Ca’fer es-Sâdık

Ca’fer es-Sâdık

جعفر الصادق

Ebu Abdillah Ca’fer es Sadık b. Muhammed el-Bakır b. Ali Zeyni’l-abidin (6.148/765)

Hz. Ali’nin soyundan gelen müçtehit bir alim, Şia’nın İsnaaşeriyye mezhebine göre altıncı imamı Ca’fer es-Sâdık, 80 (699) veya 83 (702) yılında Medine’de doğdu. Babası Muhammed el-Bakır, annesi Hz. Ebu Bekir’in torunu olan Kasım b. Muhammed’in kızı Ümmü Ferve’dir. Böylece Ca’fer es-Sâdık’ın soyu baba tarafından Hz. Ali’ye, anne tarafından da Hz. Ebû Bekir’e ulaşmaktadır.

İlim Tahsili

Ca’fer es-Sadık ilk eğitimini dedesi Zeynelabidin ve babası Muhammed el-Bakır’dan aldı. Babasının vefatının ardından 114 (733) yılında onun takipçileri tarafından hareketin yeni önderi (imam) olarak kabul edildi. Vefatına kadar geçen süre içinde İslam toplumunun çeşitli kesimleriyle yakın ve dostane münasebetler kurdu, dönemindeki bütün müslümanların saygısını kazandı. Ailesini ve cemaatini hem Emevi hem Abbasi iktidarlarında korumaya çalıştı. Amcası Zeyd b. Ali’nin Emevi Devletine isyan edip öldürülmesinden (122/740) sonra ağırlaşan şartların etkisiyle siyasetten tamamen uzaklaşan Ca’fer, Medine’de ilimle meşgul oldu ve bu şekilde Emevi Devleti’nin baskılarından kurtulabildi.

Emevileri yıkıp yeni bir otorite tesis eden Abbasiler devrinde de siyasi açıdan Ehlibeyte yönelik önemli bir değişikliğin olmadığını görerek kendisini ilmi faaliyetlere verdi: cemaatini irşat ve idare ile meşgul oldu. Babası Muhammed el-Bakır ve dedesi Zeynelabidin’in yolunu takip ederek siyasi tartışma ve toplumsal kargaşalardan (fitne) hem kendisi uzak durdu hemde takipçilerini bu tarz faaliyetlerden uzak tuttu.

Amcasının oğulları Muhammed en-Nefsüzzekiyye ile İbrahim b. Abdullah’ın 145 (762) yılındaki İsyanlarına katılmadığı gibi, başarılı olamayıp 

öldürülebileceklerini söyleyerek onları vazgeçirmeye çalıştı. Nitekim olaylar onun tahmin ettiği istikamette gelişti. 148 (965) yılında Medine’de vefat eden Ca’fer a sadık Cennetülbaki’de babası ve dedesinin kabirlerinin yanında defnedildi.

Evlilik Ve Çocukları

Ca’fer es-Sadık’ın, amcası Hüseyin b. Ali Zeynel Abidin’in kızı olan ilk eşi Fatıma’dan İsmail, Abdullah, Ümmü Ferve, Hamide el-Berberiyye adlı ikinci eşinden Musa, İshak, Fatıma, Muhammed; diğer eşlerinden de Abbas, Ali ve Esma olmak üzere on çocuğu oldu. Ölümünden sonra taraftarları farklı gruplara ayrıldı; önemli bir kısmı Musa el-Kazım’ı önder olarak tanırken diğer bir grup, Cafer henüz hayatta iken vefat eden büyük oğlu İsmail’i önder tanıdı, bazları ise İsmail’in ölmediğini ileri sürdü.

Bir kısmı ise İsmail’den sonraki büyük oğlu Abdullah el-Eftah’ı önder kabul etti Ca’fer es-Sadık, Hanefi mezhebinin imamı Ebû Hanife ve kelam alimleri Amrb. Ubeyd ve Vasil b. Ata gibi Irak ilim çevrelerindeki âlimlerle de görüşmüş olmakla birlikte onun çevresi daha çok Medine’deki ilim adamlarından oluşmaktadır. O, bir müçtehit olarak yetiştiği ve görüşlerini şekillendiren Medine’de fukaha’yi seb’a (sahabeden sonraki nesil olan tâbiin neslinde yetişen Medineli meşhur yedi fakih) veya onların öğrencileri gibi devrin önde gelen pek çok alimiyle bir araya gelmiş, başta babasıyla anne tarafından dedesi Kasım b. Muhammed b. Ebû Bekir olmak üzere Ubeydullah b. Ebû Rafi’, Urve b. Zübeyr, İbn Abbas’ın talebeleri olan İkrime el-Berberi ile Ata b. Ebû Rebah ve İbn Ömer’in talebesi Nafi’ ile Zühri gibi önemli şahsiyetlerden Hz. Peygamber’in hadislerini öğrenmiştir.

Medine’de Yetiştirdiği Alimler

Medine’deki ders halkasında hem genel ilim taliplerinin hem de kendi takipçilerinin inanç ve hukuk ile ilgili sorunlarıyla ilgilendi. İbn Cüreyc, Süfyan es-Sevri, Malik b. Enes, Sufyan b. Uyeyne, Yahyâ el-Kattân gibi büyük Sünni âlimler ondan hadis aldılar. Oğulları Muhammed, Mûsa el-Kâzım ve İshak’ın yanı sıra, bazıları daha sonraları marjinal görüşleriyle tanınsalar da her biri onun çevresinde oluşan cemaatin fikri gelişimine Ciddi katkılar veren Zürâre b. A’yen, Cemil b. Salih, Muhammed b. müslim et-Taifi, Büreyd b. Muaviye, Ebü’s- Sabbah el-Kinani gibi pek çok öğrenci yetiştirdi.

Cafer es-Sadık Peyganber’in soyundan gelen ehlibeytin önderi konumunda olması gerekse dindar yaşantısı sebebiyle dönemindeki insanların takdirini kazanmıştır. O, inanç ve fıkıh esasları açısından müslümanların büyük çoğunluğunun benimsediği sünnet yolunda giden itidal sahibi alimlerdendir ve çağdaşı olan alimler tarafından da böyle tanınmıştır. 

Kur’an-ı Kerim’de ve sünnette belirtilen İslam esaslarına aykırı inanclardan uzak duran, toplumda karşılaşılan meselelere Kur’an ve sünnet ışığında çözümler üreten (müçtehit), sezgi gücü yüksek, doğru sözlü, nakline ve görüşlerine güvenilir önemli bir alim olan Ca’fer es-Sadık, tarikatlar tarafından büyük bir sufi olarak kabul edilmiş ve Allah dostlarını sıralayan veliler zincirinde kendisine yer verilmiştir.

Caferi es-Sadık Hakkında bir Kıssa

Saltanatının elinden gideceğini vehmeden devrin hükümdarı bir gece vezirine: Ey Vezirim, dedi, derhal imâm-ı Ca’fer’i al getir. Onunla görülecek bir hesabım var. Ya o hayatta kalır, ya ben!. İkimiz bu mülke sığmayız!.

Vezir’in insaf damarı harekete geçti ve dedi:

– Ey sultanım!. Evinde oturmuş, gece-gündüz ibâdetle meşgul olan, devlet İşlerine karışmayan bu büyük zâtı öldürmekten vazgeçin.

Günahsız bir adama kılıç vurmak hükümdarıma şeref kazandırmaz…

Ne var ki, hükümdar bir kere kafasına takmıştı. Dell deli bağırdı:

Yürü, sen dediğimi yap!..

Vezir boyun büktü:

Beni bu günaha ortak etme!..

Hükümdarın gözleri şimşekler gibi yanıp söndü ve haykırdı:

Galiba başın vücuduna fazla geliyor, başının koparılmasını istemiyorsan hemen bu işi hallet!..

Ve gecelerden daha korkunç yüzünü cellatlarına tutup şu emri verdi:

İmâm-ı Ca’fer içeri girince, ben başımdan külâhımı çıkardığım an hemen başını vuracaksınız!..

Vezir, ayağını sürüye sürüye şanlı Velinin huzuruna gitti ve onu alıp saraya getirdi. Ca’fer es-Sadık (Kuddise Sirruh), küt küt yürüyerek hükümdarın taht odasına girdi… o da ne?

Hükümdar derhal ayağa kalktı, büyük bir tevâzu ve hürmetle imamı karşıladı. Tahtına çıkarıp oturttu ve dedi:

Ey Sevincin aynası!. Benden bir emriniz, isteğiniz olursa hemen emredin, yapayım!..

Cellatlar ve hizmetçiler hayret ve dehşetten donup kalmışlardı.

Bu ne demekti böyle?

Hazret-i imam acı bir tebessümle ona baktı ve senden bir ricam yok, dedi, beni bir daha sarayına çağırma!

Rabbime kulluktan beni alıkoyma, başka bir şey istemem!

Ve hemen izi üstüne geri döndü. Hükümdar onu izzet ve ikramla tâ kapıya kadar uğurladı. Fakat kendinde ayakta duracak takati bulamıyordu. Vücudunda tarifi imkânsız bir titreme, bir ürperme ve bir korku. O lahza yere düşüp kendinden geçti ve herkesin hayretli bakışları arasında nice zaman baygın yattı. Gözlerini açıp kendine geldiğinde vezir sordu:

Bu ne hâldir sultanım? Hani o zâtı öldürtecektiniz? Neredeyse siz hayata veda ediyordunuz!..

Hükümdarın gözleri yuvalarının içinde fır fır dönmedeydi. Korku dolu gözlerle bakıp dedi ki:

iş bildiğiniz gibi değil!. Benim gördüklerimi siz görseydiniz cansız yere düşerdiniz!.

Ne gördünüz?

İmam Hazretleri içeri girdiğinde beraberinde bir de arslan vardı. Gözlerinden kıvılcımlar saçılan bu canavar, lisan- hâl ile bana şöyle demekte idi: Onu incitirsen seni parça parça ederim, bilmiş ol!  Artık bende takat mı kalır? O sebeple kendimi kaybettim.. 

Cafer es-Sadık Buyurur Ki:

Dört şey vardır ki, onları azı da çoktur: 1- Ateş, 2- Düşmanlık, 3- Fakirlik, 4- Hastalık!.

Yine O buyurdu ki:

Üç şey vardır ki, Müslümanları çok aziz, şerefli eder:

1- Kendisine zulmedeni affetmek,

2- Kendisine bir şey vermeyene iyilikte bulunmak,

3- Kendisini aramayanları, arayıp hallerini sormak.

Der ki:

Bir hata işlediğiniz zaman hemen istiğfar ediniz. Hatada ısrar helâk olmaya sebeptir. Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfara devam etsinl.

Der ki:

Uzun emel sahibi olmak ve her şeyi sonraya bırakmak perişanlık ve düşüncesizliktir..

Evet:

Yapacaksan hemen yap, yarın yaparım deme, Nice yarınlar geçti bir baksana âleme.

Der ki:

Beş kimsenin sohbetinden sakın Yani onlarla olma

Birincisi: Yalan söyleyenden sakın. Çünkü ona daima aldanırsın. Sana iyilik yapayım derken, kötülük yapar.

İkincisi: Cimriden sakın,

Üçüncüsü: Ahmaktan sakın. Çünkü en çok işine yarayacağı zaman, seni bırakır.

Dördüncüsü: Kötü kalpli kimseden sakın. Çünkü işi bozulunca seni harcar Artık ne dostluk, ne ahbaplık kalır…

Beşincisi: Fâsıktan sakın. Çünkü seni bir lokma ekmeğe satar.

Der ki:

Bir mü’min kardeşine ait hoş olmayan bir iş duyarsan, birden yetmişe kadar özür kapısını araştır. Bulamazsan belki benim anlamadığım bir özür kapısı vardır de ve kapa!

Der ki:

Namaz, her takva sahibi İçin yakınlıktır. Hac, her güçsüzün cihadıdır. Bedenin zekâtı oruçtur. Hiçbir amel yapmadan karşılık bekleyen, yaysız ok atana benzer..

Der ki:

Bu dört şeyi, her şerefli kimsenin yapması gerekir. Bundan kaçınması ona yakışmaz:

1- Bulunduğu meclise babası gelirse ayağa kalkmak,

2- Misafire hizmet etmek,

3- Yüz tane hizmetçisi olsa, muhtaç olmadığı zaman bineğine yardım istemeden binmek,

4- Kendisinden ilim öğrendiği hocaya hizmet etmek…

Bir gün, o büyük mürşidin yüksek huzuruna gelip:

Ey doğru yolun meşalesi, dediler, bize öğüt verir misiniz..

Buyurdular ki:

Takvadan daha üstün azık yoktur. Susmaktan daha güzel selâmet yoktur. Bilgisizlikten daha şedit düşman yoktur. Yalandan daha büyük hastalık yoktur.

Dediler ki:

– Ey imam!. Öğüdünü artır…

Buyurdular ki:

iyilik üç şeyle tamam olur:

1- O iyiliği yapmakta acele etmek.

2- Yaptığı iyiliği gözünde büyütmemek.

3- İyiliği yaparken, gizlice yapmak..

Muza Kazıma Nasihati

iç gözlerine ilahi nurun sürmesi çekilen Sultan Veli, bir gün oğlu Mûsa Kâzım’ı karşısına aldı ve tatlı tatlı baktıktan sonra ona hitap buyurdu: Ey benim için cennet mumu olan oğlum. Kendi rızkına razı ol. Kendi rızkına râzı olan, kimseye muhtaç olmaz. Gözü başkasının malında olan, fakir olarak ölür. Yüce Allah’ın taksim ettigi rızka razı olmayan, O’nu kaza ve kaderinde, dilediğini yaratmakta töhmet altında tutmuştur. Kendi kusurlarını küçük gören, başkalarınınkini büyütmüş olur. Her zaman kendi kusurlarını büyük gör ki, başkaları ile meşgul olmaya vaktin kalmasın. Başkalarının gizli hallerini açığa vuranın, evindeki gizli şeyler de açığa çıkar..

Kardeşi için kuyu kazan, o kuyuya kendisi düşer. Ahmaklar arasında bulunan horlanır, Alimler arasında bulunan hürmet görür…

Ey benim yavrucuğum! insanlara kızmaktan çok sakın, yoksa sana da kızarlar. Boş iş ve söze karışmaktan sakın, sonra aşağılanırsın!

Ey oğlum!. Lehinde veya aleyhinde dahi olsa, hakkı, doğruyu söyle! Böyle yaparsan herkes seninle istişare eder.

Ey oğlum!. Arkadaşlık yaptığın, ziyaretine gittiğin, dost olduğun kimse, iyi ahlâka mâlik bulunsun.. Kötü huy sâhipleriyle arkadaşlık etme, onlarla görüşme.. Çünkü onlar, suyu olmayan çöl, dalları yeşermeyen ağaç, çiçek bitmeyen, bir hakikat meyvesi boy vermeyen topraktırlar!…

Ey gözümün nûru oğlum!. Allahü Teâlâ’nın kitabını okuyucu, iyilikleri emredici, kötülüğü nehyedici, sana gelmeyene sen gidici, seninle konuşmayanla konuşucu ol! İsteyene ver, kapına geleni boş döndürme. Gıybetten, koğuculuktan sakın. Çünkü söz taşımak, insanların kalbinde düşmanlığı artırır. Söz taşımak, ateş taşımaya denk bir felakettir. İnsanların ayıplarını görme, insanların ayıplarını gören, onların hedefi olur.

Eserleri

Ca’fer es-Sadık’ın itikadi ve fıkhi görüşleri gerek siyasi baskılar gerekse sonraki nesillerde ortaya çıkan aşırılıklar sebebiyle sağlıklı bir şekilde ve yazılı olarak intikal edememiştir. Ona nispet edilen yüzlerce eserden çok azı günümüze ulaşmıştır. 1. Misbahu’s- şerîa ve miftahu’l-hakika. Ca’fer es-Sadık’ın dini ve ahlakî muhtevalı sözlerini içerir. 2. Tefsiru 7-Kur’ân Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerinin açıklama ve yorumları içerir. Her ikisi de tasavvufi bir içeriğe sahip olan bu eserler dışında kitabül-Cefr, Esrarül-vahiy, Havassul-Kur’anil-azim, Kitabüt-Tevhid vel-ihlilce, Duaül-Cevşen gibi pek çok kitabın adı Caferi es-Sadık’a ait olduğu ileri sürülmüştür.

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın