Bilgi Edinme Yolları Hakkında Ayetler

Bilgi Edinme Yolları (1)

Tabiat kanunları, tecrübe, sağduyu ve vicdana dayanma anlamında akıl, vahyin (Kur’an’ın) temelidir. Vahiy, Allah’ın insan aklını ve insan dilini kullanarak insana hitap etmesidir. Vahiyle insan aklı arasında bir mahiyet farkı yoktur; olsa olsa derece farkı olabilir.

Bundan dolayı, dinî veya tabiî gerçeklik, açıklık sınırları içindedir; idrak edilebilir, kavranabilir, muhakeme edilebilir. Cehalet, şüphe, zan, hayal, vehim ve ilham, bilgi kaynağı olarak reddedilmiştir. Kur’an’da iman, aklın ve iradenin ortak bir aksiyonu olarak betimlenir; heva (arzular) akıldan ayrılmış; geleneğe, yerleşik kültüre ve dogmaya bağlılık reddedilmiş; eleştiri, sorgulama ve bilgi aktlarını etkin bir şekilde kullanma teşvik edilmiş ve vakıa (esbâb-i nüzûl) alabildiğine dikkate alınmıştır. Vahiy, kendini ilim, kitap, furkan, hidayet ve okuma gibi isim-sıfatlarla nitelemektedir.

Doğru Bilginin (İlm) Kaynakları


Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy.

“Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.” Al-i İmran:60

“Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!” Bakara:147

“Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!” Enbiya:18

“İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?” Casiye:6

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitap’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” Zümer:23 (1)

“(Yahudiler) Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü «Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi» dediler. De ki: Öyle ise Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitap’ı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de atalarınızın da bilemediği şeyler (Kur’an’da) size öğretilmiştir. (Resûlüm) sen «Allah» de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!” En’am:91

“(Resulüm!) Eğer sana indirdiğimizden (bu anlattığımız olaylardan) kuşkuda isen, senden önce Kitap’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma! Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana uğrayanlardan olursun.” Yunus: 94-95

“De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum).” Yunus: 108

“Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” Alak: 3-5


Bilgi Vasıtalarını Etkin Kullanmak

İnsan duyu organlarının dışında da bilgi vasıtalarına sahiptir. İnsanın doğru bilgiye ulaşabilmesi için kullanabileceği her imkan, onun için bilgi vasıtası olur. Kainatta yaşanılan olayların düşünülmesi, okudukları ve öğrendiklerini duydukları fikirlerin doğruluğunu araştırması hep bu konunun başlığı altındadır. Kur’an insanoğlundan , doğru bilgiye ulaşabilmesi için bütün bilgi edinme yollarını etkin bir biçimde kullanmasını istemektedir.

Allah Âdem’e bütün isimleri, öğretti.(3) Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakîm olan ancak sensin, dediler. (Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.” Bakara: 31-33

“Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi.(2) Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.” Nisa: 83

“Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O’na döndürülecekler.” En’am: 36 

“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğimde demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” En’am : 50 (4)

“Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” Nahl: 78 (5)

“Tâğut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. “ Zümer: 17-18 (6)

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” İsra: 36 (7)

“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?” Kamer: 12,22,32,40. ayetler

“Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır! Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.” Müddessir: 54-55


Dip Notlar

(1) Âyette zikredilen «Kitaben müteşâbihen» ifadelerinden, âyetlerin birbirini pekiştirdiği anlamı çıkarılmıştır. Kur’an, 23 senede muhtelif zaman ve şartlarda inmiş olmasına rağmen âyetlerinin hiç biri diğeri ile çatışmaz. Bilakis birbirini teyit ve tefsir eder. «Okumaya doyulmayan» şeklinde tercüme edilen «mesâniye» kelimesi «çeşitli üslûplarda tekrarlanan» şeklinde anlaşılmıştır.

(2) Bu ayette yalnızca dini konularda değil herhangi bir konuda doğru bilgi elde edebilmek için o konunun ehline başvurulması gerektiğini ortaya koymaktadır.

(3) Burada sembolik bir dille anlatılan susuz insan türüne kavramsal düşünme yeteneğini verilmiş olduğudur.

(4) Müşrikler, Resûlullah (s.a.)a «Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber isen Allah’tan iste de bize dünya nimetlerini bol bol versin, aksi halde sana inanmayız» dediler. Bunun üzerine bu âyet indi ve Peygamberin, insanları zenginleştirmek için değil, onlara gerçeği tebliğ etmek için gönderildiği ifade edildi.

(5)  «Siz hiçbir şey bilmezken» ifadesi için yapılmış izahlar vardır: 1. Siz babalarınızın sulbünde bulunduğunuz sırada sizden alınan misakı bilmezken. 2. Sizin için hükmedilen iyi veya kötü kaderi bilmezken. 3. Menfaatlerinize olan şeyleri bilmezken.

(6) Tâğut’un açıklaması için Nisâ 4/60. âyetin notuna bak. Vasıfları anlatılan kimselerin dinledikleri söz, Allah kelâmı, Hz. Peygamber’in sözleri veya selefin görüşleri olarak yorumlanmıştır. Sözün en güzeli kuşkusuz Kur’andır.

(7) Kur’an’ın insanın öğrenmeye bilmediğini bilenlere sormaya düşünmeye soruşturmaya yönettiği çok açıktır. Yukarıdaki ayet hakkında bilgi vasıtalarını etkin olarak kullanıp sağlam bilgi edinmeden herhangi bir şeye uyumayı, bir görüşü benimsemeyi veya bir şeye inanmayı eleştirmekte ve bilgi vasıtalarının bundan sorumlu tutulacağını bildirmektedir.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir