Dünyaya ve Ahirete Karşı Zahid Olmak

51. Sohbet: Dünyaya ve Ahirete Karşı Zahid Olmak

Ey yalancılar! 

Rabbini (CC) istemede sâdık olmanın en başta gelen şartı, ister gizli, isterse açık olsun mâsivâya buğzetmektir. Mâsivânın zahiri, dünya ve dünyevî arzular, dünyanın kulları ve ellerindekiler ve halkın övgüsü ve yergisidir. Mâsivânın gizlisi ise cennet ve içindeki nimetlerdir. İşte bu düşünceyi gerçekleştiren, bu düşünceye ulaşan kişinin iradesi düzelmiştir. Kalbi Rabbine (CC) yakınlaşmıştır. O’nun (CC) yanında oturmuş, O’na (CC) konuk olmuştur. O zaman dünya da, ahiret de kişinin sofrasına gelir. Dünya süsü ile, ahiret ihtişamı ile gelir. İki hizmetçi olurlar. Ama onların sofrası nefis içindir, kalp için değil. Dünya ve ahiret yemekleri nefis içindir. Kurbiyet yemeği ise kalp içindir. Benim kendisine dâvet ettiğim şey Allah-ü Teâlâ’nın (CC) iradesidir, sizin dâvet ettiğiniz şeyler değil.

Ey münafıklar! 

Akıllı kişi işlerin başlangıcına değil, sonucuna bakar. Akıllı kişi, sûfîlerin cariyeleri olan dünya ve ahiretten yüz çeviren, onları deneyen, onların sözlerini işiten kimsedir. Akıllı kişi, dünyayı ve sıfatlarını nefsi için dinler ve ondan uygun olanını satın alır; fâni olduğu için ona karşı zâhid olur. Ahiretten de, mahluk ve muhdes (sonradan olma) olduğu için, Rabbinden (CC) kendisini perdelediği için, bağlayıcı ve Rabbin dışında rağbet edilen bir şey olduğu için yüz çevirir. Dünya akıllı kişiye şöyle der: “Bana tâlip olma, benimle evlenme çünkü ben bir evden diğer bir eve, bir mülkten diğer bir mülke sürekli el değiştiririm. Ben evlendiğim kimseyi öldürürüm. Malını mülkünü elinden alırım. Benden sakın; ben öldürücü bir zevk veririm. Ahitli olduğum kimsenin ahdine vefâ göstermem.” Âhiret ise ona şöyle der: “Alış-veriş sevinci üzerine Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “Allah, (CC) mü’minlerden canlarını cennet karşılığında satın aldı.”(1) Ben senin yüzünde kurbiyet sevinci görüyorum, ama sen yine de beni satın alıyorsun ve Cenâb-ı Hakk (CC) seni bana bırakıyor!” Akıllı kişi, bu durumla karşılaşıp, dünyayı ve ahireti terk edip, Rabbine (CC) talip olarak onlardan yüz çevirince, dünya ona geri verilir, kısmeti zararsız ve eksiksiz bir şekilde ona iade edilir. Ahiret de iade edilir. Onun için, işlerini gören, çekip çeviren birisi olur.

Ey dünyayı da, ahireti de isteyenler! 

Ey bundan da, ondan da razı olanlar! İyi dinleyin. Bu size açıkladığım hususlar sizin dertlerinizin ilacıdır, iyi anlayın! Kim ki, bir şeye karşı zâhid olursa, o ona talip olur. Yaratılmış şeylere karşı zâhid olun ki, Yaratıcınız (CC) sizi sevsin. Allah-ü Teâlâ (CC) katında mahbubun misali, şefkatli bir doktorun göğsüne sığınmış, ona kendisini bırakmış hastanın durumuna benzer.

Ey cemâat! 

Beni kabul edin. Dünyaya karşı zâhid olun. Dünyaya rağbetiniz ve muhabbetiniz sizi ahiretten ve Rabbinize (CC) yakınlıktan perdeler. Kalp gözlerinizi kör eder. Dünya ile beraberlik sizi ahirete karşı perdeler. Nefis ile beraber oturmak da sizin için Cenâb-ı Hakk’a (CC) karşı bir perde oluşturur.

Ey câhiller! 

Ahiret ameli karşılığında dünyayı yemeyin, sonra ikisini de kaybedersiniz. Ahiret efendidir, dünya ise onun kölesidir. Köle efendiye tâbi olur. O aşağıdadır, bu ise yukarıdadır. Aşağıdaki yukarıdakine tâbi olur. Panzehirini yemeden önce dünyâ yemeğinden yemeyin. Onun yemeği zehirlidir. Pekiyi, onun panzehiri nedir? Onun panzehiri, ona karşı zâhid olmak, kalp yönüyle ondan çıkmaktır. Hüküm denizinden kudret denizine geçmektir. Tıptan, yemeğin zehirlisini ve etlisini ayırt eden tabîbe ulaşmaktır. Hiç görüp işitmediniz mi ki, doktor yılanı alır, öldürür, parçalar, zehrini çıkarır, sonra da etini yer. Cenâb-ı Hakk (CC) bu dünyanın zehirini kendisine karşı gelen kâfirler için yaratmıştır. Onun temizlenmiş etini de kendisine inananlar, tevâzu gösterenler ve kendisinden başka her şeyi unutanlar için yaratmıştır.

Dünya onlar için nasıl temizlenmesin ki, onlar O’nun (CC) konuklarıdır, O (CC) onlara sevenin sevgilisine davrandığı gibi davranır. Onlar için tatlıyı acıdan, duruyu bulanıktan ayırır, temizler. Murad olan kimseler için yiyecekler, içecekler, giyecekler ve ihtiyaç duyulan her şey tertemiz edilir.“Mütezehhid” (zâhid olmaya çalışan veyâ sahte zâhid) çalışır, çabalar. Bâzan durulur, bâzan durulmaz. Bâzan ayakta dimdik durur, bâzan oturur. “Zâhid”(2)için en büyük iş inkişaf etmiş, gerçekleşmiştir. Onun sevapları hatalarından daha çoktur. Arife gelince, onun için işin işin tamamı inkişaf etmiş, bitmiştir. O duruyu bulanıktan ayırt eder. Duru da, bulanık da ona ses verir. 

Sûfîlerin bütün yönleri birtek yön olmuştur. 

Onlar için bir tek yön kalmıştır. Halk yönü, halka tarafı onların nazarında sıkıntıdan başka bir şey değildir. Onlar için Cenâb-ı Hakk’ın (CC) yönü (vechi), genişlik ve ferahlık yönüdür. Onlar sadâkat elleriyle halk tarafını kapatmışlar ve kalp elleriyle Hâlık (CC) tarafını açmışlardır. Hoş, onların kalpleri genişlemiş, büyümüş, yücelmiştir. “Gayret” (kıskançlık) onların kalp kapılarında bekler; oradan o kapının malikinden ve sâhibinden başka kimsenin girmesine imkân yoktur. Sûfîlerin her biri bu dünyada güneş ve ay gibidir. Onlar dünyanın aydınlanma sebebidirler. Onların yüzleri Hakk’a (CC) yönelmiş, sırtları ise halka dönmüştür. Eğer onların yüzü, teveccühü dünyaya dönecek olsa oradaki her şey yanıp kül olur. Sizler yeryüzünde yürüyen ölülersiniz. 

Akıllı ol! 

Senin aklın yok! “Ricâl”den (Hakk CC. erlerinden) de değilsin, onları tanımıyorsun. Sen halkın büyüklerini ve önderlerini tanımıyorsun. Sözlerin kalbinde olana işaret ediyor. Dil kalbin tercümanıdır. Senin gönlüne bir kişinin muhabbeti ve başka bir kişinin de buğzu düşerse, nefsin sebebiyle ne sevdiğine buğzedebilirsin, ne de buğzettiğini sevebilirsin. Halbuki her ikisi hakkındaki hükmü de Kitap ve Sünnete göre vermelisin. Eğer sevdiğin kişinin tavır ve hareketleri Kitap ve Sünnete uygunsa onu sevmeye devam et, yok muhalifse, onu sevmekten vazgeç. Buğzettiğin kişinin tavır ve hareketleri Kitap ve sünnete uygun ise ona buğz etmekten vazgeç, tersi ise buğzuna devam et.

Yazık sana! 

Bana buğz ediyorsun, çünkü ben hakkı söylüyorum ve seninle bu hususta çekişiyorum. Bana ancak câhiller, Allah’ı (CC) bilmeyenler, ameli az, sözü çok olanlar buğzeder ve beni tanımaz. Bana muhabbet besleyenler ise âlim-billâh olanlar ve ameli çok, sözü az olanlardır. Cenâb-ı Hakk’a (CC) kurbiyet beni her şeye karşı müstağnî kılmıştır. Etrâfımda çok su var ve ben bir kurbağa gibiyim; yanımda olan şeyleri söylemeye gücüm yok. Suyun çekilmesini bekliyorum ki, konuşayım. İşte o zaman kendi haberini de, başkalarının haberini de duyarsın. 

Ey geride kalanlar, ey asiler! 

Ne zaman tevbe edeceksiniz? Tevbe vâsıtasıyla Rabbinizle kendi aranızı düzeltin. Eğer Allah-ü Teâlâ’dan (CC) utanmasaydım ve O’nun (CC) hilmi olmasaydı, buradan iner, hepinizin elini teker teker tutar ve şöyle derdim: “Sen şunları, şunları işledin; Allah-ü Teâlâ’ya (CC) tevbe et.” İmanın, ikanın ve mârifetullâhın kuvvetleninceye kadar sana konuşma yok. İşte o zaman, kalbinin Rabbine (CC) vuslat vâsıtası olan sapasağlam ipe tutunursun. Hz. Peygamber (SAV) ve bütün ümmet seninle övünür.

Ey diliyle iman etmiş olan! 

Ne zaman kalbinle iman edeceksin? Ey celvetlerinde iman etmiş olanlar! Ne zaman halvetlerinizde de iman edeceksiniz? Bunun size bir faydası yok! Münafığın imanı, kılıçtan korkanın imanıdır. Ey isyankârlar! Tevbe edin. Rabbinizin (CC) rahmetinden ümit kesmeyin. Allah’ın (CC) merhametinden ümitsizliğe düşmeyin. 

Ey ölü kalpliler! 

Rabbinizi (CC) zikretmeye, O’nun (CC) Kitabını ve Nebisinin (SAV) sünnetini okumaya, zikir meclislerine devam edin; o zaman kalpleriniz, ölü toprağın su gelince canlandığı gibi canlanır. Kalp, Cenâb-ı Hakk’ı (CC) zikretmeye devam ederse, ona marifet, ilim, tevhid, tevekkül ve mâsivânın tamamından yüz çevirme melekesi ulaşır. Zikre devam, dünyada da, ahirette de hayrın devamına sebeptir. Halk ve dünya ile beraber olduğun müddetçe övgüden ve yergiden etkilenirsin. Çünkü sen nefsinle, hevânla ve hevesinle mevcutsun. Kalbin Rabbine (CC) ulaşıp, işin O’na (CC) âit olunca, onların övgüsü ve yergisinin tesiri gider, büyük bir yükten kurtulursun. Kendi gücüne ve kuvvetine güvenerek dünya ile meşgul olduğun müddetçe geri kalırsın, parçalanırsın, yorulursun, memnun kalmazsın. Cenâb-ı Hakk (CC) ile meşgul olursan, geçim kapısı O’nun (CC) gücüyle ve O’na (CC) tevekkül etmek suretiyle açılır. O’nun (CC) muvafakatiyle tâat kapısı açılır. Talep etme mertebesine ulaştığında O’ndan (CC) O’nu (CC) talep etme güç ve sadâkatini iste. O zaman kalbin, dünya ve ahiret meşgalelerinden sıyrıldığında, O’nun (CC) huzurunda kalp ayaklarınla sabit ve sağlam durursun.

“Rabbimiz! Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”


[1] Tevbe S. A.111.

[2] “Zâhid”: Dünya’dan tam manasıyla yüz çevirmiş kimse.

 

Kaynak: Gavsulazam Abdulkadir-i Geylani (KSA), Cilâü’l-hâtır fi’l-bâtın ve’z-zâhir

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın