Batın Alemini Müşahede

Beşinci mektup: Batın Alemini Müşahede

Ey Aziz

Maarif Güneşin doğuşunu bekle o Güneş sırlar seması canibinden doğacaktır. O Güneş doğduktan sonra kalp bostanları nura gark olacaktır. Bu nurları getiren güneşin esas merkezi:

– “Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez.” Zümer / 69 Mealini taşıyan ayetin özlü manasıdır…

 

Bu aydınlığa kavuşan Salih’in elbet gönlü Ruşen olacak ve özünün derinliğinde saklı âlemleri seyre dalmak da onun hakkıdır.. İşte bu dalış sonundadır ki cehalet örtüleri akıllara hassasiyet gözlerinden kalkar ama nasıl bilirsin hangi kalp gözüne anlamayı arar mısın elbette arzularsın O halde oku:

– “Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (denir).” Kaf/22 Ayeti kerimesindeki mana sürmesi çekilen kalp gözüne…. Ne Saadet ne Saadet…

Neleri görmez ve nereyi müşahede etmezsin ki… Ve bâtın gözlerine o ilahi sürme çekilince ne müşahedeler olmaz ki… Yeter ki o sürme bir defa mana gözüne çekilsin…. Ondan sonra Batın anlayışları gözün bir başka şeyler görmeye başlar…  Öyle acayip işler görür ki, hayretten hayrete geçer… Müşahede ettiği mukaddes nurların parıltısı onları öyle kamaştırır ki, açmakta zorluk çeker… 

Ya fikre gelen hatıralar… Onlar da bir başka acayip işlerdir… Ona da alemi melekut unsurları çözülür… Kuvve-i fikriye, seyrettiği şeylerin o kadar tefsirinde kalır ki düşünemez edemez olur. 

*

Belki de oraya bir talep için gelmişti… Ama bilmeden Aşk Vadisi’ne daldı zaten bu hale gelen bilerek neyi yapabilir ki? O aşk heyecana kapılan talep vadisindedir ama bilemez, hayrandır… Kendini orada kaybetmiştir… 

Bu hal içinde onu bir başka kuvvet harekete getirir… Ne olduğunu anlayamadan bir de bakar ki, Hak yakınlığı vatanında… 

Nasıl oldu bu iş? 

Diye soramaz da… 

Neredeydim, nereye geldim?… 

De diyemez… Şevk hali onu o kadar sarmıştır ki, ne edip ne eylediğini anlayamaz… Hatta, Hangi işlere alet olduğunun bile farkında değildir…

*

Olagelen bu haller içinde, onu bir korku sardığı da olur. Öyle ya, belki bir an ayıkır, o baş döndürücü güzellikler için: 

– Ya bunlar elimde alınırsa?… 

Diye düşünebilir… Her zaman kendinden geçmiş olmaz ya… Ayıktığı da olur… İşte o ayıktığı zamandır ki, Allah’ın mekrinden emin olmamak aklına gelir… Ve meyus olur… Belki de bir yalnızlık duyar, içi burkulur… 

Ama… Ama onu, o makama kadar çıkaran Hak Teala nasıl meyus eder ki?… Elbette etmez… Onu nasıl gama boğar ki?… Elbette boğmaz… Yalnızlık duygusu ha… İşte bunu hiç vermez… Ayıktırdığı bir anda o kulunun gönlüne şu ilahi hitapların ılık sesini duyurur:

“İçinde dinlenesiniz diye geceyi, görmeniz için de gündüzü yaratan Allah’tır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.” Mü’min / 61

“O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’ın üzerine istiva edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” Hadid/4

Beraberlik ha… Hakkın kulu ile beraberliği… Onun kuvveti, kudreti karşısında ne kıymeti var ki, hava boşluğunda bir zerre… Koca Sahra’da bir milcik… Bu kadar da olamaz… Belki de: 

– O halde bu beraberlikte kulun değeri ne?… 

Diyeceksiniz… Ama sakın şaşırmayın ve gerçek olduğunu bilin… Şayet bu sorunuza karşılık ağzımdan bir: Hiç.. Çıkarsa, doğruluğunu derhal kabul edin… Kulun bir varlığı olacak ve bir şey yapmaya kalkacak ha… Hem de Hakkın kudreti karşısında. Hayır, hayır hepsi silinecek… Kulda varlık vehmi ölecek…Hele

“Allah tan başka bir ilah yapmaya kalkmayın! – (51/51)

Emrini duyan kul tümden erir… Fenaya varır… Var, vehmettiği varlığın zerresi bile kalmaz.

*

Bunu kim anlar ve kim bulur? Diyebilirsiniz. Gerçekten bu söz çok önemli Öyle ya kim anlar kim bulur? Bu soru çok mühimdir. Üzerinde durmaya değer insanda onu bulmaya bir güç vehmederek söylüyorsan, çok yanılıyorsun. Sonra şimdiye kadar anlatılan hallerden bir şey anlamadığın anlaşılıyor… Yazık… Bu hale göre önce:

“Bu işin olması veya olmaması elinde değil…” (3/128)

Mealine gelen Ayet-i Kerimenin manasını düşünmelisin. Ne demek istediğini, bir daha, bir daha okuyarak anlamaya çalışmalısın…

Sakın bunu da kendi gayretinle bulacağın vehmine kapılmayasın… Orası bir tevhid denizidir… Kim kendi gayretiyle oradan bir şey almaya dalarsa, derhal Hakkın gayret dalgaları ona çarpar ve azamet bahr-i muhitine atar… Şayet, hali böyle olan kul; bu bahri muhitten kurtulmak ister, çırpınmaya kalkar ve bütün bunlarla sahile çıkmak dilerse, o zaman hayret ve dehşet girdabına düşer… Şayet Hak Teâlâ ona gerçeği anlamayı nasip etmişse, o zaman şöyle yalvarmaya başlar:

“Rabbim, nefsime zulmettim, beni bağışla.” (28/16)

*

İşte bundan sonradır ki, o kula lütuf yardımı binekleri gelir.

“Biz onları, denizde ve karada yüklendik.” (17/70)

Fermanı ile, bütün tehlikelerden kurtarır. Ve: “Rahmetimizi dilediğimize yağdırırız…” (18/58) ferman gereğince, en beğendiği sahil yurduna çıkarır…

 

Bu haller olup biterken, artık kulda varlık kalmamıştır. Tamamen Hakka teslim olmuştur…

“Allah-ü Teala, ilmi, kudreti ve kuvveti ile her şeyi kuşatmıştır…” (41/54)

Emri gereğince, o kulun da nasibine bi şeyler düşer… Sırlar alemine ait kapı

anahtarlar ona teslim edilir…

 

Bundan sonra, onun için hedef gözükmüştür.

”Son durak, Rabbinedir… (3/14)

 

Cümlesi, onun için bir işarettir… Bu işareti o artık çok iyi anlar… Çünkü ona, manaları çözme usulü talim edilmiştir… İlhamın ne olduğu, vahyin ne mana taşıdığı onun bildiği şeydir…

Çünkü :

“О, kuluna vahyedeceği kadar vahyetti.” (53/10)

 

Ayet-i kerimesindeki mana ona öğretilmiştir. Sonra evet sonra: “O rabbının yüce ayetlerini gördü.” 53/18 mealini taşıyan ayeti kerimenin özünde saklı işaretleri Fehmetmeye başlar… 

 

Cenabı Hak cümlemize o hallere vermeyi nasip etsin amin

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın