Ebu Hanife 

Ebu Hanife Kimdir?

Numan bin Sabit (80/150 – 700/767) İmam Azam (büyük İmam) lakabıyla bilinen, Ebu Hanife künyesiyle meşhur Numan b. Sabit b. Zevta (Zuta) mutlak müctehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı.

Ebu Hanife 
Adı Nu’man Künyesi Ebu Hanife
Baba Adı Sabit b. Zuta b. Mah Lakabı İmam-ı Azam
Doğum Tarihi 80 Hicri (699) Mesleği Tüccar
Doğum Yeri Kufe Tabakası Tebeu’t-tabiin
Vefat Yeri Bağdat Vefat Tarihi Şaban 150 (Eylül 767) 
Kabrinin Mevkii Azamiye Bağdat Özellikleri Müçtehit, Mezhep kurucusu, İslam alimi, Fakih

Ebu Hanife, Kufe’de hicri 80 yılında doğdu. Numan ve ailesinin Arap olmadığı kesindir; Ailesi aslen iranlıdır. Sasani devletinde önemli görevler alan dedesi İslam ordularının Afganistanı fethi sırasında esir edilip ırak’a getirilmiş ve daha sonra, Teym b. Sa’lebeoğulları kabilesinin azatlısı olmuştur. Farklı olan  görüşlerden biri de böyle bir esaretin olmadığı fetihler sırasında müslüman oldukları ve Irak’a gerlerek yerleştikleri de söylenir.

Dedesi Zuta, Hz. Ali zamanında Kabil’den Kufe’ye gelerek; orada yerleştiği, Zuta’nın oğlu Sabit de Kufe’de ipek ve yün kumaş ticaretiyle uğraştı söylenir. 

Numan b. Sabit küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i hıfzetti. Kıraatı, yedi kurradan biri olarak tanınan İmam Asım’dan aldığı rivayet edilir. Numan, babasıyla onaltı yaşında hacca gittiğinde ortada tabiinden Ata b. Ebi Rebah, Abdullah İbn Ömer ile tanışarak onlardan hadis dinlediği, rivayet edilir (Abnü’l Esir, Üsdü’l-Ğabe, III, 133). Kendisi, tabiinden sayılır ve etbau ‘t-tabiinin büyüklerindendir. Onun, gençliğinde çağının bütün düşünce akımlarını izlediği, ihtilafları çok iyi tespit ettiği zikredilmektedir (Şa’ranı, Tabakatü’l-Kübra, I, 52-53). 

Numan gençliğini ticaretle geçirirken Kufe’de bulunan alimlerin sohbetlerine ve derslerine  katılırdı. İmam Şa’bi (20/104)’nin tavsiye ve desteğiyle Arapça, edebiyat, sarf ve nahiv, şiir öğrendi. Kufe şehri ve bütün Irak bölgesi, itikadla ilgili ateşli tartışmaların yapıldığı akımların bulunduğu Basraya sırf kelam tartışmaları için zaman zaman gitmeye başladı. 

Ancak kelam ve cedel’in din dışı olduğunu görerek fıkh’a yöneldi. “Arkadaşını tekfir etmek isteyen ondan önce küfre düşer” diyordu (Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, XIII, 333). Kendisi bunu şöyle anlatır: “Sahabi ve tabiin, bize gelen konuları bizden iyi anladılar. Aralarında sert münakaşa ve mücadele olmadı ve onlar fıkıh meclisleri ile halkı fıkha teşvik ettiler; fetva verdiler, birbirinden fetva sordular. Bunu anlayınca ben de münakaşa, cedel ve kelamı bıraktım; selefin yoluna döndüm. Kelamcıların selefin yolunda olmadığını; cedelcilerin kalpleri katı, ruhları kaba, nasslara muhalefetten çekinmeyen, vera ve takvadan uzak kimseler olduklarını gördüm” (İbnü’l Bezzazı, Menakibu Ebi Hanife, I, 111).

Kufe’de rey ekolü (Kur’an-ı Kerim’de ve sünnetteki ifadelerin anlamını belirli akıl yürütme metodlarıyla genişleten ilim anlayışına sahip alimler)den Hammad b. Ebu Süleyman’ın derslerine katıldı. On sekiz sene onun ilim halkasına devam etti ve en seçkin öğrencilerden birisi oldu. Özellikle o sırada var olan şu dört fıkhı öğrendi: İstinbat, Hz. Ömer fıkhı, Abdullah b. Mes’ud fıkhı, Abdullah b. Abbas fıkhı. Birincisi şer’i hakikatleri araştırıp ortaya koymaya, ikincisi maslahata, üçüncüsü tahrice, dördüncüsü Kur’an ilmine dayanan okuldu (Muhammed Ebu Zehra, İslam’da Fıkhı Mezhepler Tarihi, Çev: Abdulkadir Şener, II, 132). Hocasının vefatı ile ısrar üzerine hocasının yerine geçti ve birçok fıkıh alanında yetkin kişinin yetişmesine katkı sağlamıştır.  

Hocaları ve Hanefi Mezhebine Etkileri

Hocası Hammad b. Ebi Süleyman, İbrahim en-Nehai ve Şa’bi gibi iki büyük alimden fıkıh okudu. Abdullah b. Mes’ud ve Hz. Ali’nin fıkhına sahip Kadı Şureyh, Alkame b. Kays, Mesruk b. el-Ecda’ın fıkhından faydalandı. Ebu Hanife’nin fıkhında daha ziyade İbrahim en-Nehai okulunun tesiri görülür. 

Dehlevi, “Hanefi fıkhının kaynağı, İbrahim Nehai’nin kavilleridir” der (Şah Veliyullah Dehlevi, Huccetullah’il Baliğa, 1, 146). Ayrıca Ebu Hanife, “istihsan” kullanmada tartışılmaz bir ilim elde etmiştir. Tabiin alimlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş, ilmi sohbetlerde bulunmuş, onlardan hadis dinlemiştir. Ata b. Ebi Rebah, Atiyye el-Avfı, Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rec, İkrime, Nafi’, Katade bunlardan bazılarıdır (Zehebi, Menakibu’l-İmam Ebı Hanife ve Sahiheyni Ebı Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen, Mısır). 

Kendisi şöyle der: “Hz. Ömer’in fıkhını, Hz. Ali’nin fıkhını, Abdullah b. Mes’ud’un ve Abdullah İbn Abbas’ın fıkhını onların ashabından aldım” (M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, 44).

Ebu Hanife ilimle uğraşırken ticareti de bütünüyle bırakmadı. Bu, onun helal rızık kazanmasını sağladığı gibi, ticari kazancını ve talebelerinin ihtiyaçlarının karşılanmasını, bağımsız bir ilim meclisi kurmasını da sağladı. Birçok öğrencisinin ihtiyaçlarını karşıladığı gibi imkanı olmayanlarıda evlendirirdi. 

Bir defasında bir kadın, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatını sordu. Kadın yüz dirhem istedi. Ebu Hanife, değerinin yüz dirhemden fazla ettiğini söyledi. Kadın yüzer yüzer artırarak dört yüze çıktığında Ebu Hanife, daha fazla edeceğini söyleyince kadın, “Benimle eğleniyor musun?” demişti. Ebu Hanife de, “Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim” dedi. Adam çağrıldı ve fiyatı takdir etti: Ebu Hanife o malı beş yüz dirheme satın aldı. Bu olay o zamandan beri halk arasında günümüze kadar anlatılarak, ticarette dürüstlüğe dair bir darb-ı mesel haline gelmiştir.

Ömrünün 52 yılı Emeviler 18 yılı Abbasiler döneminde geçen Ebu Hanife her iki devletin politikalarını İslamın ilkeleri ışığında eleştirdiği ve yanlış uygulamalarına razı olmadığı için bu devletlerin bazı idarecileri tarafından çeşitli baskılara maruz kalmıştır. Emevilerin Ehlibeyte karşı tutumu sertleşince Ebu Hanife Emevi yöneticilerini açıkça tenkit etmekten çekinmedi. Ehlibeyte karşı duyduğu kalbi yakınlık ve Hz Ali’nin Soyundan gelenlere yönelik sevgisi ile tanınan Ebu Hanife, Hz Hasan ve Hz Hüseyin’in torunu Muhammed Bakır ve onun oğlu Caferi Sadık gibi döneminin Ehlibeyt önderleri ile görüştü kendileri ile fikir alışverişinde bulundu ve onlara destek olmaya çalıştı.

Nitekim Hz Hüseyin’in torunlarından Zeyd Bin Ali’nin 121’de (739) Emevi Halifesi Hişam bin Abdülmelike karşı başlattığı ayaklanmayı maddi olarak hem de fetvaları ile destekledi. Bu ayaklanmayı sert bir şekilde bastıran Emevi Halifesi ikinci Mervan Ebu Hanife’nin gönlünü almak ve yönetime karşı muhalefetini yumuşatmak için Irak valisi İbni Hübeyre aracılığıyla ona Kufe kadılığını teklif etti çeşitli baskılara rağmen bu teklifi kabul etmeyen Ebu Hanife 130 (747 48) yılında hapsedildi ve Hapis hayatı sırasında işkence gördü Vali Ebu Hanife’nin sağlığının giderek kötüye gittiğini görünce doğabilecek tepkilerden çekinerek onu hapisten çıkarttı, bunun üzerine Ebu Hanife Mekke’ye gitti ve Abbasi iktidarı kuruluncaya kadar orada kaldı.

Abbasiler İktidarı ele geçirdiklerinde küfe dönerek arkadaşlarla birlikte Abbasi halifesi Ebul Abbas es-Seffah’a bağlılığını bildirdi. Ebu Hanife ve Iraktaki karışıklığın sürdüğünü görünce tekrar Mekke’ye gitti. Halife Mansur zamanında ortalık yatışınca Küfeye gelerek eskisi gibi ders halkasına devam etti. Ebu Hanife’nin abbasilere karşı nispeten olumlu tutumu Hz Hasan’ın 545’te (762) abbasilere karşı ayaklanan torunu Abdullah b. Hasan b. Hasan’ın hapiste ölmesi ve iki oğlunun da idam edilmesine kadar sürdü. Bu olaylardan sonra Abbasi hilafetine karşı açıkça tavır almaya başladı. O zamana kadar sadece derslerinde Abbasilerin bazı tutumlarını tenkit etmekte iken.

Bu olaydan sonra isyancıları desteklemek gerektiğini açıkça söyledi. Hatta Mansur’un kumandalarını ihtilalcilere karşı savaşmaktan vazgeçirmeye çalıştı. Bunun üzerine halife Mansur aynı zamanda Ebu Hanife’nin kendisine bağladığını denemek amacıyla yeni bir kurulan Bağdat şehrinin kadılığını ona teklif etti. Kadılık teklifini kabul etmeyen Ebu Hanife bu tavrının sonucunda Bağdat’ta hapse atılarak işkence gördü. Hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra 150 yılının Şaban ayında (Eylül 767) Bağdat’ta vefat eden Ebu Hanife’nin kabri bugün kendisine nispetle azamiye diye anılan semttedir. Kabrinin üzerine vefatından Yaklaşık 300 yıl sonra Selçuklu veziri Şerefü’lmülk Ebu Said el-Harizmi tarafından bir türbe ve yanına cami ile birde medrese yaptırılmıştır. Külliye İslam ilimlerinin öğreniminde önemli bir eğitim merkezi haline gelmiştir.

Ebu Hanife vakar sahibi bir insandı. Tefekkürü çok, konuşması az, Allah’ın hududunu olabildiğince gözeten, dünya ehlinden uzak duran, faydasız ve boş sözlerden hoşlanmayan, sorulara az ve öz cevap veren çok zeki bir müctehiddi. Fıkhı sistematik hale getirip bütün dünyevi meselelerin leh ve aleyhteki biçimlerini ortaya koyarak ve sağlam bir akide esası çıkararak doktrinini meydana getirmiştir. Ebu Hanife’nin binlerce talebesi olmuş, bunların kırk kadarı müctehid mertebesine ulaşmıştır (el-Kerderi, Menakıbu’l-İmam Ebu Hanife, II, 218). Müctehid öğrencilerinden en meşhurları Ebu Yusuf (158), Muhammed b. Hasan es-Şeybani (189) Davud et-Tai; (165), Esed b. Amr (190), Hasan b. Ziyad (204), Kasım b. Maan (175), Ali b. Mushir (168), Hibban b. Ali (171)’dir. 

“Halka yaklaş, fasıklardan uzaklaş. İnsanlığında kusur etme, kimseyi küçük görme. Bir meselede görüşünü sorana bilinen görüşü tekrarla ve sonra o meselede şu veya bu şekilde başka görüşler de bulunduğunu zikret. Halka yumuşak davran, bıkkınlık gösterme, onlardan biriymişsin gibi davran.” 

Ebu Hanife kimseye “benim görüşüm en doğrudur” demedi; hatta, kendisinin de bir görüşü olduğunu ama daha iyi bir görüş getirene uyacağını söylerdi. Yine o, talebelerine kendisinden her işittiğini yazmamalarını, çünkü yarın görüşünü değiştirebileceğini ifade ederdi. 

Ölümünden sonra ders halkasını Ebu Yusuf sürdürdü. Vefatından sonra fetvaları yazılıp, doktrini sistemleştirildi. Hanefilik kanun ve asıllarıyla İslam dünyasının dört bucağına yayılmıştır. Mezhebi sistematik hale getiren, İmam Muhammed eş-Şeybani’dir. el-Asl, el-Cami’ü’s Sağır, el-Cami’ü’l-Kebir, ez-Ziyadat, es-Siyerü’l-Kebu’i yazan odur. Bu kitaplar güvenilir rivayetler olarak zikredilerek “Zahirü’r Rivaye” veya “Mesailü’l-Usul” adıyla mezhebin ana kaynakları sayılmıştır (Bk. Hanefi mezhebi). Talebelerinin toparladığı “el-Fıkhu’l Ekber”, kesin olarak İmam Azam’a aittir ve ehli sünnet akidesinin temel kitabıdır (İmam Fahrü’l İslam Pezdevi, Usulü’l-Fıkh, I, 8; İbnü’n-Nedim, Kitabü’l-Fihrist, I, 204). Ayrıca el-Fıkhü’l Ebsat, Kitabü’l Alim ve’l Müteallim, Kitabü’r Risale, el- Vasiyye, el-Kasidetü’n Numaniye, Marifetü’l-Mezahib, Müsnedü’l-İmam Ebi Hanife adlı eserler de imamdan rivayet edilmiştir. Bunların yanısıra kaynak ve araştırmalarda nüshaları bulunamayan başka eserlerden de söz edilmiştir.

İmam-ı Azam usulünü şöyle açıklamıştır: “Rasulullah (s.a.s.)’den gelen baş üstüne; sahabeden gelenleri seçer, birini tercih ederiz; fakat toptan terketmeyiz. Bunlardan başkalarına ait olan hüküm ve ictihadlara gelince, biz de onlar gibi ilim adamlarıyız.”

“Allah’ın kitabındakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam Rasulullah’ın güvenilir, alimlerce malum ve meşhur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashabından dilediğim kimsenin re’yini alırım… Fakat iş İbrahim, Şa’bi, el-Hasen, Ata… gibi zevata gelince ben de onlar gibi ictihad ederim” (el-Mekki, Menakıb, I, 74-78; Zehebi, Menakıb, 20-21; M. Ebu-Zehra, Tarihü’l-fıkh, II, 161; A. Emin, Duha’l İslam, II, 185 vd).

İmam Muhammed de “İlim dört türdür: Allah’ın kitabında olan ile ona benzeyen, Rasulullah (s.a.s.)’in sağlam bir senetle nakledilen sünnetinde sabit olanlar ile ona benzeyenler, Rasulullah’ın ashabının icma’ı ile sabit hükümler ile onlara benzeyenler ve nihayet İslam fukahasının çoğu tarafından sahih ve güzel olduğu kabul edilenlerle bunlara benzeyenlerdir” (İbn Abdilber, el-Cami’, II, 26) demiştir.

İmam Muhammed eş-Şeybani’nin telifiyle ortaya çıkan düzenli metinler (asl), vahyi hükümlerle dini-dünyevi hayatı ince ayrıntılarıyla içine alan beşyüzbin meseleyi hükme bağlamıştır. Bunlar yazılı külli fıkıh kaideleri olarak İslam kültür ve hukukunun vazgeçilmez kaynakları olmuş, yüzyıllarca şerhleri yapılmıştır.


Kaynak: İslam Şamil Ansiklopedisi, Temel İslam Ansiklopedisi eserlerinden istifade edilerek hazırlanmıştır.  

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın