Bilginin Getirdiği Sorumluluklar Hakkında Ayetler

Bilginin Getirdiği Sorumluluklar -3-

Allah Kur’an’la insana hitap ederek aklını iyi kullanmasını hatırlatmıştır. Akıl sağduyu, tecrübe ve vicdanla görmesini bilmelidir. Tabiatta olup bitenlerin tesadüf olmadığını her şeyin bir kanun ve akışat üzere hesaplanmış bir şekilde akıp gittiğini idrak etmesi istenmektedir. 

Allah’ın emirleri anlaşılabilir, kavranabilir ve yaşanabilir dir. Cehalet, şüphe, zan, hayal, vehim ve ilhamla yaşanan bir hayat kabul görmez. Kur’an’da iman, aklın ve iradenin ortak bir aksiyonu olarak betimlenir; heva (arzular) akıldan ayrılmış; geleneğe, yerleşik kültüre ve dogmaya bağlılık reddedilmiş; eleştiri, sorgulama ve bilgi sürecini etkin bir şekilde kullanma teşvik edilmiş ve vakia (esbâb-i nüzûl) alabildiğine dikkate alınmıştır. Vahiy, kendini ilim, kitap, furkan, hidayet ve okuma gibi isim-sıfatlarla nitelemektedir.

Kur’an teori ve pratik ayrımını aşan, bu ikisinin birlikteliğini öngören Takva’yı öne geçirmiştir. Davranışlarınıza yansımayan sözde imanın ve insanın ahlaki gelişimine katkısı olmayan bilginin Kur’an açısından bir önemi yoktur. İnsanın yeryüzündeki imtihanının konusunu, onun ‘insan’ olma potansiyelini gerçekleştirmesi olarak tanımlayacak olursak, bu sürecin yarısı doğru bilgiyi elde etme çabası, diğer yarısı da bu doğru bilginin gerektiği şekilde salih amele çevrilmesi gerekir. Buda kuran ahlakının getirdiği sorumlulukları ortaya çıkarır.

Kur’an bilgi sahiplerine kendi toplumlarına karşı ne gibi sorumluluklar yüklediği ne işaret eden ayetlere bakalım…

“Onlara (Yahudilere), kendisine ayetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. (1) Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.” A’raf: 175-178

“İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.(2)” Fatır: 28 

“Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” Kasas: 79-80

“Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları)  bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar).  Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.” Hud: 116

“(Ey bilginler!) Sizler Kitab’ı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Bakara: 44

“Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur’an’ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.” Hac: 54

“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.(3)” Cuma: 5

“Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür!” Maide: 63


Dip Notlar

(1)- Müfessirlerin çoğunluğuna göre ayette adı zikredilmeyen bu kişi İsrailoğulları’ndan Bel’am b. Bâûrâ’dır. Önceleri Hz. Musa’nın dinini kabul etmiş, iyi ve duası makbul bir mümin idi. Ancak Hz. Musa’nın kendilerini yenilgiye uğratmasından korkan kavminin ısrarına dayanamayıp Musa’nın aleyhine beddua etmiş; kavmine, onu yenebilmeleri için hileler öğretmiş; fakat Allah onun bedduasını kavmine çevirmiş, kendisini de cezalandırmış, sahip olduğu manevi mertebe ve meziyetlerden mahrum bırakmıştır. Mutasavvıflar Bel’am b. Bâûrâ’yı kibir ve dünyevî arzuları sebebiyle sapıklığa düşenlerin bir örneği olarak takdim ederler. Bazı tefsirlerde, ayette bahsedilen bu kişinin Ümeyye b. Ebi’s-Salt veya Nu’man b. Seyfî er-Rahib olduğuna dair rivayetler de vardır.

(2)- Âlimler, Allah’ı bilen ve O’na tazimde bulunarak saygı besleyenlerdir. Bir hadiste «Rütbelerin en yükseği ilim rütbesidir» denilir. Ayette bahsi geçen ilim, imanla birleşen ilimdir. Çünkü iman ahiret hayatını da garanti altına alır; imansız ilim ise insanlara sadece geçici dünya faydaları sağlar.

(3)- Bu teşbihten anlaşıldığı gibi kitap, insanlara amel edilmesi için gönderilmiştir; aksi halde yük olmaktan öte bir fayda sağlamayacaktır.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir