Dervişin Hastalık Adabı

Bismillahirrahmanirrahim

Dervişlerin Hastalık Sırasında Adabı:

Mimşad Dineverî`nin Müridlerinden biri bana şöyle anlatmıştı: Mimşâd,şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Müridleri kendisini ziyarete geldiler.Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordular. “Bilmem ki,” dedi. Ardından: Asıl siz hastalığın beni nasıl bulduğuna bakın!” diye konuştu. Kendisine tekrar: “Kalbin nasıl?” diye sordular. “Ben otuz yıldan beri kalbimi kaybettim.” cevabını verdi.


Bana Muhammed b. Ma’bed Banyâsî şöyle anlatmıştı: el-Kürdî es Sufi’yi hasta iken görmüştüm. Altı ay süreyle ziyaretçiler gelip gitti. Vücudunun bazı yerlerinden kurtlar düşmeye başlamıştı. Düşen kurdu alıp eliyle tekrar yerine koyuyordu.


Zünnûn, Müridlerinden bir hastayı ziyarete gitmişti. Hastaya demiş ki:”Onun darbesine sabredemeyen sevgisinde samimi değildir.” Hasta da karşılığı vermiş: “Aksine Onun darbesinden zevk almayan sevgisinde samimi değildir.’


İhvanından biri hastalandığında Sehl b. Abdullah ona dermiş ki: “Sızlanmak istediğin zaman “oh” (he ile) de! “Ooh” (hi ile) deme! Çünkü biri Allah’ın ismidir. (Çünkü içinde Hû var), diğeri ise şeytanın adıdır.” Hastaya bundan bir ferahlık gelirmiş.


Bana Şam’da Ebû Bekir Ahmed b. Ca’fer Tüsî anlatmıştı: Ebû Ya’kup Nehrecûri’ nin karnında yıllardır süren bir ağrı vardı. Karın boşluğunda bir burkulma olurdu. “Ben bunun ilacını biliyorum, bir kırat gümüş bunu izale eder.” derdi. Fakat her nedense ölünceye kadar bu hastalığını tedavi etmemişti. Ben bunun sebebini şeyhlerden birine sordum. Şu cevabı verdi: “Onun yapacağı tedavi, ateşle dağlamaktı. Dağlamakla ilgili bir yasak bulunduğundan bunu da yapmazdı.”


Servi hastalanmıştı. Müridlerinden biri onu ziyarette gecikti. Sonra bir ara gelip beyan-ı itizarda bulundu. Servi dedi ki: “Boşuna özür beyan etme,çünkü özür beyan edenlerden yalan söylemeyen pek azdır.


Sehl b. Abdullah’ın basur illeti vardı. Bu yüzden her namaz vaktinde abdest tazelemek ihtiyacı duyardı. “Tedavisini biliyorum, bir kırat bir şey” derdi. Fakat ölünceye kadar o da bu hastalığını tedavi ettirmedi. Bunun sebebini sorduğum kişiler bana dediler ki: “O bu hastalığını, avret yerini açıp başkalarına göstermek durumuna düşmemek için tedavi ettirmemiştir.”


Derler ki: Bişr hastalandı. Tedavi için doktor geldi. Bişr kendisindeki şikayetleri doktora anlatmaya başladı. Çevresindekiler dediler ki: “Yâ Ebâ Nasr, bu söylediklerinin şikayet olmasından endişe etmiyor musun?” Şu karşılığı verdi: “Hayır, ben sadece Kadir’in üzerimdeki kudret âsârını anlatıyorum.


Ca’fer Huldi’ye aid olduğunu sandığım bir kitapta şöyle yazılıydı: Cüneyd, şiddetli bir hastalığa tutulmuştu, şöyle diyordu: “Zünnûn’un şu sözünden başka söylenecek bir şeyim yok: “Ey verdiklerine şükredilen, bize şükretmeyi nasip eyle!” O belki de bununla şunu demek istiyordu: Sufiler her şeyden kendilerine manevi gıda olabilecek şeyler çıkarırlar. El-Lüma, Ebu Nasr Serrac Tusi


Hastalığa İlaç Kullanmak Caizdir:

Damardan kan almak, dağlamak, yapılan ilacı içmek, damarları kesmek, yaraları yarmak, başka azalara geçeceğinden korkulduğunda o uzvu kesmek, burun ve makat’da meydana gelen basur (Hemoroit) denen şey’i kesmek şeklinde ve bedenin sıhhatine sebep olan her şey ile ilaç caizdir.

Zira Resulullah (sav) kan aldırdı, doktorla konuştu, ona danıştı. Tıpla uğraşanlara, sizin sözünüz, görüşünüz ancak tıp’dır buyurduğunda tabipler: Ya Resulallah, tıp’da hayır var mıdır? dediler. «Derdi ve hastalığı gönderen Allah’u Teala, deva ve ilacı da gönderdi», buyurdu.

İmam-ı Ahmed bin Hanbel’e (rah. Aleyh) dağlama sorulunca: Araplar dağlarlardı. Resulullah (sav) dağ yaptırdı. Ashab-i kiram (aleyhimürrıdvân) hazretleri de yaparlardı, buyurdu.

İmam-ı Ahmed diğer bir yerde İmran bin Hasin (radıyallahü anhümâ) oyluk başından tırnağa ulaşan damarı kesti dedi. İmam-ı Ahmed’den bir başka rivayetle bunun mekruh olduğu da bildirildi.

Fakat şarapla, zehirle, murdar ve necis şeyle tedavi caiz değildir. Zira Resulullah (sav):«Ümmetim üzerine haram kılınan şeyde ümmetim için şifa yoktur» buyurdu. Tâun hastalığından, (vebadan) kaçmak caiz değildir. Şehrin dışında ise, kendini telef etmeye yardımcı olmaması için şehre girmemelidir. Gunyetü’t Talibin , Abdülkadir Geylani

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir