Fena Ve Beka

Abdulkadir Geylani Ks: Fena olayını bir hikaye ile anlatarak salikin olayı kavramasını sağlar. Bir padişahın bir valiyi ataması ile başlayan hikayede valinin yetkilerini kullanması hususunda aradan gecen zaman içinde kendini beğenmesiyle padişahın kendisine verdiği nimeti unutarak düştüğü hatayı aktarır. Kibrin sardığı vali padişahın mülkünde hatalar işler ve padişahın kendini takip ettiğini unutur ve bir gün tüm yetkileri elinden alınır. Kendisine yaptıklarının hesabı sorar ve cezasını çekmesi için zindanda dar bir yere atılır. Pişmanlıkları artan vali yaptığı hataları anlar.

Padişah zindanda onun haline vakıftır takip ettirir. Yasaklara ve emirlerin yerine getirilmeyişi kendisine çok pahalıya mal olmuştur. Artık zindanda ihtiyaç ve acziyet içerisindedir. Böbürlenme ve kibir Onu bu hale getirmiştir. Şahsi ve gizli arzular yerini pişmanlıklara bırakmıştır. Bunlar padişahın gözünden kaçmaz.

Bu haldeyken padişah merhamet nazarı ona dokunur, rahmet ve merhamet nazarına mazhar olan vali zindandan çıkartılır. Bu arada padişahın bütün inam ve ihsanı ona yağdırılır. Eski devleti geri verilir. Ayrıca o miktarın iki misli de mükafat verilir. Bundan sonra yaptığı hataların tekrarı olmaz. Kibir yerini tevazu ve emir ve yasaklara uymaya bırakır. Saf ve temiz olarak görevine devam eder.

İşte bu misal bir iman sahibinin halidir der Geylani. Bir kimse Allah’a yaklaştıkça, Allah onu sever ve seçer. Kalb gözü açılır, nimet, inam ve ihsan kapıları ona açık olur.Zaman olur, o kalb gözüyle kimsenin görmediğini, görür, işitmediğini işitir. Akla hayale gelmeyecek garip işleri seyreder. Yerin ve göğün hikmetini anlar, onlardaki esrarı çözmeye başlar. En güzel vaadi alır; vaad olunduğu şey kendisine bol bol verilir.

Hakka yaklaşır, onun güzel sözlerini duyar; bu duygu yalnız safiyetten ve manevi yükselmeden gelir. Bu hale, fenaya ermiş kişi kavuşur. O sözün hikmetini söyler. Çünkü kalbi temizdir. Safiyete ermiştir. O temizliğin nuru kalbden dile gelir. O nurlu hal, o büyük insanın her halinde sezilir.

Fenaya ermiş olan kibirli değildir; gönlü engin olur; dışı mütavazi insanlar gibi olur. Aldığı helaldir. Kadından Allahın emrine göre yararlanır. Her haliyle Allah’ın yasaklarına yanaşmaz. İşte bu halde o insan kendinden emin olur, kendini huzur içinde görür. İşte bu hoşluk belli bir zaman devam eder, bunun bir daha gitmeyeceğini sanmaya başladığı anda aldanır.

Aniden belaların kapısı açılır. Çocuklar yok olur, malı telef olur. Kalbideki huzur bozulur. İlk zamanda verilen tüm nimetler gider.Bu haller bu zatı hayrette bırakır. Üzülür, kalbi kederle dolar. Zahirine baksa, yalnız kötülük görür, kalbine dönse, yalnız hüzün ve zulmet görür. Allaha dua etse icabet edilmez. Bir vaad alsa, verildiğini göremez. Birine bir şey vermek istese yerine getiremez. Bir rüya görse, tabir etmek kolay olmaz. Halka karışmak istese, yapamaz. Şayet bir kolaylık bulsa halka karışmak için derhal bela ile karşılaşır. Halkın eli bu durumda onun için sıkıntı olur. Neredeyse tırnaklarıyla kendini parçalar. Dilleri ırzına, malına dokunur. İlk halinden bazı şeyler anlatmak istese başaramaz. Evvelce gördüğü nimete karşı; şimdiki belayı hoş görse yapamaz. Bu halde, nefis onu böyle yok eder.

Heva, şahsi arzu onu ilk halden alı koyar. Manevi yolculuğu tükenir. Oluşlar durur. Manevi hal kapanır. Daimi bir telaş için kalır. Böyle devam eder; hergün sıkıntı, üzüntüsü çoğalır. Bu haller devam ederken haberi olmadan manen yükselir. Birden kapılar açılır; bu açılış ani olur; açılışla beraber maddi ve hayvani varlık yok (Fena)olur; yalnız ruh kalır. İşte bu halde iken işler başka olur. Batını, deruni sesler işitir. İlk söz, Hz. Eyyüba olduğu gibi tecelli eder: “ işte sana, tatlı su;iç ve şifa olduğunu bil, yıkan!… Ayağını vur, o çıkar.”

Kalbinde rahmet çeşmesinden bir çeşme akmaya başlar. İlahi rahmet ve şefkat onu diriltir, ona hakikat kapıları açılır. Gönül yolları gösterilir. Her kuvvet karşısında söner. Her varlık hizmetine koşar. Diller onu över. Her cihetten onun ziyaretine koşarlar. O artık insan olmuştur. Rahmet onun yüzünden okunur. İlahi nur gözlerinden çakar. Kendisini de halinden memnun eder. Bu hali hakka varıncaya kadar devam eder.(fütuhül Gayb 41. Makale s,118-122)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir