisi bulunmaksızın– kulunki de vardır” diyen İmam Eş‘arî, bütün bu ekollerin karşısında yer alan Mâtürîdî mezhebi, diğer deliller yanında bu âyetten ışık ve güç almaktadır.

Bu son mezhebe göre Allah Teâlâ kullarına irade ve kudret (güç) vermiştir. Bu irade ve kudret yaratılmıştır, hem hayır hem de şer için işler ve bu mânada “küllî” niteliklidir. Küllî irade ve kudretin, hayır ve şerden birine sarf edilmesi ise cüz’î niteliklidir; yani cüz’î kudret, cüz’î iradedir. Buna kesinleşmiş ve fiile yönelmiş azim (azm-i musammem) ve “kesb” de denir. Kesb fiilin aslını (yok iken var olmasını, yaratılmasını) değil, vasfını (hayır veya şer olmasını) etkiler. İşte beşerî sorumluluk da bu kesbe dayanır (geniş bilgi için bk. Kemâleddin el-Beyâzî, İşârâtü’l-merâm, s. 54 vd., 248-263). Açıkladığımız âyette kulun fiiline etkisini açıkça ifade eden kelime, Türkçesi “elde etmek, kazanmak, hak etmek” demek olan “kesb”dir. Eskiden sıkça tekrarlanan “Kul kâsibdir, Allah da hâlıktır” veya “Kul kesbeder, Allah da halkeder” cümlesi bu gerçeğin vecizeleşmiş şeklidir (ayrıca bk. Bakara 2/7).

Yukarıda meâli zikredilen bir hadis, Muhammed ümmetinin unutma ve yanılma sebebiyle meydana gelen kusurlarının Allah tarafından bağışlandığı müjdesini veriyor ve burada geçen duanın kabul edildiğini belgeliyor.

Hıristiyanlık için de amelî geçerliliği bulunan Eski Ahid’de yeme, içme, temizlenme gibi konularda oldukça zor dinî kurallar, yasaklama ve sınırlamalar vardır. Kur’an-ı Kerîm’de bu âyetten başka yerlerde de aynı tarihî gerçek dile getirilmiştir (A‘râf 7/157). İslâm’ın ümmete getirdiği yükümlülükler ise fıtrata uygundur, insanların zorlanmadan hatta kolayca yapabilecekleri ödevlerdir. Şahsî ve özel durumlar sebebiyle zorluk baş gösterdiği takdirde de ruhsatlar vardır.

Aslında temel nitelikleri sıralanmış bulunan bu dine bütün insanlığın akın akın girmesi gerekirdi. Mümin aklı böyle düşünür, mümin gönlü böyle ister ve beklerdi. Fakat Allah’ın imtihan için kullarına verdiği akıl, irade, nefis, yine bu maksatla insanlara musallat olan şeytan milyarlarca insan için doğru yolun ve hak dinin engelleri olmuş, müminin beklentisinin aksine insanların hakkıyla şükredenleri, küfür ve nankörlük içinde olanlardan az bulunmuştur. Bu çokluk karşısında müminler, kendi güç ve gayretleri yanında ve ondan daha çok yüce Allah’ın yardımına sığınmak durumundadırlar:

“Sen bizim mevlâmızsın, inkârcılara karşı bize yardım et!”

Sûrenin bu son iki âyetinin fazileti hakkında birçok sahih hadis rivayet edilmiştir. “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki bir gecede okuyana onlar yeter” meâlindeki hadis bunlardandır (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 10, 27, 34; diğer bazı örnekler için bk. Şevkânî, I, 342 vd.) Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 454-456

Bakara Suresi 285-286. Ayetlerin Fazilet ve Sırları

Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

Ebu Umame (r.a.)’den rivayet edildi ki, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: Dört şey Arşu’r-Rahman’ın altındaki hazineden (Cennet hazinelerinden) indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete’l-Kürsi, Sure-i Bakara’nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir. (El-Mütteki, Kenzu’l Ummal, 1/558)

Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan o eve yaklaşamaz. (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 4)

Abdullah ibni Mes’ûd buyurdu ki: Peygamber Efendimiz’e (sas) miraçta üç hediye verilmiştir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin son iki ayeti, ümmetinden Allah’a şirk koşmadan ölenlerin büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi. (Müslim, Îman, 279)

Allah Teâlâ, Bakara sûresini iki âyetle sona erdirdi ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem rahmettir, hem duadır, hem Kur’an’dır. (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14)

Dört şey Arşu’r-Rahman’ın altındaki hazineden indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete’l-Kürsi, Sure-i Bakara’nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir. (El-Mütteki, Kenzu’l Ummal, 1/558)

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakara Suresi’nin son iki ayetinin “cennet hazinelerinden”, “Arş-ı Âzam’ın altında bulunan hazine”den alınmış olduğunu belirtmiştir. (bkz. İ. Canan, K. Sitte, Muhtasar ve Şerhi, Bakara Suresinin Fazileti Bölümü)

“Bakara sûresinin başından dört âyeti, Âyet-ül Kürsî’-yi ve bunu takip eden iki âyeti ve sûrenin sonunda bulunan üç ayeti kim okursa ona ve ehline o gün şeytan yaklaşamaz, kötü olan hiçbir şeyle karşılaşmaz. Bu âyetler deliye okunursa Allahü Teâlâ’mn izniyle iyileşir.”

“Âmenerresûlü’yü öğrenin!.. Kadınlarınıza, çocuklarınıza da öğretin. Çünkü bunlar hem Kur’ân-ı Kerîm, hem de duâdır.”

Hz. Ömer (r.a) ile Hz. Ali (r.a)’dan rivayet edilmiştir ki, Her biri: ”Aklı başında bir adam görmezdim ki, Bakara Suresi’nin sonundaki bu ayetleri okumadan uyusun.” Demişlerdir.

İmâm-ı Nevevî buyurdu ki: Bu âyet-i kerîmeleri okumak geceyi ihyâ etmeye kâfidir. Bazıları da, kötülüklerden korunmasına kâfi gelir demişlerdir.

Amenerrasulü Dilek ve Hacet İçin Kaç Defa Okunur

Başında Euzü Besmele çekip; 7-11-21-41-100-313 gibi sayılarda ara vermeden her gün en az 7 gün okunur.

Bütün olumsuzluklara karşı bir gecede 313 defa okumak büyükler tarafından uygun görülmüştür.

Safran mürekkebiyle Yazılır ve suya atılır. Bu sudan da içilirse maddi manevi hastalıklar kalkar.

Nurundan, feyzinden ve bereketinden faydalanmak için yatsı namazından sonra 313 defa okunur. Bu okumanın 1-3-7 gün yapılmasını tavsiye edilmiştir.






100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın