Ebü’l-Vefa el-Bağdadi

Ebü’l-Vefa el-Bağdadi Kimdir?

417 (1026) yılında Irak’ın Kûsan bölgesinde doğdu. Hakkındaki bilgiler, birkaç eserle sınırlıdır. Ebü’l-Vefâ’ya dair asıl kaynak, Şehâbeddin Ahmed el-Vâsıtî’nin 773’te (1371) kaleme aldığı Tezkiretü’l-müttakīn ve tebsıratü’l-muktedîn adlı Arapça menâkıbnâmedir. 

Menâkıbnâmeye göre adı Muhammed b. Muhammed Arîz olan Ebü’l-Vefâ Kürt asıllı olduğu sanılan bir ailenin çocuğudur. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağdat’ta yaptıktan sonra Buhara’ya gitmiş, dinî ilimleri öğrenerek tekrar Bağdat’a dönmüş, burada Ebû Muhammed eş-Şünbükî’ye intisap etmiştir. Uzun süre hizmetinde bulunduğu şeyhi, kendisine karşı gösterdiği vefa ve sadakatinden dolayı ona “Ebü’l-Vefâ” künyesini vermiştir. Menâkıbnâmede ayrıca onun İmam Zeynelâbidin soyundan bir seyyid olduğu da kaydedilir.

Ebü’l-Vefâ, Ebû Muhammed eş-Şünbükî’nin vefatından sonra onun yerine geçti ve hemen her tabakadan pek çok sayıda mürid edindi. Bu durumun Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh’ı (1031-1075) endişeye sevk ettiği ve halifenin, bir seyyid olması dolayısıyla Ebü’l-Vefâ’nın ileride hilâfet makamına göz dikebileceğini düşündüğü rivayet edilir. Menâkıbnâmeye göre halife bu endişeden kurtulmak için şeyhi sapıklıkla suçlayarak bir ulema heyeti huzurunda yargılatıp ölüme mahkûm ettirmeyi tasarlamış, fakat plan istenildiği gibi sonuçlanmamış, şeyh ulemâ önünde kendisine yöneltilen sorulara başarılı cevaplar vererek onları mahcup etmiştir.

Menâkıbnâmede anlatılan bazı olaylar, Ebü’l-Vefâ’nın Ehl-i sünnet ilkelerine pek uymayan bazı davranışlara sahip bulunduğunu göstermektedir. Eserdeki parçalardan birinde, halifenin şeyhe bir mektupla birlikte bir şarap kadehi gönderdiği; mektupta, kadın-erkek bir arada yaptığı ayinlerde şarap sunmak için kullanılmak üzere bu kadehin gönderildiğinin yazıldığı hikâye edilir. Benzer bir olayın Ahmed Yesevî için de söz konusu olduğu bilinmektedir. Müridlerinin büyük bir çoğunluğunun konar göçer Türkmenler ‘den oluştuğu anlaşılan Ebü’l-Vefâ’nın bu tür ayinler yaptığından şüphe etmemek gerekir. Ona nispet edilen Vefâiyye tarikatının XIII. yüzyıl Anadolu’sundaki en güçlü temsilcisi olan ve Babaî isyanı diye bilinen büyük sosyal ayaklanmayı gerçekleştiren (1240) Baba İlyas’ın da bu tür ayinler yaptığını bizzat torunu Elvan Çelebi nakletmektedir.

Ebü’l-Vefâ’nın gerçekten Kürt asıllı olduğunu kabul etmek biraz güçtür. Çünkü menâkıbnâmede onun en ileri gelen halifelerinin hemen tamamının Boğa b. Batu, Muhammed et-Türkmânî, Turhan, Tekin vb. tipik Türk isimleri taşıdığı veya onların Türkmen olduklarını gösteren nisbeleri bulunduğu görülmektedir. Ayrıca o çağın Arap müelliflerinin, bölgenin yerli halkı olan Kürtlerin göçebe bir hayat tarzı sürmeleri dolayısıyla, Türkmen zümreleri gibi oraya gelen bütün öteki konar göçer toplulukları da “Kürd” kelimesiyle niteledikleri bilinmektedir. Buna göre Ebü’l-Vefâ’nın bir Kürt şeyhi olması muhtemel bulunmakla beraber Türkmen şeyhi olması ihtimali daha güçlü gibi görünmektedir.

Şa’rânî’nin, zamanında çok büyük bir şöhret sahibi olduğunu kaydettiği Ebü’l-Vefâ ömrünün büyük bir kısmını Bağdat’ta geçirmiş, bundan dolayı Bağdâdî nisbesini almış ve 20 Rebîülevvel 501’de (9 Aralık 1107) burada vefat etmiştir. Harîrîzâde’nin onun ölüm tarihini 495 (1101) olarak göstermesi yanlıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

 

 

 

 

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir