Cimrilerin Yerleri Cehennemdir

Cimrilerin Yerleri Cehennemdir


Hikaye

Firavun ile şeytan bir gün hamamda oturuyorlardı. Kurnanın bir yanında Firavun, diğer yanında da şeytan yer almışlardı. Şeytan, Firavun ile eğlenmek istedi, sihir yaptı ve hamamın suyunu dondurdu. Firavun su almak istedi, tası kurnaya uzattı. Su buz haline geldiğinden tas buza çarptı, su alamadı. Bir daha, bir daha denedi. Buzu kırmaya da muvaffak olamadı. Hırsla tası yere çaldı. Şeytan sordu:

  • Neye kızdın?
  • Baksana su birdenbire dondu, su alamıyorum.
  • Haydi, göster kendini suyu tekrar sıcak hale getir bakalım.
  • Bunu nasıl yapayım?
  • Demek aciz kaldın.
  • Evet, âciz kaldım.
  • Hani sen milletine: (Ben, sizin yüce Rabbinizim.) diyordun. Hem Tanrı’lık davası gütmek, hem de aciz kalmak olur mu?
Firavun, işi anlamıştı. Şeytana çıkıştı:
  • Bu işleri başıma getiren hep sensin. Şimdi de, karşıma geçmiş gülüyorsun.

Bu söz üzerine şeytan sihiri bozdu ve su eskisi gibi sıcak akmaya başladı. Firavun, şeytana sordu:

Acaba, Allah’ın seninle benden başka şerli kulu varmıdır?

  • Vardır.
  • Kimdir?
  • İyilik etmek isteyeni bu iyiliğinden men’eden, iyiliğe engel olan, senden de benden de şerlidir.
Ey aziz:

Tanrı’lık davası edenden, cimri daha yaramaz ve şerli olunca, sen niçin cimri olasın? Cömertlik iyi huy ve cimrilik kötü huy olduğu için Hak Teâlâ kullarını cimrilikten men edip cömertliğe teşvik eder:

“ Şeytan, sizi fakirlikle korkutur. (Der ki: Malını tut, sadaka verirsen fakir olursun.) Size, cimriliği ve zekâtı vermemeyi emreder. Hak Teâlâ ise, (Sadaka ve zekât vermekle) size mağfiret ve fazl-ü kerem va’dediyor. Allahü Teâlâ’nın infak eden kimseye fazlı vâsidir. İnfakını bilir ve âhirette sevabını verir.” El-Bakara suresi: 268

Şu halde, cömertlik Rahmandan oldu ve cömert kişiler Rahmani oldular. Cimrilik şeytandan oldu ve cimriler şeytani oldular.

Fahr-i âlem (ﷺ) efendimiz de:

“ Mallarınızı, zekât vermekle temizleyip arındırınız. Hastalarınızı, hayır ve sadaka ile tedavi ediniz. Belaları, dua etmekle karşılayınız.”  buyurmuşlardır.

Hak Teâlâ, Kur’an-ı azim-ül-bürhanında buyurur:

“ Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, asla iyilik ve hayra (yahut cennete) nail olamazsınız.” Al-İmran suresi: 98

Serveri Enbiya aleyhi ekmel-üt-tehaya (ﷺ) efendimiz buyurur:

“ Namaz, dinin direğidir. Cihad, amelin örgücüdür. Sadaka, acep şeydir. Sadaka, acep şeydir. Sadaka acep şeydir.” (Üç kere tekrar buyurmuşlardır.)

Bir diğer Hadis-i şerifi de Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz rivayet buyurmuşlardır:

Cömertlik, kökü cennette ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Her kim, o dallara yapışırsa onu cennete çeker. Cimrilik, kökü cehennemde ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Her kim, o dallara yapışırsa onu cehenneme çeker.


Hikaye

Şeft-i-ussat fi yevm-il arasat aleyhi ve alihi efdal-üt-tahiyyat (ﷺ) efendimiz hazretleri, bir gün Kâbei muazzamayı ziyaret ederken, Kabe örtüsüne yapışmış bir kişinin şöyle niyazda bulunduğunu gördüler:

  • İlahi! Bu ev hürmeti için beni yarlığa…

Efendimiz, kendisini ikaz buyurdular: 

  • Böyle deme!
  • Ya ne diyeyim?
  • Benim hürmetim için yarlığa de.. Zira, Mü’minin hürmeti, bu evin hürmetinden fazladır.
  • Ya Resûlullah! Ben günahkar bir insanım, çok büyük günahlarım vardır. Malım ve davarım çoktur. Fakat, ne zaman birisi gelse ve benden bir şey isterse, hemen yüreğimden sıcak bir ateş çıkar son derece öfkelenirim, benden bir şey istediği için o kimseye kızarım ve ona hiçbir şey veremem.
İki cihan serveri, o adamın bu itirafı üzerine:
  • Irak ol benden ya fasık! buyurdular. Irak ol ve beni de ateşinle yakma! Nefsim kudret elinde bulunan Allahu azimüş-şana yemin ederim ki, eğer bin yıl ömrün olsa, gündüzlerini oruçla ve gecelerini sabahlara kadar namaz kılmakla geçirsen, cimri olduğun için kıyamet gününde seni yüzü üzerine cehenneme atacaklardır.

Evet, cimrilik küfürdendir, küfür cehennemdendir. Cömertlik, imandandır ve iman cennettendir. Onun için, cimrilerin yerleri cehennemdir. Cimrilik, nefs-i emmarenin çirkin ve kötü sıfatlarındandır. Cömertlik ise, nefs-i mutma’innenin sıfatlarından bir sıfattır. Allahu Teâlâ katında sevgilidir.

Cimrilik eder ve malını fakirlerden esirgersen, bu âyet ve Hadislere göre yerin cehennemdir. Eğer, cömert olur ve malını Allah yolunda fakirlerden esirgemezsen, yine bu âyet ve Hadislere göre, yerin cennettir.

Fakat, cömertlik de bir kaç mertebedir. Zekâtını çıkarıp verene de cömert derler. Abdullah ibn-i Zübeyir, Resul (ﷺ) Alem-i cemale intikalinden sonra Aişe anamıza yüz seksen bin akçe hediye verdi. İşte, Allah yolunda cömertlik böyle olur. Yoksa, zamanımızın zenginleri gibi, en çok verdiği zaman bir fakire 40 – 50 akçe verir, onu da daima yanına gelip giden ve yüzüne gülenlere verir. Yahut, kendisine yaramayan eski ve işe yaramaz şeyleri verir.

Keşşaf’tan rivayetle nakil olunmuştur:

Hak Teâlâ hazretleri, meleklere buyurur:

  • Getirin o malları ki, dünyada dünya beyleri veya aveneleri ile buluşmak ve bir hacetlerini arz etmek maksadı ile verilmiştir.

Melekler, bu ilâhi emir üzerine bu eşyaları getirirler. Bunlar, halis kan bedevi atları, nefis kumaşlardan dikilmiş elbiseler, yünlü ve ipekli nefis kumaşlardır.

Hak Teâlâ hazretleri, tekrar irade buyurur:
  • Getirin o malları ki, dünyada benim rızam için fakirlere verilmiştir.

Melekler, bu eşyaları da getirirler. Bunlar da, parça parça ekmekler, bakır akçeler, bir pul, iki pul, eski ve yamalı gömlekler, eski takkeler, gayet zayıf koyunlar, sığırlar ve keçilerdir.

Herkes, verdiği hayır ile huzur-u hakka getirilir. Bazı kimselerin sadakaları iyi ve güzel ise de, bazılarınınki yukarıda tarif olunduğu gibi eski püskü şeyler, zayıf hayvanlardır.

Melekler derler ki:

  • Ey miskin Ademoğlu! Reva mıdır ki, Allah rızası için şunlar gibi eski püskü, işe yaramaz şeyler verdin de, abes yerlere, şöhretlere, şehvetlere, fesatlara, riyalara, dalkavuklara bunlar gibi nefis şeyler verdin. Varın gidin ey hayâsızlar, tekdiriyle layık oldukları yerlere gönderirler.

Kişinin hayret ve hasenatı yarın kıyamette Hak Teâlâ hazretlerine arz olunduğundan ötürü, Resul-ü ekrem (ﷺ) efendimiz, fakirlere verdiği akçeleri yıkar, temizler öyle verirdi.

Ey aziz:

Sakın, sana verilen bu mal artık sorulmaz zannetme! Bu malları kendinin de sanma! Mal, o vakit senin olur ki, sen ölmeden evvel onu ahirete göndermiş olasın ve orada hazır bulasın.

Aziz: Şu malları ki, Hak Teâlâ sana verdi ve sen de onları ya kendini övenlere veya şöhretlere, yahut Şeddad gibi yüksek yapılara ve Firavun gibi yemelere ve içmelere, sözün kısası olmayacak batıl yerlere harcadıysan, mutlaka cezasını göreceksin. Zira, mal kişiye eğreti olarak verilmiştir, alınır ve bir başkasına verilir. Nitekim, senden önce de bir başkasında idi, ondan sana geldi. Çevrende daima görüp durursun ki, bunca zahmetlerle biriktirilen bir çok mallar başkalarına miras kalır. Mirasçıları o malları kemal-i afiyetle yerlerken, o malı cem’edenler de azabını ve hesabını görürler. 

Acaba, bunlardan neden ibret almazsın? Neden kendine gelmezsin ey gafil adam? İnsanım, ma’rifetim vardır dersin, dâva edersin. Ey kardeş: Bir dağ canavarını bir okla nasıl vururlar, düşer. Sana, Hakk ve peygamber oklarını vururlar, hiç tesir etmez.

Çünkü, bu okları şeytan senden def’eder. Daha önce gelip geçenleri görmez misin ki, bir söz ile nasıl uslandılar ve nasıl dünyayı terk ederek âhirete teveccüh ettiler. Senin ise, talebin ve himmetin ancak dünya’yadır. Ahireti âdeta inkâr ediyorsun. Onun için, bu sözler sana tesir etmiyor. 

Ey biçare: Ne olur, şu derdine bir deva ve çare arasan, nefsanî hevalardan vazgeçip, fâni kapılardan uzak olsan. Şu meşhur hikâyeyi işitmedin mi?

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın