Defni olunamayan ölülerin kabir hali

Defni olunamayan ölülerin kabir hali

Şeyh Abdulkadir el-Geylani, kabir azabının ve nimetlerinin bir kişinin boğulması, yanması veya kurt yemesi gibi sebebiyle ölüp de, defnedilmeyen ölülere ulaşıp ulaşmayacağı hususunda gelecek bir şüpheye şu sözleriyle cevap vermiştir:

“Şayet bu duruma itiraz edip de; “Asılan, yanan, suda boğulan, kuşların kurtların yediği her parçasının bir yerde kaldığı kimse için görüş nedir?” denilirse, bunun için şu cevap verilir;

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in anlattığı kabir azabı, sorgu sual; halk arasında âdet olan şekilde, ölülerin kabirlerine gömülmesi üzerinedir. Şayet nadirattan olarak, anlatılan sıfatta bir ölü bulunur ise, onun için şöyle denebilir;

Allah Teâlâ, onun ruhunu yere gönderir. Sonra sıkıştırılır; sorgu sual edilir. Daha sonra azaba veya nimete uğratılır. Nitekim kâfirlerin ruhlarına kıyamet kopuncaya kadar akşam sabah her gün iki kere azap edilir. Daha sonra, cesetleri ile cehenneme atılırlar. Nitekim bu manada, Allah Teâlâ şöyle buyurdu;

“Akşam sabah onlara ateş salınır. Kıyamet koptuğu gün de onlara şöyle denir; “Firavun ailesini en çetin azaba sokun.” (1) (2)

Ehli sünnet alimleri, böyle bir itiraza Şeyh Abdulkadir el-Geylani’nin cevabı gibi cevap vermişlerdir. Tahaviye şerhi şöyle demiştir:

“Ehil Olan kimseler için kabir azabı ve kabir nimetinin, meleklerin soru sormalarının sabit olduğu hususunda Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’den gelen haberler tevatür derecesindedir. O bakımdan bunun sabit olduğuna itikad etmek ve buna inanmak icap eder. Ancak bunun keyfiyeti hakkında bir söz söylemeyiz. Zira akılla bunun keyfiyetine vakıf olamayız, çünkü bu dünyada buna benzer bir şey bulunmamaktadır. 

Şeriat aklın imkânsız kabul ettiği bir hususu emretmemiştir. Ancak bazen akılların hayrete düşeceği türden hükümler getirebilir. Ruhun bedene geri dönmesi, dünya hayatında bilinen bir şekilde değildir. Aksine ruh dünya hayatında alışılagelmiş şekilden başka bir surette kula iade olunacaktır.

Şunu belirtelim ki kabir azabı Berzah’taki bir azaptir. Azabı hak ederek ölen her bir kimse bu kabir azabından payına düşeni alır. Kabre ister gömülmüş olsun, ister gömülmemiş olsun. Onu ister yırtıcı hayvanlar yemiş olsun, ister kül

oluncaya kadar yakılmış olsun ve külü de havaya savrulmuş olsun. İster asılmış, ister denizde boğulmuş olsun. Tıpkı kabre gömülen kimsenin azap görmesi gibi böylelerinin de ruhu da bedeni de azap görecektir.

Rivayetlerde varid olan kabrinde oturtulup kemiklerinin birbirine girmesi ve buna benzer hâllere gelince, bunlarla Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’in maksadının herhangi bir ifrat ve tefrit’e gidilmeden anlaşılması icap eder. Onun

sözlerine ifadelerin kaldıramayacağı anlamlar yüklenmemesi gerektiği gibi, onun maksadına ve maksat olarak gözettiği hidayet ve beyanına aykırı manalar da çıkartılmamalıdır. Çünkü böyle bir şey ihmal edildiği için ve bu maksat gözetilmediği için pek çok sapıklıklar ortaya çıkmıştır. Yüce Allah’tan başkasının bilemediği türden, doğrudan ayrılmalar ve sapmalar meydana gelmiştir. Hatta Allah ve Rasûlünden gelenlerin kötü anlaşılması İslam tarihinde görüle gelmiş her türlü bidat ve sapıklığın esasını teşkil eder. Fer’i ve Asli bütün hususlardaki hataların temel sebebi budur. Hele bir de buna kötü maksatla ilave edilecek olursa….(3) Allah yardımını talep ederiz.


Dip Notlar

(1)-Mümin, 46

(2)-El-Gunye (1/69)

(3)-Şerhu Akidet’i-Tahaviyye

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın