Dua

Dua

“Ey kul!

Kulak ver. Çünkü sen görensin, benim müridimsin. Kalp kulağınla dinle, çünkü ben senden uzak değilim.

Ey kul!

Sen daha nefsin için olmadan önce ben senin “müdebbirin” (her şeyi idare edenin) idim. O halde, nefsin için olmaksızın onun için ol. Sen daha zuhur etmeden önce ben onun yönetimini üstlenmiştim, şu an da onun gözetimi bana âit.

Ey kul!

Ben yaratmada ve suret vermede tekim. Hükmetmede ve yönetmede tekim. Yaratmamda ve suret vermemde benim ortağım yok. Hükmetmemde ve idare etmemde şerikim yok. Ben mülkümün malikiyim, sâhibiyim, bunda nazirim yok. Hükmetmekte tekim, vezire ihtiyacım yok.

Ey kul!

Sen yaratılmadan önce senin idarecin kimdi? O halde, istenen şeyde O’nunla (CC) çekişme. Seni güzel bakmaya kim alıştırdı? O halde O’na (CC) inatla karşılık verme. Seni bana güzel bakışa ben alıştırdım. O halde sen de tedbiri terk ederek bana alış.

Ey kul!

Tecrübeden sonra hâlâ şüphe olur mu? Her şey apaçık belli olduktan sonra hâlâ hayret ve zihin karışıklığı olur mu? İlmin seni bana yükseltir, çünkü senin benden başka muradın yok. Yaptığın bütün hayırlar seni benimle münazaadan uzaklaştırır. 

Ey kul!

Varlığına, benim yarattığım nazarıyla bak, kendinin fâni olduğunu görürsün. Fâni olan şey hakkında ne dersin? Otur, sen benim memleketimin idaresini bana teslim ettin. Sen de benim memleketimden bir parçasın. O halde benim rabliğim husûsunda tartışma, ilâhî vücudumdaki irademde bana zıt davranma.

Ey kul!

Ben sana yeterim; bu sana yetmez mi? Benimle sükûnet bulman, sende bana sevkeden alışkanlıklara vesîle olmuyor mu?

Ey kul!

Ne zaman sana ihtiyaç duysam, sen bana sığınıyorsun. Memleketimden her hangi bir şeye bir vekil tâyin etsem, hep seni tâyin ederim.

Ey kul!

Seni kendi varlığım için yaratmadan önce, senin için cömertliğimi hazırladım. Bana karşı nasıl inkâr sâhibi olabilirsin?

Ey kul!

Benim istediğim kişi ne zaman başarısız olur? Benim yardımcı olduğum kimse ne zaman yenilgiye uğrar?

Ey kul!

Seni, benden bir şeyler talep etmek değil, bana hizmet etmek meşgul etsin. Benim hakkımdaki hüsn-i zannın, rubûbiyetim ile ilgili şüpheli düşüncelere engel olsun.

Ey kul!

İhsan sâhibini itham etmen, güç ve kuvvet sâhibi ile çekişmen, kahhara, ezip geçene mukavemet göstermen, hikmet sâhibinin hükmüne itiraz etmen, lütuf sâhibini sıkıntıya sokman asla uygun değildir.

Ey kul!

İradesini benim için terk eden kişi kurtulmuştur. Bana kurnazlık(!) yapan işini yoluna koymuştur. Bana karşı fakirliğinde samimi olan kimse zenginlik hazinesine kavuşmuştur. Bir kulun hareketi sırf benim için olursa ona yardımım vacip olur. Benim vesîleme sarılan kimse en kuvvetli vesîleye sarılmıştır. Ben, tedbir ehlini (sırf kendi aklına güvenen kimseleri) cezâlandıracağıma, onların binâlarını yerle bir edeceğime ve düğümlerini çözeceğime dâir kendime söz verdim. Onları kendi kendilerine vekil yapacağıma, hîlelerini kendi aleyhlerine çevireceğime, onları rızâ rahatlığından, işlerini bana havâle etme nîmetinden mahrum edeceğime söz verdim. Eğer onlar bana îtimat etselerdi, kendi tedbirlerinden ziyâde benim onlar hakkındaki tedbîrime (idâreme), kendi riâyetlerinden (gözetimlerinden) ziyâde benim kendileri hakkındaki riâyetime râzı olurlardı. O zaman onları rızâ yoluma sokardım, hidâyet ehlinin usûlünü onlara verirdim, beyzâ (tertemiz olma) yoluna onları koyardım. İnâyetimi onların, her türlü korkularına karşı onlar için yeterli ve istedikleri her şeyden daha çok celbedici kılardım. Bu benim için kolaydır.

Ey kul!

Biz senin yalnızca bizi istemeni, yalnızca bizi tercih etmeni, yalnızca bizden râzı olup, bizden başka hiçbir şeyden râzı olmamanı istiyoruz.

Ey kul!

Sana bir üstünlük de yazsam, bir belâ da takdir etsem, bunların hepsinde de sana lutfusun sırlarının ulaşmasını istemekteyim.

Ey kul!

Senin için her ne nimet izhar edersem, onun karşılığını benimle çekişme yapma. Sana verdiğim akıl ihsânını da bana zıtlaşmada kullanma. 

Ey kul!

Nasıl ki, göğümün ve yeryüzümün idaresindeki tekliğimi, onlara hükmetmedeki ve onları yönetmedeki tekliğimi bana teslim etmişsen, varlığını da öylece bana teslim et. Sen benim içinsin; bana karşı tedbir olmaz. Sen benimle berâbersin; o halde beni vekil tayin et. Kefil olarak bana sarıl. Sana öyle bağışlarda bulunur, öyle övünçler ihsan ederim ki!

Ey kul!

“Kulumun kalbinde bana teslimiyet nûru ile benimle çekişme zulmeti birarada bulunmaz” hükmünü ben ezelde koydum. Bunlardan birisi olursa diğeri olmaz. Kendin için bu ikisinden birini seç!

Yazık sana!

Kendi işinle uğraşasın diye senin kadrini yücelttik; ey kıymetini yükselttiğimiz kişi! Kıymetini alçaltma. Ey izzet ve şeref verdiğimiz kişi! Benden başkasına güvenerek küstahlaşma. 

Yazık sana!

Sen bizim katımızda bizden başkasıyla uğraşmayacak kadar yücesin. Seni kendi huzûrum için yarattım ve onun için sana “hitap”ta bulundum. Yardımımın çekişiyle seni kendime cezbedip çektim. Eğer kendi nefsin ile meşgul olursan seni perdelerim. Nefsinin hevâsına uyarsan seni tardederim, kovarım. Şâyet ondan çıkacak olursan, işte o zaman seni desteklerim. Eğer benden başka her şeyden yüzçevirmek sûretiyle beni sevmeye çalışırsan, ben de sana muhabbet ederim.

Ey kul!

Sana kifayet etsem, bu sana kâfi gelmez mi? Seni hidayete erdirsem, bu hidayet olmaz mı? Ben ki, yaratıp şekil veren benim! Değer verip atâ ve ihsanda bulunan benim! Bunlar seni, takdir ettiğim hususlarda münazaadan ve yaptığım şeylerde itirazdan engellemiyor mu?

Ey kul!

Benimle çekişen kimse bana inanmamıştır. Bana karşı tedbir alan kimse beni tevhîd etmemiştir. Başkasına verdiğim şeyler hakkında şikâyet eden kimse benden râzı olmamıştır. Bana karşı tercihi olan kimse beni tercih etmemiştir. Kahrıma katlanmayan kimse benim emirlerime bağlanmamıştır. İşini bana bırakmayan kimse beni ârif değildir, beni tanımamıştır. Bana tevekkül etmeyen kimse benim câhilimdir, beni bilmeyendir.

Ey kul!

Benim elimdekiyle değil de, kendi elindekinle yetinmen cehâlet olarak sana yeter. Ben senin beni tercih etmeni tercih ediyorum; o halde beni tercih et. Vah sana! Kulluk, tercih ve zulüm biraraya gelmez; bana ve başka şeylere teveccühün biraraya gelmez. Senin için ya ben varım, ya da nefsin var. Bilerek seç. Hevâyı hayrât ile değiştiremezsin.

Ey kul!

Eğer sen kendin için benim tedbir almamı talep edersen, câhillik etmiş olursun; kendi kendine tedbir alman nasıl olur? artık sen düşün! Benimle birlikte başka bir şeyi de tercih edersen insafsızlık etmiş olursun; bana karşı bir şeyi tercih edersen nasıl olur?

Ey kul!

Eğer ben senin tedbir almana izin verseydim, tedbir almaktan senin utanç duyman gerekirdi; oysa sana tedbir almama emri verdim, bu nasıl olur? bir düşün! Ey nefsine değer veren! Eğer onu bize bıraksaydın rahat ederdin. Yazık sana! Tedbîr yükünü ancak rubûbiyet taşıyabilir, onu beşeriyet zaafı taşıyamaz. Yazık sana! Sen taşınan yüksün, yük taşıyan olma. Senin rahat olmanı murâd ettik, nefsin için boşa kendini yorma. Seni anne karnındaki karanlıklar içinde idâre eden ve sana vücut verdikten sonra istediği şeyleri veren kim? O’nun (CC) dileğinde O’nunla (CC) çekişme.

Ey kul!

Sana benim için hizmet etmeni emrettim ve kısmetimi sana garanti ettim. Oysa sen benim emrimi ihmal ettin ve garanti verdiğim şey hakkında şüpheye düştün. Garanti etmekle de yetinmedin, yemin ettim. Yeminle de yetinmedim, misaller verdim; anlayan kullarıma şöyle hitap ettim: “Rızkınız ve size vâdedilen şeyler göktedir. Göğün ve yerin Rabbine (CC) andolsun ki, bu, sizin (kendi aranızdaki) konuşmanız gibi gerçektir.”[1] Arifler benim sıfatımla yetindiler. Yakîn sâhipleri de keremimi ve cömertliğimi bana karşı hîle yaptılar. Eğer vaadim olmasaydı, benim onlara olan ihsanlarımı hiç kesmeyeceğimi bilirlerdi. Eğer garantim olmasaydı, onlar ihsan ve bağış vücûduma sarılırlardı. Ben benden gâfil olanı ve bana isyan edeni bile rızıklandırırken, bana itâat edeni ve bana duâ edeni nasıl rızıklandırmam? 

Yazık sana!

Fidanı diken onu sular. Mahlûkunu yaratan onun imdadına da yetişir. O ona her şeyiyle yeter. Yaratma olduğu müddetçe imdadım da devam edecektir. Yaratma olduğu müddetçe rızık da benim üzerimedir.

Yazık sana!

Evine, yemek yedirmek istemediğin kimseyi çağırır mısın? İkram etmek istemediğin ve sevmediğin kimseye yakınlık duyar mısın?

Ey kul!

Himmetini fânî rızkına yoğunlaştıracağına bana yoğunlaştır. Onu senden kaldırmam, boşuna onun için yorulma. Sana ne yüklenirse onu kabul et. Seni evin içine alacağım ve ikramımdan mahrum edeceğim! Senden hakkımı yerine getirmeni isteyeceğim ve ikramından seni mahrum edeceğim! Ben senden bana hizmet etmeni istiyorum, kısmetini istemeni değil. Senin kısmetin benim katımdadır; o orada bâkî kalacak değildir. Sana iyiliklerimi hazırladım, rahmetimi senin için izhar ettim, ortaya çıkardım. Senin için sâdece dünyâ ile kanaat etmedim, cennetimi de senin için donattım. Senin için bununla da yetinmedim, sana rü’yetimi verdim. Bunlar benim fiillerim iken, sen nasıl olur da benim fazîletlerimden, ikramlarımdan şüphelenirsin?

Ey kul!

Nimetimi elde eden, faziletlerime ulaşan birileri mutlaka olur. Benim bunlardan herhangi bir şekilde menfaatlenmekten müstağniyim. Bu, kat’î deliller ile ispatlanmış bir husustur. Şayet sen benden seni rızıklandırmamamı talep etsen dahi, sin bu isteğini kabul etmem. Benden kendini benim fazlımdan mahrum etmeni dilesen dahi, ben seni mahrum etmem. Öyleyse, sen bana dâimâ duâ edersen, benden her zaman talepte bulunursan nasıl olur? Eğer başkalarından utanmıyor isen, bâri benden utan. Beni iyi anla. Beni anlayanlar bütün atâ ve ihsanlara nâil olmuştur.

Ey kul!

Beni tercih et, bana karşı tercihte bulunma. Kalbin sadâkatle bana yönelsin. Eğer böyle yaparsan, sana acâip lütuflar ve müthiş ikramlar gösteririm. Sırrını beni müşâhede etme nîmetiyle nîmetlendiririm. “Tahkîk” (hakîkat) ehli için yolu izhar ettim, ortaya koydum. “Tevfîk” (başarı) sâhipleri içinse hidâyet kaynaklarını açıkladım. Yakînen inananlar bana hakkıyla teslim oldular. Mü’minler de bana apaçık tevekkül ettiler. Benim onlar için kendi nefislerinden daha hayırlı olduğumu ve tedbîrimin onların kendi tedbirlerinden daha güzel olduğunu bildiler. Rubûbiyetime teslim oldular ve kendilerini huzûruma attılar. Buna karşılık olarak ben de onların içlerine bir rahatlık, akıllarına bir nur ve kalplerine de bir mârifet verdim. Onların makamlarını, mevkîlerini ve şanlı bayraklarını yükseltmek benim üzerimde bir hak oldu. Ayrıca, benim evime girdiklerinde onlar için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşer kalbine gelmeyen şeyler vardır.

Ey kul!

İçinde bulunduğun her vakitte ben senden, kısmetini talep etmeni değil, bana hizmet etmeni isterim. Çünkü zâten ben kısmetini sana garanti etttim. Seni bir hizmette kullanırsam, seni doyururum. Bil ki, sen beni unutsan bile ben seni unutmam. Sen beni zikretmeden önce ben seni zikrederim. Bana isyan etsen bile benim sana verdiğim rızık süreklidir. Sen böyle benden yüz çevirmiş olduğun halde bile ben böyle iken, bana yöneldiğinde nasıl olurum? Buna ne dersin? Beni hakkıyla takdir edemedin. Kahrımı görünceye kadar teslim olmadın ve bana rağbet etmedin. Emirlerimi tutmasan da benden yüz çevirme. Benden başka dayanacak bir şey bulamazsın. Benden başkasından zenginlik bekleme. Seni benden başka bir kimse zengin edemez. Ben seni kudretimle yaratanım. İyiliklerimi önüne serenim. Benden başka “Hâlık” olmadığı gibi, benden başka “Râzık” da yoktur. Yaratırım ve sonra da başkasına (mı) gönderirim? İzzet ve ikram veren benim; kullarımı hayır vücûdumdan men (mi) ederim? O halde, ey kul! Güven, çünkü ben kulların Rabbiyim (CC). Seni kendi murâdından çıkarır, onun kaynağına ulaştırırım. Geçmiş lütuflarımı hatırla. Sevginin hakkını unutma.” Biz bu kitabı onun mevzûsuna uygun şu duâ ile bitirmek istedik:[2]

Allah’ım (CC)!

Biz Senin Efendimiz Muhammed’e (SAV) ve O’nun (SAV) ailesine (RA), tıpkı İbrahim’e (AS) ve O’nun (AS) ailesine (RA) yaptığın gibi, her iki âlemde de salât etmeni, onların şanını yüceltmeni dileriz. Hamde, övgüye lâyık olan ancak Sensin, şanı yüce olan ancak Sensin.

Allah’ım (CC)!

Bizi Sana teslim olmaya çalışanlardan, dâimâ Senin huzûrunda duranlardan eyle. Sana karşı tedbir almaktan bizi uzaklaştır. Bizi, işlerini Sana bırakanlardan eyle. Biz kendimiz için olmadan önce Sen bizim içindin. Nasıl ki, bizden önce bizim için idiysen, bizden sonra da yine bizim için ol. Bize lutfunun elbiselerini giydir. Bize Senden hayâ etme duygusu ver. Tedbir karanlıklarını kalplerimizden çıkar. Sırlarımızda tefvîz nurlarını aydınlat. Bize Senin güzel tercîhini göster, tâ ki, onun gerekleri içimize yerleşsin ve Senin bizim için tercîhin bizim kendi tercihlerimizden bize daha hoş gelsin.

Allah’ım (CC)!

Nefislerimize acı. Bize emrettiğin şeyler dururken, bize garanti ettiğin şeylerle bizi meşgul etme. Bizden tâlibi olduğun şeyler dururken, bizden talep ettiğin şeylerle bizi meşgul etme.

Allah’ım (CC)!

Sen bizi Sana bağlanmaya ve sürekli Senin huzurunda olmaya çağırıyorsun; Sen bizi muvaffak etmedikçe biz bundan âciziz, bize kuvvet vermediğin müddetçe buna gücümüz yok. Sen yapmadığın sürece, bizim bir şey olmamız mümkün mü? Sen bizi ulaştırmadıkça, biz bir şeye nasıl ulaşırız? Senin yardımın olmadıkça, bizim bir şeye güç yetirmemiz mümkün mü hiç? Emrettiğin şeylerde bizi muvaffak kıl; menettiğin şeyleri terk etme hususunda da bize yardım et.

Allah’ım (CC)!

Bizleri tefviz bahçelerine, teslimiyet cennetlerine koy. Bizi onlarla ve onların içinde nimetlendir; sırlarımızı ise, onların nimetleri ve lezzetleri ile değil, kendinle beraber et.

Allah’ım (CC)!

Sana teslim olma ve Sana yönelme nuruyla bizi aydınlat ki, sırlarımız onunla sevinç duysun ve nurlarımız onunla kemal bulsun. Bir şeyi yaratmadan önce onun tedbirini alan Sensin. Biz biliriz ki, ancak Senin dilediğin şey gerçekleşir. Sen murad etmedikçe bu ilmin bize bir faydası olmaz. Biz Senin iyiliklerini istiyoruz. Fazlına teslim olduk. İnayetinle bize ulaş. Riayetinle bizi kuşat. Bizi himâye vücuduna dâhil et. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.

Allah’ım (CC)!

Biz biliriz ki, Senin hükmüne karşı konulmaz. Kaderinle zıtlaşılmaz. Senin koyduğun hükmü bozmaya bizim gücümüz yetmez. Hükmünde Senden lütuf ve destek bekliyoruz. Ey âlemlerin Rabbi (CC)! Bizi, hükmünde riâyet ettiğin, koruyup gözettiğin kimselerden eyle.

Allah’ım (CC)!

Bize kısmetlerimizi ayıran Sensin, onları bize ulaştıran Sensin; onları bize tatlılıkla, kolaylıkla cehennemden korunmuş ve vuslat nuruyla etrafı çevrilmiş olarak ulaştır. Onları senden bilelim. Onlar için şükredenlerden olalım. Onları sana izafe edelim; hiç mahlûka izafe etmeyelim.

Allah’ım (CC)!

Dünya rızkı olsun, ahiret rızkı olsun, rızkın tamamı Senin elindedir. Bize, hakkımızda hayırlı bildiğin rızkı ver ve ondan hayırlısıyla faydalanmayı nasip et.

Allah’ım (CC)!

Bizi, Senin için seçilmişlerden eyle, Sana karşı seçilmişlerden eyleme. İşlerini Sana teslim edenlerden eyle, Sana itiraz edenlerden eyleme.

Allah’ım (CC)!

Bizler Sana muhtacız; bize atâ ve ihsanda bulun. Sana tâattten âciziz; bize güç ver. Bize, Sana itâat etme kuvveti bağışla. Sana isyan etmede bize acziyet ver. Rubûbiyetine (CC) teslîmiyet ver. Ulûhiyetinin hükümlerine karşı bize sabır ver. Sana mensup olma şerefi ver. Kalplerimizde Sana tevekkül etme rahatlığı ver. Bizi rıza meydanlarına girenlerden eyle. Teslimiyet kokusunu koklayanlardan eyle. Marifet meyvelerini toplayanlardan eyle. Bize tahsis (özel olma) elbiselerini giydir. Kurbiyet ve muhabbet mertebesi ile bizi hediyelendir. Daima senin hizmetinde olanlardan, marifetine erenlerden eyle. Bizi, Resûlüne (SAV) tâbi ve vâris olanlardan, O’ndan (SAV) aldıklarını hakkıyla yerine getirenlerden ve O’nun (SAV) makamına niyâbeten geçenlerden eyle.

Ey âlemlerin Rabbi (CC)!

Bize katından hayırlı bir son nasip eyle. Allah-ü Teâlâ (CC), Efendimiz Muhammed’e salât etsin (O’nun SAV. şanını yüceltsin). O’ndan da (SAV), bütün Ashabından da (RA) razı olsun.


Dip Notlar 

[1] Zâriyât S. A.22-23.

[2] Kanaatimizce bu sözler müstensihlere âittir.

Kaynak:Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın