Ebu Bekr Eş-Şibli

Ebu Bekr Eş-Şibli

Sufilerin şeyhi Ebu Bekr eş-Şibli el-Bağdâdi. İsminin Dülef b. Cahder veya Ca’fer b. Yûnus ya da Ca’fer b. Dülef olduğu da rivayet edilmiştir. Aslen Şebliye köyündendir. Sâmerrâ’da doğmuştur. Babası halifeliğin önemli teşrifatçılarından (hâcib) idi. Kendisi de Ebu Ahmed el-Muvaflak’ın hâcipliği görevine getirilmişti. Ebu Ahmed valilikten azledilince Şibli bazı salihlerin sohbetlerine katıldı ve tevbe aldı.

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri önce: “Git, çıra sat!” buyurdu. Bunun üzerine, bir sene çıra satıp tekrar huzûrlarına çıktıklarında: “Daha düşüncelerinde dünyaya muhabbet var” buyurarak bir sene de başka bir iş verdiler. Bir sene sonra tekrar huzurlarına çıktığında: “Bir sene de burada hizmet et!” buyurdular. Bu hizmetten sonra hocası: “Şimdi halin nasıldır?” diye sordu. Şibli hazretleri: “Artık kendimi insanlardan üstün tutmuyorum” dedi. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadi hazretleri: “İşte şimdi kendini kurtardın” buyurdu. Daha sonra Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin derslerine devam ederek, onun gözde talebelerinden oldu. Tasavvufta yüksek mertebelere kavuştu. Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinden sonra onun yerine geçip, yüzlerce talebe yetiştirdi.

Cüneyd-i Bağdadinin ve daha başka kimselerin sohbetlerine devam etti. Daha sonra da ünlü birisi oldu. Maliki mezhebinde fakih idi ve o mezhebi iyi bilirdi. Birçok kişiden hadis yazmıştır. Şiirler söylemiştir. Kendisine ait birtakım vecizeler ve hikmetli sözler vardır. Hal ve temekkün? sahibi idi. Ne var ki, zaman zaman aklı karışıverir, kendisine bir sarhoşluk hali aruz olur ve bu haliyle mazur görülebilecek bazı laflar ederdi.

Muhammed b. Abdillah er-Râzî, Muhammed b. el-Hasen el-Bağdâdi, Mansur b. Abdillah el-Herevi el-Halidi, Ebu’l-Kâsım Abdullâh b. Muhammed ed-Dımaşki İbnü’l-Gassânî ve daha başkaları ondan nakillerde bulunmuşlardır. Bak. Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, XI/13.

Denir ki: Bir keresinde “ah!” demişti. “Neden böyle dedin?” dediler. “Her şeyden” dedi. ibn Mücahid ona: “ilmin faydası nerede bozulur?” diye sordu. Cevap olarak şu ayeti okudu: “(Süleyman): Onları (atları) bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.” (Sâd Suresi, ayet 33.) ve şöyle dedi: “Fakat ey kari! Sen neredesin, mâşükunun yanından ayrılmayan sevgili nerede!” Mücahid sustu. Sonra (Şibli) şu ayeti okudu: “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse sizi neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor?” ve şöyle devam etti:  “Hayatımda bir kere olsun ‘Allah’ demiş olmamayım ki, Allah’ dememden dolayı Allah’a istiğfar etmiş olmayayım.” 

Ahmed b. Atâ er-Rûzbârî şöyle demiştir: Bir keresinde Şibli’yi şöyle derken işitmiştim: Yirmi sene hadis yazdım. Yirmi sene fakihlerle beraber oturdum.

Cuma günleri sayha ile bağırırdı. Yine bir keresinde sayha attı. Bu halk arasında kargaşaya sebep oldu. Bu durum Ebu İmran el-Eşib’i ve fakihleri kızdırdı. Şibli onların yanına gitti. Dediler ki: “Ey Ebu Bekr! Kadın hayız kani hususunda şüpheye düşerse ne yapmalı?” Onlara on sekiz çeşit cevap verdi. Ebu İmran ayağa kalktı ve Şibli’nin başını öptü. 

Sülemi şöyle demiştir: Muhammed b, el-Hasen’in şöyle dediğini duydum: Sibli’yi şöyle derken işittim: “Öyle kimseler gördüm ki, bütün malını mülkünü infak etti de yine de bu yola giremedi.” Şibli, eliyle yazdığı yetmiş kitabı gördüğün şu Dicle’nin sularına gömmüştür. Muvatta’yı ezberlemiş birisiydi.??

Ona: “Arifin alameti nedir?” diye soruldu. Şöyle cevap verdi: “Sadr/göğsü ferahlamıştır. Kalbi yaralıdır. Bedeni yerlerde sürünür.” H. 334 yılında, 80 yaşının ortalarında iken Bağdat’ta vefat etmiştir. Bak: Zehebi, Siyeru A’lamin-Nübelá, XV/367; Tarihu Dimask. LXVI/52; 

Şibli Hazretlerinin Yaşantısından Kesitler

Şibli hazretleri buyurdu ki: “Dörtyüz hocadan ders okudum. Bunlardan dört bin hadis-i şerif öğrendim. Bütün bu hadislerden bir tanesini seçip kendimi ona uydurdum, diğerlerini bıraktım. Çünkü, kurtuluşu ve ebedi saadete kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasihatleri hep bunun içinde gördüm. Seçtiğim hadis-i şerif şudur: Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) bir Sahabeye buyuruyor ki: “Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhıret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya muhtâc olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!”

Talebelerinden biri şöyle anlatır: Ebû Bekr-i Şiblî hazretleri, talebesinden biriyle Dicle kenarında sohbet ederken, bu talebe yüksek sesle “Allah” diye bağırdı. Şiblî hazretleri onu kolundan tutup nehre atarak buyurdu ki: “Eğer bağırması ihlâs ile ise, Hak teâlâ onu Musa aleyhisselâmı kurtardığı gibi kurtarır. Yok, bunu riya için yaptıysa, Firavun’un boğulduğu gibi boğulur.” Sohbete devam ettiler. Bir müddet sonra o talebe nehirden çıkıp geldi, yanımıza oturdu. Baktık ki, elbiseleri bile ıslanmamıştı.

Kim önünde tövbe etse, ona: “Şimdi git, farz üzere hac yap ve geri gel. Bizim sohbetimizde bulunmaya muktedir olasın” derdi. Sonra o kimseyi azıksız ve bineksiz olarak çöle gönderdi. En sonunda ona, “Halkı helak ediyorsun” dediklerinde “Hayır” cevabını verdi ve esas olan şudur buyurdu: “Onların, yanıma gelmelerinin gayesi ben değilim. Eğer onların muradı ben olsaydım, onlar putperest olurlardı. Fakat onların bana gelmelerindeki gaye, Allahü teâlâya kavuşmaktır. Bu halde, eğer yolda helak olurlarsa, muradlarına erişirler. Yol meşakkati onları öyle düzeltmiş olacaktır ki, ben on sene uğraşsam o kadar düzeltemem.”

Ebû Bekr-i Şiblî hazretlerinin hizmetinde bulunan Bekr Dîneverî şöyle anlatır. “Hazreti Şiblî’nin ömrünün son günlerinden bir Cum’a günüydü. Hastalığı biraz geçtiği için bana, “Câmiye gidelim” dedi. Beraber giderken bana karşıdan gelmekte olan şahsı işâret etti ve “Şu şahsı görüyor musun?” deyince, “Evet” diye cevap verdim. Bunun üzerine, “İşte onunla Yarın bizim işimiz olacak” dedi. O gece Şiblî hazretlerinin hastalığı arttı ve vefât etti. Bana, “Falan yerde sâlih bir kimse var, sabahleyin haber ver de cenâzeyi yıkasın” dediler. Sabah olunca tarif edilen zatın evine gidip kapısını çaldım. Hâne sahibi “Şiblî hazretleri vefât mi etti?” diye sorunca, “Evet” dedim. Dışarı çıkınca bir de baktım ki, Şiblî hazretlerinin dün işâret ettikleri kimse değil mi? Hayret ederek “Lâ ilahe illallah” dedim. O zat “Neden hayret ettin?” deyince, Şiblî hazretlerinin, kendisini göstererek söylediklerini naklettim.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir