Ehlibeyt

Ehlibeyt Ne Demektir Ve Kimlerdir? Peygamber Efendimizin Ehli Beyti Hakkında Bilgi

 

Hz. Peygamber’in aile fertleri.

“Ehlibeyt” sözlükte “ev halkı” demektir. Arap dilinde bu tabirle esas olarak bir evin sahibi/reisi ile onun eşi, çocukları, torunları ve yakın akrabaları kastedilir.

İslam kaynaklarında ise Ehlibeyt, “Hz. Peygamber’in ev halkı, ailesi ve soyu” manasına gelir. Bazen bu ifade, yine aile ve akraba manasındaki “al” kelimesiyle birlikte “Alibeyt” veya “Al-i Muhammed” biçiminde de kullanılır. 

Hz. Muhammed’in Ehli Beytinden söz edilen ayette Allah Teala, onun hanımlarına bazı tavsiyelerde bulunduktan sonra şöyle buyurur: “Ey Ehlibeyt! Allah sizden her türlü kirliliği gidermeyi ve sizi tertemiz yapmayı istemektedir” (el-Ahzab 33/33)

 

Hz. Peygamber’in aile fertlerine sevgi ve saygı göstermek de onun şahsına duyulan saygının ve sevginin bir gereği olarak görülmüştür. Değişik vesilelerle Ehlibeytinin değerini ve onlara saygı gösterilmesi gerektiğini ifade eden Allah resulü, bir defasında ashaba şu tavsiyede bulunmuştur:

“Ben size iki değerli emanet (sekaleyn) bırakıyorum. Bunların ilki, içinde hidayet ve aydınlık bulunan Allah’ın kitabıdır; Allah’ın kitabına sımsıkı sarılın. Diğeri ise Ehlibeytim’dir; onlara karşı özenli olmanız hususunda size Allah’ı hatırlatırım” (Hz. Peygamber bu ifadeyi üç defa tekrarlamıştır) (Müslim, “Fezâilü’s- sahâbe”, 36). 

 

Başka bir hadiste Resûl-i Ekrem, “Sizi nimetleriyle donattığı için Allah’ı seviniz, Allah’ı sevdiğiniz için beni, benden dolayı da Ehlibeytimi seviniz” buyurmuştur (Tirmizi, “Menâkıb”, 31). Hz. Peygamber’in eşlerinden Ümmü Seleme, Ehlibeyt ile ilgili âyetin (el-Ahzab 33/33) kendi evinde indiğini, bunun üzerine Resulullahın kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i bir örtünün altına alıp şöyle dua ettiğini nakletmiştir:

 

“Allah’ım! Bunlar Ehlibeytimdir; bunlardan her çeşit günahı gider ve bunları tertemiz yap!” (Tirmizi, “Tefsirü’l-Kur’ân”, 33/7). Bu rivayette adı geçen beş kişi (Hz. Peygamberle birlikte), “örtünün altında olanlar” anlamında “Al-i aba”, “Ehl-i aba”, “Ehl-i kisa”,”Hamse-i âl-i aba, “Pençe-i al-i aba” diye anılmıştır.

 

Ehlibeytin kapsamına kimlerin girdiği konusunda Ehl-i sünnet âlimleri ile Şia alimleri farklı görüşlere sahiptir. Ehl-i sünnete göre Hz. Peygamber’in hanımları, bütün çocukları, özellikle Hasan ve Hüseyin başta olmak üzere torunlarıyla müslüman olan amcaları ve başta Hz. Ali olmak üzere onların çocukları Ehlibeytin kapsamına girmektedir. Şia ise dini-siyasî yaklaşımlarıyla da uyumlu bir şekilde Ehlibeytin sınırını daha dar tutarak Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile onların soyundan gelenleri kapsadığını ileri sürmüştür.

 

Dolayısıyla Şia’ya göre Resûl-i Ekrem’in hanımları, Fâtıma dışındaki çocukları, Hasan ve Hüseyin dışında kalan torunları ve diğer yakın akrabaları Ehlibeyte dahil değildir. Şii âlimler bu görüşlerine dayanak olarak şu gerekçeleri göstermişlerdir: “Ehl-i kisa” diye de anılan beş kişinin (Hz. Peygamber, Fatıma, Ali, Hasan, Hüseyin) Ehlibeytten oldukları tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir. Öte yandan Hz. Peygamber, Hz. İsâ konusunda kendisiyle tartışan Necranlı hristiyanları karşılıklı lanetleşmeye (mübahele) davet etmesi (bk. Al-i İmrân 3/61) sırasında, yanına ailesinden sadece Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i almıştır.

 

Ehlibeytin kapsamını geniş tutan Ehl-i sünnet alimlerine göre ise, öncelikle Hz. Peygamber’in eşlerinin Ehlibeyte dahil oldukları açıktır. Zira yukarıda anılan Ehlibeyt ayetinin (el-Ahzab 33/33) öncesi ve sonrasında onlara hitap edilmekte ve sadece onlarla ilgili bazı ilahi emirlerden bahsedilmektedir.

 

Öte yandan bazı rivayetler hem Hz. Peygamberin eşlerinin hem de amca ve amcazadelerinin aynı kapsam içine girdiğine işaret etmektedir. Bu durum “Ehlibeyt” tabirinin halk arasındaki yaygın anlamına da uygundur. Mesela bir rivayete göre Resûl-i Ekrem, Hz. Zeyneb ile evlendigi gün başta Hz. Aişe olmak üzere bütün hanımlarının odalarını dolaşmış ve her birine, “Allah’ın selamı üzerinize olsun ey Ehlibeyt!” diye hitap etmiş, böylece onlar Ehlibeyt mensupları olduğunu vurgulamıştır. (Buhâri, “Tefsiru’l-Kur’an”, 33/8). 

 

Hz. Peygamberin ümmetine Kur’an-ı Kerim’i ve Ehlibeytimi emanet olarak bıraktığına dair hadisi nakleden ve Hz. Ali’ye yakınlığıyla bilinen sahâbi Zeyd b. Erkama, Hz. Peygamberin eşlerinin Ehlibeytten olup olmadığı sorulduğunda da Zeyd “evet” cevabını vermiş ve ardından Hz. Peygamber’in yakın akrabaları oldukları için zekât ve sadaka almaları haram olan Hz. Ali, Akil, Ca’fer (üçü de Hz. Peygamber’in amcası Ebu Tálib’in oğulları) ve Hz. Abbas’ın aile fertlerinin de Ehlibeyt’in kapsamına dahil olduğunu söylemiştir. (Müslim, “Fezailu’s-sahabe”. 36). Nitekim Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğlu Fazl ile bir diğer amcası Haris’in torunu Abdulmuttalib, kendisine gelerek evlilik masraflarını karşılayabilmek için zekât gelirlerinden pay istediklerinde Hz. Peygamber, zekât almanın hem kendisi için hemde Al-i Muhammed (Muhammed’in ailesi, soyu) için haram olduğunu belirtmiş ve onlara ganimet gelirlerinden (humus) pay verilmesi talimatını vermiştir (Müslim, “Zekat”, 167. 

 

Ehlibeyt’e mensup olanların vasıfları konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır. Şii alimlere göre, “Ey Ehlibeyt! Allah sizden her türlü kirliliği gidermeyi ve sizi tertemiz yapmayı tathir) istemektedir” (el Ahzab 33/33) ayetindeki “tathir kelimesi, Ehlibeyt mensuplarının günah işlemekten korunmuş (masum) olduklarını gösterir. Sunni alimlere göre ise Ehlibeyt mensupları Hz. Peygamber’in soyundan gelme şerefi taşımakla birlikte hiçbir zaman hata ve günah işlemekten korunmuş değildirler. Zira “ismet” Yani günahlardan kurulmuş olan sıfatı sadece peygambere mahsustur.

 

Şiiliğin siyasi kimliğinden saptırılarak özellikle Şia’nın İmamiye kollarında Ehlibeyte özel bir misyon giydirilmeye çalışılmıştır. Hz Hüseyin’in şehadetinden sonra Ehlibeyt adına birçok siyasi hareket ortaya çıkmış, mevcut yönetimlere karşı çeşitli ayaklanmalar vuku bulmuştur. 

 

Ehlibeyt taşınmalı Özellikle de Hz Ali’nin soyundan gelenler Ali evladı Emeviler ve ardından gelen Abbasiler döneminde genellikle baskı ve kontrol altında topluluklarından bu aileye mensup birçok kimse Horasan ve Maveraünnehir bölgelere giderek ve buralarda yerli halkı ile evlenerek Akrabalık bağlarını keşfetmişlerdir bu yolda bölge halkını İslamlaşmasını ne katkı sağlamışlardır Ehlibeyt özellikle Orta Asya ve Balkanlarda Hazreti Peygamber’e duyulan sevginin ve saygının bir simgesi olarak özel bir ilgiyle hürmete Mazhar olmuştur.

 

Tarikat kurucuları genellikle Ehlibeyt soyundan gelen kimseler olmuş, birçok tarikat Hazreti Peygamber’e ulaşan sinsilerinde başta Hz. Ali olmak üzere Ehlibeyt mensuplarına yer vermiştir. Bu bağlamda Alevi ve Bektaşi topluluklarda ehlibeyte ayrı bir değer verilmiş bu soyundan gelmeyenlerin tarikat postuna oturmasına izin verilmemiştir. Ozanlar onların faziletlerini öven ve çektikleri acıları paylaşan yüzlerce şiir yazmışlardır. 

 

Ali evladı için de genellikle Hz Hasan’ın Soyundan gelenlere şerif Hz Hüseyin’in soyundan gelenler ile Seyit sıfatıyla anılmışlardır 

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın