Dâvûd-i Tâî

Dâvûd-i Tâî Kimdir?

Ebû Süleyman Dâvûd b. Nusayr et-Tâî el-Kûfî. imam, fakih, müminlerin önderi. Evliyalardan biridir. Habîb-i Acemî’nin halifesi idi. Haramlardan, şüphelilerden, mubahların fazlasından sakınan, pek çok ilimlere sahip bir zâtdır. Abdülmelik b. Umeyr, Hamîd et-Tavil, Hişâm b. Urve, Süleyman el-A’meş, Habîb bin Ebî Ömer, Muhammed bin Abdullah bin Ebî Leylâ ve daha pek çok kişiden hadîs rivayet etmiştir. İbn Aliyye, Zâfir b. Süleyman, Mus’ab b. el-Mikdâm, İsmail bin Ali, El-Fadl bin Vekî, Ebû Nuaym ve daha başkaları da kendisinden hadis almışlardır.

Zühd ve takvada o derece ileri gitmişti ki, zamanın âlimleri; “Eğer bütün insanlar Dâvûd-i Tâî ile tartılsa, ibadetçe cümlesinden ağır gelir” buyurdular.

İmâm-ı azam’ın yirmi sene derslerine devam etti. Fıkıh ilminde talebeleri içinde en önde gelenler arasına girdi. Fakihlerin ve rey (içtihat) ehlinin büyüklerindendi. Dâvûd-i Tâî hazretlerinin tövbe etmesine, şarkıcı bir kadının:

Hangi güzel yüz ki, toprak olmadı,

Hangi güzel göz ki, yere akmadı.

Beytini işitmesi sebep olmuştur. Bu beyti düşündükçe şuuru alt üst oldu. Sonra zühde ve tasavvufa yöneldi; susmayı ve ortadan kaybolmayı tercih etti. Sahip olduğu her şeyi de beraberinde götürdü. Dedesinden kalma küçük bir arazisi vardı. Üçte ikisini dört yüz dirheme satarak, ömrünün sonuna kadar bu parayla yaşadı.

Süfyân-ı Sevrî ona nasîhat ederek şöyle derdi: Dâvûd işin ne olduğunu anladı.

İbnü’l-Mübârek onun hakkında şöyle demiştir: İş, başka değil ancak Dâvûd’un yaptığıdır.

Şöyle bir olay nakledilir: Adamın biri ona “bana nasihat et” demişti. O da adama şöyle nasîhat etti: Allah’a karşı takva sâhibi ol. Anne-babana iyilik et. Yazıklar olsun sana: Öyle bir dünyâ orucu tut ki, iftarın ölüm olsun. Dünyânın her şeyini terk et.

Dâvûd-i Tâî buyurdu ki:

“Herkes, dünyadan susuz olarak gidecektir. Ancak Alahü teâlâyı zikreden kullar bundan müstesnadır.”

“Senin ayıplarını araştıran, kötü insanlarla arkadaş olma.”

“Hayatımda, gece ibadet edenlerden başka hiç kimseye imrenmedim.”

“Selâmet istersen dünyaya kıymet verme, keramet istersen, sonsuz olanı yüce tut.”

Vefat ettiği gece; “Ey insanlar! Dâvûd, Allahü teâlânın rahmetine kavuşmuştur. Allahü teâlâ ondan razı olmuştur” diye gökten bir ses geldi. Salât bin Hâkim diyor ki: “Dâvûd-i Tâî’nin vefat ettiği gece, nur ve pek çok melek gördüm. “Cennet-i a’lâ, Davud’un gelişi için süslenip, hazırlandı. Dâvûd muradına erdi” diyorlardı. Birisi, o gece rüyasında Dâvûd-i Tâî’yi gördü; “Şu anda zindandan kurtuldum” diyordu. Sabah olunca rüyayı anlatmak için evine geldiğinde onu vefat etmiş olarak buldu. Vefat haberi Bağdâd’da çabuk duyuldu. Cenazesini taşımak ile şereflenmek için binlerce insan toplandı. Kabrin başında İbn-i Semmâk hazretleri; “Ey Dâvûd! Kendini, kabir zindanına konmadan önce dünyâda hapsettin. Hesap günün gelmeden önce sen kendini hesaba çektin. Bugün Allah teâlânın rahmetine ve Rıdvânına kavuşursun” dedi.

H.162 yılında vefat etmiştir. 165 yılında vefat ettiği de rivayet edilir. Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübela, IX/339.- VII/422;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir