Yüce dinimiz İslâm; insana, onun inanç ve düşüncelerine, dinî değerlere ve kutsallara saygıyı esas alır. Çünkü insana saygı, Allah’a saygının gereğidir. Dinî değerlere, kutsallara, peygamberlere ve müminlere saygısızlık etmek, bunları alaya almak, insan onuruna ve haysiyetine yakışmayan bir davranıştır.


“Dinî değerler”den maksat, İslâmî ilkeler, emir ve yasaklardır. “Dinî değerler ile alay etmek” ise onları küçümsek, hafife almak, beğenmemek, eğlence konusu yapmaktır. Bu husus Kur’an’da “hüzüv” ve “la’ıb” kelimeleri ile ifade edilmiştir. Maide suresinin 57–58. ayetlerinde ehl-i kitap ve kâfirlerin, din ve dinî değerlerle alay edişlerinden şöyle söz edilmektedir: “Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. Siz namaza çağırdığınız vakit onu (ezanı) alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.”

Birinci ayette genel anlamda dinin, ikinci ayette ise dinî bir gereklilik olan ezan ve namazın alaya alınması zikredilerek, dinî değerlere yöneltilen her türlü alay etme, küçümseme ve onları eğlence yerine koyma gibi, bazı kırıcı davranışlara dikkat çekilmiştir. İnsanları alay etmeye iten iki psikolojik etken vardır. Biri, alay eden kişinin büyüklenmesi, kendi inanç, değer, düşünce ve davranışlarını beğenmesi; diğeri ise karşısındakini beğenmemesi, küçük, hakir, değersiz, önemsiz ve ikinci sınıf görmesidir. Dolayısıyla “alay”; inanç ve davranışla ilgili ahlâkî bir zafiyettir.

Mekke’de müşrikler, Hz. Peygamber’i, müminleri, ayetleri; Medine’de ise münafıklar, bazı Yahudi ve Hristiyanlar ezanı, namazı ve dinî değerleri alaya alıyorlardı.

Ayetlerde yüce Allah, müminlere seslenerek dinî değerleri alaya alanları dost ve sırdaş edinmemelerini, ilâhî emir ve yasaklara riayet etmek suretiyle, Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını emretmektedir. Ezan ve namaz gibi dinî değerlerle alay edenlerin, akıl ve düşüncelerini kullanmayan kimseler olduğuna, dıştan Müslüman görünüp, içinden küfür ve nifak taşıyan, dini kişisel ve çirkin amaçlarına alet yapan, dini eğlence ve oyuncak yerine koyan, Müslümanlar arasında fitne ve fesat saçmak isteyen kâfir ve münafıklara dikkat çekilmektedir.

Ayetler, din ile ve dinî değerlerle alay etmenin, dini oyun ve eğlence yapmanın küfür olduğuna, alaycıların dost edinilmemesi gerektiğine açık seçik delalet eder. Dinî değerlerle, ayet, peygamber ve müminlerle alay etmek, inanmayanların geçmişten günümüze sergiledikleri genel bir tavırdır. Kur’an’da bu tavır birçok ayette bildirilmekte, alay edenler kınanmakta ve Allah’ın alaycıları dünya ve ahirette cezalandırcağı bildirilmektedir. Yazımızda Kur’an’da alay konusu edilen dinî değerleri, alaycıların akıbetini ve alaycılara karşı alınması gereken tavırları dile getirmeye çalışacağız.

1. Alay Konusu Edilenler:
a) Peygamberler

Kur’an, bütün peygamberlerin alay konusu edildiğini bize haber vermektedir. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz: “Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik. Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.” (Hicr, 10-11; bk. En’âm, 10; Ra’d, 32; Enbiya, 36, 41; Furkan, 41; Yasin, 30; Zuhruf, 6-7)
Geçmiş toplumlar, peygamberleri ile alay ettikleri gibi, Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklar ve bazı Yahudiler, Peygamberimiz ile alay etmişlerdi. Peygamber ile alay edenler, hiç şüphesiz sapıklığı tercih etmiş, saygısızlığı ve ahlâk dışılığı şiar edinmiş kimselerdir.

b) Kur’an ve Ayetler

Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklar ve bazı Yahudiler, sadece peygamberlerle değil, Kur’an ve ayetlerle de alay ediyorlardı. Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:“Hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.” (En’âm, 5) 

“Eğer münafıklara (ayetlerle niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki, “Allah’la, onun ayetleriyle ve peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?” (Tevbe, 65; bk. Şuara, 6; Rum, 10; Şuara, 5-6; Casiye, 9)

Kâfirler, ayetleri yalanmakla kalmıyorlar aynı zamanda ayetleri, dinî hükümleri küçümsüyorlar ve alaya alıyorlardı. Günümüzde de aynı şekilde ayetlerin içerdiği hükümleri beğenmeyen, ayetleri eleştiri ve alay konusu yapanlar vardır.

c) Mucizeler

“Mucize”, Hz. İsa’nın görme engellileri iyileştirmesi, (Âl-i İmran, 49) Hz. Musa’nın asasının yılan olması (A’raf, 107) gibi peygamberlerin peygamberliğini ispata yönelik Allah’ın kendilerine verdiği olağan üstü olaylardır. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in en büyük mucizesi Kur’an’dır. Ayrıca ayın yarılması (Kamer, 1) gibi başka mucizeleri de vardır. Mekkeli müşrikler, Kur’an ile alay ettikleri gibi, Hz. Peygamber’in mucizeleri ile de alay ediyorlardı. Şu ayet bu hususu ifade etmektedir:

“(Ey Peygamberim! Kâfirler) bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar ve onlar, “Bu büyüden başka bir şey değildir” dediler.” (Sâffat, 12-15)

d) Müminler

Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklar müminlerle alay ediyorlardı. (Bakara, 14; Tevbe, 64) Kur’an’da bu husus pek çok ayette haber verilmektedir. Şu ayetleri örnek olarak zikredebiliriz:
“İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay ediyorlar. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara, 212)

Bu ayet, kâfirlerin genel karakterini, dünya nimetlerine ve servetine düşkünlüklerini, dinî değerleri önceleyen, ahiret için hazırlık yapmada titiz davranan müminleri alaya aldıklarını, müminlerin ahirette kâfirlerden üstün olacaklarını beyan etmektedir.

Medine’de bir gün Peygamberimiz, müminlerin sadaka vermelerini teşvik etti. Sahabîlerden yüklü miktarda sadaka verenlerin yanında, çok az miktarda sadaka verenler de oldu. Meselâ Âsım adındaki sahabî yüz deve yükü hurma getirdi. Ukeyl adındaki sahabî ise bir ölçek hurma getirdi ve “Ey Allah’ın Elçisi! İki ölçek hurmam vardı. Bir ölçeğini aileme bıraktım, bir ölçeğini sadaka olarak getirdim” dedi. Münafıklar, “Âsım’ın sadakası riyadır, Allah ve Peygamberi Ukeyl’in bir ölçek sadakaya ihtiyacı yoktur” dediler.

Bunun üzerine şu ayet indi: “Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan müminlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirenler ve onlarla alay edenler var ya, işte Allah onların cezasını verecektir, onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Tevbe, 79)
Şu ayet münafıkların müminlere karşı alaycı tavırlarını ortaya koymaktadır: “İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “inandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.” Bakara: 14

2. Alaycıların Akibeti

Her şeye gücü yeten yüce Allah; elbette peygamberi, ayetleri, dini ve müminleri alaya alanları cezasız bırakmaz. Alaycılar tövbe etmedikleri takdirde, dünyada ve ahirette cezalandırır. Bunu ifade eden pek çok ayet vardır. Dünyada cezalandırması ile ile ilgili şu ayetleri zikredebiliriz: “Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. Azabımızı gördükleri zaman; “yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik”, dediler. Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.” (Mümin, 83–85; bk. Enbiya, 41; En’âm, 10; Enbiya, 41; Hud, 8, 38; Nahl, 34; Şuara, 6; Casiye, 33; Ahkaf, 26)

“Andolsun, (ey Muhammed!) Senden önce nice peygamberler alaya alındı da Ben, inkâr edenlere bir süre/mühlet verdim, sonra da onları azap ile yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış (gördüler)!” (Ra’d, 32)

“Allah, müminlerle alay edenlerle alay eder/alaylarından dolayı onları cezalandırır, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.” (Bakara, 15; bk. Hicr, 95)

Alaycı kâfirlere ahirette ise acıklı bir azap vardır ve onlar cehennemde cezalandırılacaklardır:

“İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve Allah yolunu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” (Lokman, 6; bk. Casiye, 9; Tevbe, 79; Casiye, 9, 33–35)
“İşte böyle. İnkâr etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden, onların cezası cehennemdir.” (Kehf, 106; bk. En’âm, 70)

Bu ayet, peygamber, ayetler ve dinî değerlerle alay etmenin inkâr ile eş değerde olduğunu ifade etmektedir. Çünkü cehenneme atılış sebebi olarak iki şey zikredilmiştir: Biri inkâr diğeri alaydır. Öncesindeki ayetlerde bu kimselerin inkâr ve alayları sebebiyle ziyana uğradıkları ve amellerinin boşa gittiği bildirilmektedir.

Alaycıları cezalandırmasına karşılık yüce Allah, alay edilen müminlere ahirette sabretmelerinin mükâfatını verecektir. Şu ayet bunun açık delilidir:

“Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” diyen bir grup vardı. Siz onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar, size Beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmeleri sebebiyle, bugün Ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Müminun, 110)

3. Alaycılara Karşı Alınacak Tavır

Mümin hiç kimse ile alay etmediği gibi, alay edenleri de tasvip etmez. Tasvip etmemekle kalmaz, alaycılara karşı gereken tepkiyi gösterir, yanında müminlerin veya dinî değerlerin alaya alınmasına izin vermez, engel olmaya çalışır. Engel olamazsa o meclisi terk eder, onların günahlarına ortak olmaz. Bu husus Kur’an’da açıkça bildirilmektedir:

“Allah size Kitapta (Kur’an’da), “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 140; bk. En’am, 68)

Kâfirlerin bu inkâr, hakaret ve alayları, açık veya kapalı bir şekilde devam ettiği sürece müminlerin görevi sükût etmemek, buna rıza göstermemek, evrensel manada ahlâkî olmayan bu davranışı engellemektir. Eğer müminlerin gücü böyle bir tepki göstermeye yetmiyorsa, bulunduğu meclisi ve beraberliği terk etme vazifesi vardır. Dinin inkâr edildiği, aleyhinde bulunulduğu ve alaya alındığı yerde -bunu engellemeye gücü yetmeyen mümin- oturmayacak, bunları yapanlarla beraberliğini sürdürmeyecek, o yeri ve o kimseleri terk edecek, onlardan uzaklaşacaktır. Çünkü beraberliğin devamında üç önemli zarar vardır:

1- Bunu yapanların cüret ve cesaretlerinin artması,

2- Böyle bir davranış karşısında tepkisiz kalan müminlerin giderek buna alışmaları, hatta etkilenmeleri; kutsal değerlerine yönelik hassasiyetlerinin zaafa uğraması,

3- Güçlerinin yettiği ölçüde tepki göstermedikleri, bu manada olup bitene razı oldukları için günahkâr olmaları.

Nitekim ayette geçen, “Aksi takdirde şüphesiz, siz de onlar gibi olursunuz” şeklindeki ağır suçlama ve uyarı, bir yandan müminlerin bu zararlı sonuçtan kurtulmalarını hedeflerken, diğer yandan zahirde olanı tasvir etmektedir. Çünkü bir mecliste dine hakaret edildiği, mukaddeslerle alay edildiği halde hiçbir kimse tepki göstermiyorsa “orada olanların tamamının kâfir olduğuna” hükmedilebilir, yani burada hiçbir müminin bulunmadığı zannı hâsıl olabilir.” (Karaman Hayrettin ve arkadaşları, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, II.165, DİB Yayınları, Ankara, 2006)

Sonuç olarak; peygamber, Kur’an, ayetler ve dinî değerlerle alay etmek, insanlık onuru ile bağdaşmayan, geçmişten günümüze mümin olmayanların sergilediği bir davranıştır. Mümin insanlarla, (Hucurat, 11) hiçbir dinî değer ve kutsallarla alay etmediği gibi, alay edenleri de tasvip etmez, onları dost edinmez. Alaylarına karşı duyarsız kalmaz, gereken medenî tepkisini gösterir. En azından dinî değerlerle alay edilen mecliste durmaz ve onları tasvip etmez.

“Ayetlerde yüce Allah, müminlere seslenerek dinî değerleri alaya alanları dost ve sırdaş edinmemelerini, ilâhî emir ve yasaklara riayet etmek suretiyle, Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını emretmektedir.”

“Peygamber, Kur’an, ayetler ve dinî değerlerle alay etmek, insanlık onuru ile bağdaşmayan, geçmişten günümüze mümin olmayanların sergilediği bir davranıştır. Mümin insanlarla, hiçbir dinî değer ve kutsallarla alay etmediği gibi, alay edenleri de tasvip etmez, onları dost edinmez. Alaylarına karşı duyarsız kalmaz, gereken medenî tepkisini gösterir.”

Kaynak: Diyanet Dergisi, Yazan: Doç. Dr. İsmail Karagöz, Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi