Fakirin Fakirlik Halindeki Edepleri

Zengin, zenginliğini elden çıkarmamak için ne yapıyorsa, fakir de fakirliğini kayırmada bu kadar uğraşmalıdır. Fakir, Allahu teâlâ’dan fakirlikten kurtarıp zenginliğe kavuşturmasını istememelidir.

Fakir, zengin olmak ve malını artırmak için, sebeplere yapışma sevdasında olmamalıdır. Ancak geçimi daralınca, iffeti ve çoluk çocuğu için çalışıp kazanma ve sebeplere sarılmasında zarar yoktur. Yetecek kadarla yetinmesi ve daha fazla olmaması fakirlik şartlarındandır. Fakirin kendine yetecek kadar alabilmesi, Allahü teâlâ’nın Nisa süresi yirmi dokuzuncu ayetinde bildirildiği gibi, kendini öldürme günahına düşmek korkusuyla, Allahü teâlâ’nın emrine uymasına bağlıdır. Çünkü kendine lazım olanı vermemek haramdır.

Yiyecek, içecek ve giyecek insanı ayakta tutar. Emirleri yapmada, mesela namazın farz, Vacib ve rükünlerini yapmaktan aciz bırakmayacak kadar şeyler nefsin hakkıdır. Nefsin lezzet alacağı şeyi terk etmelidir. O şey onun kısmeti ise, uğraşmaksızın Allahü teâlâ’nın fiili ile kendisine gelir. Bunun için nefsine nefsin de payı bulunan bir şey anlatılır ve tedavi için onu yerse, o şey hastalık halinde, sağlam iken olan gıdası ve azığı gibi olur.

Fakirin fakirliğinden aldığı lezzet, zenginin zenginliğinden duyduğu lezzetten çok olmalıdır. Fakir, kendini aşağı görmeli, kendine kıymet vermemeli, insanlar tarafından aranmamayı, hürmet edilmemeyi, insanların kendine yaklaşma ve teveccühlerini kabul etmemelidir. Fakirin parası olmadığından kalp safasının kuvvetli olması fakirin şartlarındandır.

Çünkü, keşif ve zuhurları azaldığında kalbinin kuvveti, nuru ve Salihlerin şiarı ile ferah ve süruru artmalıdır. Ama fakir kalbini karartıp, kendini korkutup. Rabbine karşı gadaplandırdığında kendini aldatmaktadır. Hal ve fakrinde büyük bir günah işlediğini bilmelidir. Bu durumda kendini kontrol etmeli, nefsini kötülemeye, ayıblamağa kalkışmalıdır.

Fakirin çoluk çocuğu çok ise, rızk için kalbinin itminan ve sükuneti ve Rabbine güvenci ve dayanması çok olmalıdır. Çoluk çocuğu için bir iş tutup çalışmalı, Allahü teâlâ’nın emrine uymalıdır. Kalbinde ise, Allahu teâlâ’nın vadine mutmain olup, onlar için rızık ayrıldığını, o rızkı Allahu teâlâya fakirin kendi veya bir başkasının eliyle onun çoluk çocuğuna göndereceğini kesinlikle kabul etmelidir. Bu hususta görev dışında fuzuli olarak kullar ile onların yaratıcısı arasına girmeyip, belki onlar için yalnız emre yapışıp, veli ve hakiki terbiye edicileri olan Allahü teâlâ’ya itirazda bulunmamalı, gücenmemelidir.

Allahü teâlâ’nın vadinde şüphe etmeyip, kimseye şikayet etmemelidir. Bilakis şikayet ve dileğini Allahu teâlâ’ya yapmalıdır. Çoluk çocuğu için sabretmeye ve emirleri yerine getirmeye, sıkıntılarının kendisine yükletilmesi üzerine, onlar için olan hüküm ve kazaya razı olmak için tevfiki ve rızıklarının kolaylığını Allahu teâlâdan istemelidir. Çünkü Allahü teâlâ yakındır ve duaları kabul edicidir. Kulunu belaya müptela eylemesi, kulun yalvararak dileyerek kendisine dönmesi ve tevbe etmesi içindir. Çünkü Allahü teâlâ istemesinde ve ihtiyaçlarını bildirmede ısrar üzere olanları sever. Çünkü isteme ile, terbiye eden, terbiye edilenden, efendi köleden, zengin de fakirden ayrılır.

Kul kibir, ucub ve kendini büyük görmekten, aşağılık ve fakirlik ve ihtiyacı olmaklık durumuna iner. Bu haller kulda meydana gelince, öbür dünyada kendisi için hazırlanmış sevap ile beraber, Allahü teâlâ tarafından kabul edilme de çok çabuk olur. İlerisi için üzülmeyip, bulunduğu zamanın hükmünde bulunmak, kendinden yukarı ve aşağı olanları görmeyip hal ve malinin hududunu, şart ve edeplerini korumak, başkasının haline hırs ve tama’da bulunmamak fakirin, fakr halindeki edeplerindendir.

Bazan da başkasının haline tama’ fakirin helakine sebep olur. Halbuki o hal, sahibi için selamet ve nimettir. Tıpkı bazı gıdaların bir kimseye sıhhat verirken, diğerlerinin hastalıklarının artmasına sebep olması gibidir. Bunun için hastanın, mütehassis bir doktorun haberi olmadan bir şeyi yemesi doğru değildir. Bunun gibi fakir için, kendisinin kasd ve iradesi bulunmadan sadece Mevlasının irade ve takdiri ile kavuşacağı haller ve makamlara erişinceye kadar, hiç bir halini kendinden irade etmeyip diriltici ve öldürücü, aziz ve zelil edici, ihsan edici ve manii olucu ve kulunun hal ve şanını bir halden diğer bir hale çevirici, hakiki terbiye edici Allahü teâlâ’nın emir ve filinin meydana gelmesini gözetmelidir.

Çünkü hal fakire daha uygun ve Rabbine kavuşmasına daha yakindir. Tarikat sahiplerinden geçmiş büyüklerin ilerleme ve gidişleri bu yolla olmuştur. Bu hususta onlara uymak lazımdır. Fakirin fakr haline ve kendine gelen eziyete yardımcı olarak, ölümün gelmesine hazır ve onu bekler halde olması edeptendir. Çünkü ölümü çok düşünmekle emeller kısalır, ümitler kesilir, nefsin arzuları kırılır ve dünyaya bağlanmak istek ve şevkleri ortadan kalkar. Nitekim hadis-i şerifde: “Lezzetleri kesici olan ölümü çok hatırlayınız” buyruldu.

Dar ve parasız zamanda zühd ve vera’da ihtiyati terk etmemek ve dinde helal olmayan şey’i yapmamak da edeptendir. Çünkü din Vera’ ile sağlam olur. Şüpheli şeyleri yemek ise dinin helak olmasına, bozulmasına sebeptir. Nitekim bazı salihler fakr hallerinde, vera ile hareket etmeyen kimse, haram yer de haberi bile olmaz demişlerdir. Bunun için fakir, fakr halinde tevil yollarına gitmeyip, en ihtiyatlı ve sağlamını seçmesi lazımdır. İhtiyatlı ve en sağlamlar ise azimettir.

Kaynak: Gunyetut-talibin, Abdulkadir Geylani

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir