Ebu Bekr Er-râzî

Ebu Bekr Er-râzî Kimdir?

Keşifleriyle ün salan, asırlar boyu Avrupa’da ders veren kimyager Doktor. 

Meşhur tabip ve kimyacı batıda Rharez, doğuda ise Ebubekir Er Razi veya kısaca Razi adıyla Şöhret buldu. 864’te Rey şehrinde doğdu İskit Türklerindendir.

Küçük yaşlarında diğer kabiliyetli çağdaşlarına göre fazla göze çarpmıyordu. Fakat ilerde büyük bir insan olacağı belliydi. O da akranları gibi filoloji ve matematik okudu. Kabiliyeti daha çok musiki sahasında gelişti. Bölgesinde musikide şöhrete kavuştuğu sırada geçimini sarraflıkla sağlıyordu. 

Otuz yaşına kadar böyle devam etti. Otuz yaşında, ilim öğrenmek için gittiği Bağdat’ta Huneyn bin İshak’tan, İran-Hind ve İslâm tıbbını öğrendi. Tıb ilminde söz sahibi olduktan sonra memleketine döndü ve hastanede çalışmaya başladı. Kısa zamanda hastanenin başhekimliğine yükseldi. Bu makama yüz kadar aday içerisinden o seçilmişti. Daha sonra halifenin özel doktoru oldu.

Talebe ve doktorlar onun çok yönlü bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak için hastanede kuyruklar oluştururlar, muayenelerini takip ederlerdi. Ders ve klinikleri, talebeleri ve talebelerinin talebeleriyle dolup taşardı. Tereddüte düşünülen her vakada ona müracaat edilirdi. Kendi buluşu ilaçlarla hastaların acısını dindirir, koyduğu teşhiste hemen her zaman isabet ederdi.

Sonra Rey’den Bağdat’a giderek Adudi hastanesinin başhekimi ve halifenin özel doktoru oldu.

Devrin En Büyük Bilgini

Er-Razi, Galen devrinden beri hiçbir doktorun ulaşamadığı tıp bilgisine ulaştı. Durmadan ilmini genişletti. Etüdler yapmak maksadıyla uzun seyahatlere çıktı. Devrinin en üstün bilgini oldu. Hükümdarların son derece hürmet gösterdiği, halkın dilinden düşürmediği, ihtiyaç içinde kalma pahasına da olsa fakir hastaların ilaç paralarını dahi veren, ilmi ve karakteriyle candan sevilen bir doktor oldu.

Fakat onu çekemeyenler de vardı. Onların ağır iftiralarıyla vazifesinden atıldı. Çaresiz ve hamisiz bir hale düştü. Hatta gözleri dahi kör oldu. Kız kardeşi onu evine aldı. Kendisini ameliyat için gelen doktora, gözün yapısı ile ilgili sorduğu suallere istediği gibi cevaplar alamayınca, ameliyat olmaktan vazgeçti ve gözün yapısını bilmeyen bir doktorun ameliyat yapamayacağını söyledi. 925 senesinde vefat etti.

Gençliğinde zengin olan Razi, ölümüne yakın zamanlarda sefalet içinde yaşadı. İslâm aleminin en büyük tabibi olarak tanınan Razi, fevkalade bir hafıza gücüne sahipti. Okuyup işittiğini hiç unutmazdı. Daima talebeleriyle ilgilenir ve yetişmeleri için gayret sarf ederdi. Hastaları ile de teker teker ilgilenir, tedavileriyle yakından ve titizlikle meşgul olurdu. İlmi çalışmaları; nazari ve ameli olmak üzere iki yönlüydü. Ona gelinceye kadar, tıp ilmi, esaslı usul ve metotlardan mahrum ve dağınık iken, bu ilmi ele alıp temellendirmiş ve sistemleştirmiştir.

Razi’nin İlmi kişiliği: 

İslâm aleminin en büyük tabibi olarak tanınan er-Razi, sadece İslâm aleminin değil, ortaçağın Doğu ve Batı dünyasının en büyük hekimi ve klinik mütehassısıydı.

Ona, Batı’da, her ne kadar “Şark’ın Calinos’u dedilerse de Razi, onu dahi çok gerilerde bıraktı. Tricot Royer, ondan bahsederken: “İbn-i Sina ile Razi’yi birbirinden ayıramıyorum” der. O, Batılılar için İbn-i Sina, Ali İbni Abbas vs. gibi her şey demekti. Paris Tıp Fakültesi Salonu’nda, Razi’nin, İbn-i Sina’yla birlikte fotoğraflarının asılı bulunuşu, ona verilen değer ve hürmetin açık ifadesidir. O kadar ki, eserleri 17. yüzyılın başlarında bile Türbingen ve Oder nehri kenarlarındaki Frankfurt Üniversitelerinde ders programlarının temelini teşkil etmekteydi. Razi’nin kitapları, İbni Sina ve İbni Rüşd’ün kitapları gibi, Hipokrat ve Galen’inkilere denk tutulmuş, “Bunlar olmadan tedaviye cesaret eden doktor, umumun sağlığını bozar” denecek kadar itibar kazanmıştı.

Ortaçağın En Büyük Klinikçisi

Prof. Dr. Phelip Hitti, ondan söz ederken şöyle der: “Er-Razi, bütün tabiplerin en orijinali, en büyüğü ve aynı zamanda en çok eser veren yazarlarından biridir. O, orta çağların en kuvvetli orijinal düşünürlerinden ve en büyük klinikçilerinden biri olarak şöhret ve itibar bulmuştur. Matbaa henüz çocukluk devrelerini yaşarken, onun tıpla ilgili eserleri uzun asırlar boyunca Batı dünyasının anlayış ve idraki üzerine dikkati çeken büyük tesirler meydana getirmiştir.”

Türkçemize “Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi” adıyla çevrilip, sekiz dile tercüme edilen “Allah sonne über dem Abendland-unser Arabis hes Erbe” adlı eserin yazan Dr. Sigrid Hunke, er-Razi hakkında çok haklı olarak şu sözleri söyler:

“O, meslek ve mesuliyet duygusu ile bir doktor, çaresizlerin yardımcısı öğretmen, iyi yetişmiş bir doktorlar jenerasyonunun terbiyecisi, öncekilerin çok yönlü bilgilerini toplayıp üzerlerinde işleyen ansiklopedist, temkinli bir klinikçi, mütefekkir bir gözlemci, bağımsız, hür görüşlü bir kimya araştırmacısı, deneyci, nihayet kendi devrine kadar gelen tıbba ait bütün ilim malzemesini düzenleyip ortaya koyan bir sistematikçidir.”

*

Sultan Adududdevle, Bağdat’ta yeni bir hastane yaptırmaya karar verdiği zaman yerini tespit etmede onun ileri görüş ve tecrübelerinden faydalanmak ister. Er-Razi, hemen aynı yaş ve cinsten birkaç koyun kestirir. Eti parçalara ayırarak şehrin çeşitli kısımlarına astırır. 24 saat sonra bakar, en taze ve en az bozulmuş olan etlerin bulunduğu yere Adudi hastanesinin yapılmasını teklif eder.

Bu yazı aynı zamanda Er-Razi’nin hastalıklarla kokmanın birbirine olan yakınlığına dayanan görüşünün bir ifadesidir. Bu konuda o, Pasöre bile öncülük etmiş olmaktadır.

Sultan Selahaddin de şehrin caddelerinde kaynaşan karıncalardan kurtulmak için Nasiri hastanesinin yapımında yine Er-Razi’nin tavsiyelerine uymuştu.

Razi’nin teşhisleri oldukça kuvvetliydi. Bir defa seyahatinde kan kusmaya başlayan bir genci iyice muayene ettikten sonra, sülük yuttuğunu maharetle keşfetmişti.

Er-Razi’nin İlme hizmeti: 

Er-Razi, fizik, kimya ilmine yaptığı hizmet yanında en büyük hizmetini tıp sahasında yapmıştır. Razi, önce tıbbı, Yunan tababetinden ayırdı. Müstakil İslâm tababeti haline getirdi.

Razi’ye Ait Buluşlar: 

Kızamık ve çiçek hastalığını ilk defa birbirinden ayıran ve tedavi metodunu bulan odur. Çocuk hastalıkları ile kadın-doğum hastalıklarını tarif, tasnif etmiş, teşhis ve tedavi yollarını göstermiştir. Zührevi hastalıkları incelemiş, ameliyatlarda ilk defa hayvan bağırsağını dikiş ipliği olarak kullanmıştır. Cıvalı merhemleri de ilk defa bulup tedavide kullanan doktor odur. Hafif müshilleri, inmelerde şişe çekmeyi, devamlı ateşli hastalıklarda soğuk suyu ilk olarak tatbik ve tavsiye etmiştir. Tecrübi metodu uygulamış, bazı hayvanlar üzerinde deneyler yapmış, tip tarihinde ilk defa kobay kullanmıştır.

Sesi meydana getiren sinirleri keşfetmiştir. Mafsal romatizması, taş, mesane, böbrek ve çocuk hastalıklarıyla ilgili, övülmeye değer, geniş bilgisi vardır. Ayrıca o, sühunet, rüzgâr, rutubet ve binaların sıhhi tesisat ve banyoları hakkında enteresan incelemelerde bulundu.

*

Havanın temizlenmesi için kötü kokuları değiştirmeye, hasta odalarını havalandırmaya ve hastaların temiz su içmelerine itina gösterirdi. Havanın temizlenmesi için kötü kokuları değiştirmeye, hasta odalarını havalandırmaya ve hastaların temiz su içmelerine itina gösterirdi.

Haçlı seferlerinden önce papazlar banyo ve beden eğitimi yapmayı son derece çirkin, bir fuhuş ve sefahat kadar kötü görürken, Razi, hastalarına jimnastik ve banyo yapmayı tavsiye ediyor, onları en sıhhi yerlere yerleştirmeye çalışıyordu,

Razi, kimyevi ilaçlara başvurmadan önce nebati ilaçlar kullanır ve yeni vazifeye başlayan doktorlara da bunu tavsiye ederdi. Bir ilaç tertip ederken, önce onu hayvanlar üzerinde denerdi. Maymun üzerinde denediği saf cıva olayı meşhurdur. Daima gözlem ve deney metodu ile çalışırdı. O, ayrıca, Müslümanlara her türlü tesirden uzak, tarafsız inceleme ve araştırmayı da öğretti. 

Gout (damla hastalığı) ile romatizmayı birbirinden ayırdı.

Razi’ye gelinceye kadar, müshil ve kusturucu olarak, ani tesirli ve genellikle çok tehlikeli bir ilaç olan “Drastica” kullanılırdı. Bunun yerine Maseveyh ve Razi gibi Müslüman doktorlar bugün bile beğenilen mülayim ve iç açıcı ilaç olarak sinameki yaprakları, demirhindi, kuvasya, sabir ve ravend kullandılar.

Razi, kalp sektelerine karşı hacamatı (kan alma) uyguladı. Onun harika keşiflerinden biri de böbrek ve mesanedeki taşları ilaçlarla parçalatması veya ameliyatlarla çıkarmasıdır. Bundan dolayı o, operatörlüğün ilerlemesine de çok yardımcı olmuştur.

Onun büyük hizmetlerinden birisi de hastanede başhekim olarak bulunduğu devrede, hastaneye dahiliye, hariciye, asabiye, ortopedi ve göz doktorlarından müteşekkil 24 kişilik bir mütehassıs kadrosu ilave etmesidir.

Razi’nin başarılarının ve dehasının parladığı bir ilim dalı da kimyadır. O, modern kimyanın önde gelen kurucularından biri olarak kabul edilmektedir. Önce deneye tabi tuttuğu maddelerin kimyevi tasnifini yapan Razi, kimya alanında kullandığı yirmiye yakın deney cihazını eserlerinde tarif ve tasnif etmiştir. Bunların bazısı madenden olup, bazısı da camdan yapılmıştır. Onun kimyada derin bilgi sahibi olması, tabipliğinide etkilemiştir.

Kimya ile ilgili çalışmaları sırasında bazı asitlerin hazırlanmasını ve bunun metotlarını tespit etti. Bazı sıvı maddelerin, özgül ağırlıklarını hesapladı.

Bunun için, Mizan-üt-Tabii adını verdiği özel bir tartı aleti kullandı. Kimya sahasındaki bilgileri ve tecrübeleri tip sahasına da tatbik etmesi, başlıca hususiyetlerindendir. Ona göre, hastanın şifa bulması, tabibinin tarif ettiği şekilde ilaçları kullanmasına bağlıdır. İlaçlar, insan bünyesinde kimyasal reaksiyonlar meydana getirmek suretiyle şifanın hasıl olmasına yol açmaktadır. Gerek tip ilminde ve gerekse kimya sahasında hep gerçek ilmi usullerle çalışan Razi, tecrübi kimyanın babası kabul edilmektedir.

Razi, devrine göre kimyevi maddeleri dörde ayırmıştır: 

1- Madensel maddeler: Bunları da; asitler, değerli madenler, taşlar, kibrit tuzları, borasitler ve tuzlar olmak üzere altı bölüme ayırmıştır. 

2- Nebati maddeler, 

3- Hayvani maddeler, 

4- Müteşekkil (türetilmiş) maddeler. 

Kimya sahasındaki metodunu da; a) Hastalıkların tedavisinde kullanılan maddeler ilim, b) Cerrahi ameliyatlarda kullanılan aletler ilmi, c) Kimyagerin uyguladığı, başvurduğu deneylerin umulan neticeye ulaşıncaya kadar kademe kademe izah ve beyanı olmak üzere üçe ayrılmıştır.

Ebu Bekr Razi, kimya sahasında Cabir bin Hayyan’ın tesirinde kaldığından, onun talebesi sayılır.

Fakat, Cabir bin Hayyan’ın temellendirdiği kimya ilmini geliştirip sistematize eden budur. Razi, ilmi deneylerini son derece açık bir şekilde tarif ve tasnif etmiştir. Bu izahları sırasında kimyevi reaksiyonları da açıklamıştır. İlk defa kimyevi araştırmaların çoğalıp sağlam esaslar üzerine oturtulması için deney metodunun kaçınılmaz bir zaruret olduğunu ortaya koymuştur. Böylece, kimyayı tamamıyla tecrübi bir ilim haline getirmiştir. Sülfürik asidin imalini gerçekleştirmiştir. Hatta meşhur Avrupalı fen adamı Albert, bu asidin imalini onun eserlerinden öğrenmiştir.

Razi, civa terkipli birçok ilaçlar yaptı. Bunları önce hayvanlar üzerinde denedi. Onun geliştirdiği ilaçlardan biri Fransa’da Bilanc Rhasis ismini aldı. Halk Etimolojisi ona, Blanç Raisin (beyaz üzüm) adını taktı. Razi, ilaç almaktan hoşlanmayan bazı hassas hastalar için fena lezzetli “roob”u bugünkü haplara benzer şekilde şekerli ve kaygan maddelerle kapladı.

Sülfürik asit ve saf suyun mucidi de Razi’dir.

Onun kimyayla ilgili eserlerinin sayısı 12 kadardır. Bunlardan birisi “Kitab-ül-Esrar=Sırların Kitabı”dır ki, 14. asra kadar Batı’da kimya ilminin baş eseriydi.

Emsalsiz bir tarihçi ve bilim adamı olan Biruni, onun yazılarıyla o kadar derinden ilgilenmişti ki, yazdığı eserleri toplamak için yıllarını vermiş ve onun 56’sı tıp ve ilgili konulara ayrılmış olan 184 eserinin bir listesini hazırlamıştı. Bunlar içinde en önemlisi Lâtin Batısında çok tanınmış olan el- havi (Continens) adlı muazzam ansiklopedisidir. Bu eser, Razi’nin kendi günlük klinik gözlemlerine dayanır ve teoriye bulunduğu katkıdan ziyade gözlem ve deney açısından zenginlik arz eder. Daha küçük, fakat ünlü bir eseri olan Kitab el-Masuri (Mansur’a Kitap) de Batı’da Libermedicinalis ad Almansorem olarak meşhurdur. 

Razi’nin öteki tip eserleri şunlardır: 

Kitab taksim-el-ilil (Hastalık Sebeplerinin Bölümlenmesi-bu kitap Latin dünyasında Liberdivisionum olarak bilinir), Kitab el-fahri (Muhteşem Kitap-Liber pretiosus) ve onun Batı’da belki en çok tanınan kitabı Kitab el-cederi vel-hasbeh (Çiçek ve Kızamık Hakkında Kitap-Latince’de Liber de pestilentia adıyla bilinir).

Razi’nin eserleri neredeyse tıbbın bütün dallarını kapsar. Kendisini Eflatun ve Aristo ile aynı seviyede gören bu adam, Antikite’nin tıp mirası ile kendi gözlem ve akıl yürütmüş kudretini birleştirerek, birçok yeni hastalığı keşfetti, yeni tedavi şekilleri önerdi ve geleneksel tıp alanında yeni metotlara önayak oldu. İslâm tıbbındaki doruklardan biri olan Razi’nin, tıbbı neredeyse tüm dallarında Müslüman ve Batı dünyasına yaptığı etki, pratik ölçü ve değerlendirmelerin ötesindedir. 

Geçtiğimiz bin yıl boyunca süren şöhreti onun İslam ve hatta Batı tıp tarihindeki rolünü ispatlayan yeterli bir delildir.

En önemli eseri El-Havi fi Tib’dır.

Otuz cildi bulan bu eserinde, insan vücudunu ele alarak her organı ayrı ayrı incelemiş ve her uzuv ve organda görülen hastalıkları tetkik ederek tedavi yollarını göstermiştir. Eserde, hastalıkların tedavisi, hastalıklar ve teşhisleri, hıfzıssıhha, hasta bakımı ve kontrolü, cerrahi ilaçlar, gıdalar, sentetik ilaçların imali, tababet sanatı, eczacılık, insan vücudu ve anatomisi, organlar ve bozuklukları olmak üzere on iki bölüm vardır. Razi’nin bu meşhur eseri, ortaçağların başından itibaren Lâtince’ye tercüme edilmiş, 17. asrın sonlarına kadar Avrupa üniversitelerinde temel araştırma ve ders kitabı olarak okutulmuştur. Eser ilk defa 1279 senesinde Fereç bin Zalim adlı Sicilyalı bir Yahudi tabip tarafından Lâtince’ye tercüme edildi. Daha sonra 1486 senesinde Continens çevirdi.

Bu tercüme, o tarihlerde Paris’te kurulan tıp fakültesinde kullanılan dokuz temel eserden birisiydi. Razi, bu eserinin müsveddesini yazdıktan sonra temize çekmeye ömrü yetmemiştir. Devrin alimlerinden İbn-ül, Amid, binlerce dinar vererek müsveddeleri Razi’nin kız kardeşinden satın alıp temize çekmiştir ve eseri, bizzat Razi’nin talebelerine inceleterek yeniden tanzim etmelerini sağlamıştır. Böylece kaybolup gitmekten korunan eser, günümüze kadar ulaşmıştır.

Kitab-ül Mansuri:

Razi, bir şaheser olarak kaleme aldığı bu eserini Horasan Sultanı Mansur bin İshak es-Samani’ye ithaf etmiştir. Onun için Mansuri ismiyle şöhret bulmuştur. 10 cilttir. Batı’da “Almansoris” ve “Lieber Pretiosus” isimleriyle meşhur olmuştur.

Eserin Liber Almansoris adında Latince tercümesi ilk olarak 1480’lerde Milano’da yayınlandı. Eseri tercüme eden Gerard of Cremona idi. 9. ciltinin şerhi 1649’da basıldı. Bu cild 16. asra kadar çok yaygın bir kitapti Eserin bazı kısımlarının Almanca ve Fransızca tercümeleri son zamanlarda Avrupa’da tekrar yayınlandı.

Eserde, özellikle insan ve vücudunun anatomik yapısını ele almış, organlar ve vazifelerini izah etmiş, gıda maddelerini, hıfzıssıhha konusunu ve daha birçok tibbi mevzuları incelemiştir. On bölüm olan eserde, anatomi bilgileri, bünyevi incelemeler, gıdalar, ilaçlar, sıhhat, insanlara deva, yolculuk nizamı, cerrahlık, zehirler ve zehirlenmeler, umumi hastalıklar gibi temel tibbi konular ele alınmıştır.

El-cüderi ve-l Hasba (çiçek ve kızamık):

Er-Razi’nin Batı’da en çok tanınan eseri budur. Tıp tarihinde çiçek ve kızamık hakkında ilk yazılan eseridir. Kitapta hastalıkların teşhis ve tedavi şekillerine yer verilmektedir.

Bu eser, Razi’nin, sadece İslâm dünyasında değil, tüm Ortaçağ’da en kuvvetli bir orijinal düşünür ve en büyük bir klinikçi olarak şöhret bulmasına sebep olmuştur.

Eser 1565’te Latinceye çevrilmiş, daha sonra ise çeşitli modern dillere tercüme edilmiştir.

Eser, küçüklüğüne rağmen 1498-1866 yılları arasında kırk defadan daha fazla yayınlandı. Bugün bile klâsik bir eser olarak itibar görmektedir.

Kitab-ül Esrar (Sırlar kitabı):

Kimya hakkında yazdığı temel kitaplardan biridir. Birçok dillerde yayınlanmıştır. İlk defa Cremona’h Gerard tarafından Latinceye çevrildi. Eser, 14. yüzyılda yerini Cabir’in kitapları alıncaya kadar Batı’da kimya alanında beş eser olarak kaldı. Roger Bacon, kaleme aldığı De Spiritibus et Corponibus adlı kitabında bu eserden bahsetmektedir.

Razi, “bir saat içinde şifa” adlı eserini, münakaşa neticesinde, Vezir Ebu’l Kasım İbni Abdullah’ın isteği üzerine kaleme aldı. Eser oldukça rağbet gördü.

Eseri kaleme alış sebebini Razi şöyle anlatır: “Birkaç doktor, bir hastalığı tedavinin, hastalığın vücut bulma müddeti kadar devam edeceğini açıklıyorlardı. V zire bunu, bazı doktorlar hastayı daha fazla görebilmek ve bu suretle yüksek ücret isteyebilmek maksadıyla yapmaktadırlar” dedim. Vezir, birkaç hastalığın bir saat içinde tedavi edilebileceğini benden işitince şaşırdı. Bu konuda bir kitap yazmamı rica etti. İşte kitap!” Usanma, bıkma nedir bilmeyen Razi’nin meşhur eserler arasında teoloji, felsefe, astronomi ve matematikten bahseden eserlere de rastlıyoruz.

Bunlardan bir kısmı şunlardır: Feza boşluğuyla ilgili bir risale mıknatısın demiri çekme sebebi, dünyanın şekline dair, dinlerin kritiği, ilahi ilim.

Tıbbi nasihatleri şunlardır:

Hasta, tedavi için tabib-i hazık (uzman) olan tek bir doktora başvurmalıdır. Birçok doktora başvuran hasta, doktorları şaşırtır ve hatalı teşhis koymalarına sebep olur.

Doktorlar iyi bir ahlâka sahip olmalıdır. Dünyadan yüz çevirerek ahirete yönelmeli gaflet içinde bulunmamalıdır. Düşmanlığından lazım olana bakıp, akibet ve ahiret düşüncesi içinde olmalıdır. Tabip daima hastasını ümitlendirici sözler söylemelidir. Çünkü ruhun sıhhati bedenin sıhhatine tesir eder. Tabip, sadece tecrübeleri ile yetinip, tıp kitaplarına bakmaz ve ilmi tetkikata dikkat etmezse, başarılı olamaz. Tabii ilaç ve gıdalarla tedavisi mümkün hastalığa kimyevi ilaçlar uygulamamalıdır. İlaçların kullanılması sadece nazari bilgilerle olmaz, tecrübe edilmeli, mahir ellerde alınan neticelere bakılmalıdır. Aksi halde zararlı neticeler çıkabilir. Doktor eğer uygun gıdalarla tedavi edebiliyorsa ne büyük saadet! Hakiki tabip ve hekimlerin, söz birliği ile kaideleştirdikleri hususlar, daima rehber ve prensip olarak alınmalıdır. Çoğu tabipler cahil ve taklitçi, yeni yetmeler ise tecrübesizdir. Tıp ilminde ciddiyeti ve hassasiyeti olmayanlar, nefislerine düşkün olurlar ve hastalarını öldürürler.

Tabip, alim ve müşfik olur, hasta da tabibin sözünü dinlerse, hastalık yarı yarıya tedavi edilmiş sayılır.”

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki, Razi, bilim tarihine bilinmeyecek şekilde adını yazdıran büyük bir İslâm alimidir, bilhassa tıp tarihi onu minnetle anmaktadır.

Kaynak: İslam Alimleri

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın