FENA (FİLLAH) BEKA (BİLLAH)

Fena fillah, Allah Teâla’da fani olmak demektir. Kulun beşerî vasıflardan aşağı arzulardan sıyrılıp ilahi vasıflarla donanmasıdır. Allah koşup sığınmasıdır.

فَفِرُّوااِلَىاللّٰهِاِنّٖىلَكُمْمِنْهُنَذٖيرٌمُبٖينٌ

~ ~ ~

51.50- O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

Kul faaliyet şuurunu kaybetmesi, kulun fiilini görmemesi, herşeye Allahın kaim olmasıdır. “Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifa-ye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü’min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.”(Buhârî, Rikak 38.)

Kul, Allah ile o kadar çok meşgul olur ki nihayet benlik bilincini kaybeder. Bu halede insan, kendisi dâhil herşeyi unutur. İnsan vardır. Kâinat vardır ama kendisi bunun farkında değildir.

Kendinden ve dünyadan geçmek, fiziki varlığı inkâr etmek değildir. Allah’la olmak hiçbir zaman Allah ile aynı olmak anlamına gelmez.

Beka billah, kulda kötü sıfatların yerini iyilerin alması, kendi sıfatlarının yerini ilahi sıfatların geçmesidir. Nefsinden fani olan Hakk ile baki olur. Allah’ta fani olan da Allah ile Baki olur. Bekada fena haline göre bir bilinç hali vardır.

Yusuf’un güzelliğini gören mısırlı kadınların kendilerini unuttukları için ellerini kesmişlerdi. Ellerini kestiklerinin farkında olmamışlardı. Farkında olsalardı ellerini keserlermiydi?  Ayete bakalım 12.31- Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler. Yusufu gören bu hale düşüyorsa Rabbinin meşguliyetiyle benliğini yitirip onu gören nasıl olur acaba?

مَنْيُطِعِالرَّسُولَفَقَدْاَطَاعَاللّٰهَوَمَنْتَوَلّٰىفَمَااَرْسَلْنَاكَعَلَيْهِمْحَفٖيظًا

“4.80 – Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”

اِنَّالَّذٖينَيُبَايِعُونَكَاِنَّمَايُبَايِعُونَاللّٰهَيَدُاللّٰهِفَوْقَاَيْدٖيهِمْفَمَنْنَكَثَفَاِنَّمَايَنْكُثُعَلٰىنَفْسِهٖوَمَنْاَوْفٰىبِمَاعَاهَدَعَلَيْهُاللّٰهَفَسَيُؤْتٖيهِاَجْرًاعَظٖيمًا

~ ~ ~

48.10 – Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.  Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.

فَلَمْتَقْتُلُوهُمْوَلٰكِنَّاللّٰهَقَتَلَهُمْوَمَارَمَيْتَاِذْرَمَيْتَوَلٰكِنَّاللّٰهَرَمٰىوَلِيُبْلِىَالْمُؤْمِنٖينَمِنْهُبَلَاءًحَسَنًااِنَّاللّٰهَسَمٖيعٌعَلٖيمٌ

~ ~ ~

8.17- (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.  Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

وَلِلّٰهِالْمَشْرِقُوَالْمَغْرِبُفَاَيْنَمَاتُوَلُّوافَثَمَّوَجْهُاللّٰهِاِنَّاللّٰهَوَاسِعٌعَلٖيمٌ

2.115 – Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.”(Buhârî, Rikak 38.)

Yüce Allah peygamberine: 96.19- Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş. Demişti. O da “senin gazabından rızana, cezandan bağışlamana sığınırım” dedi. Sıfatlarından sıfatlarına sığındı. Sonra sıfatlarda gördüğü yakınlıktan da yakın bir makam gördü de “ben sana sığınırım”dedi. Önce sıfatlarından sıfatlarına sığınmış iken şimdi kendinden kendine sığındı. Bundan da yakın makam gördü, “sana bir övgü sayamam” dedi sonra kendini de aradan çıkardı “sen kendini övdüğün gibi” dedi. İşte yakınlık ve kendinden geçmenin hakikatı budur. Luma s:158-159

Sufiler, bu dua ve hadis ayetlerden fena manası çıkartmaktadırlar.

Fenanın hakikatinde Hak’tan başka bir şey kalmaz.

اِنّٖىاَنَارَبُّكَفَاخْلَعْنَعْلَيْكَاِنَّكَبِالْوَادِالْمُقَدَّسِطُوًى

~ ~ ~

20.12- “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.”

Hemen ayakkabılarını çıkar emrinden Dünya da ahiret te atılır. Manası anlaşılmıştır.

Cüneyd: “ Fena, insanın kendi varlığından Allah’ın varlığına geçmesi değil, fakat kendi arzusundan Allah’ın arzusuna geçmesi demektir. “ zira onlar, ondan tamamen ayrıdırlar ve kendi gözlerini kaybeder, Allah’ın gözüyle görürler. Allah kendi kudret ve celalinde tek kalır.” İslam tasavvufu s:495

Amir b. Abdullah: ” Öyle bir halledeyim ki; karşımdakinin bir kadın mı yoksa bir duvar mı olduğuna aldırış etmem.”

Ebu Said el-Harraz:” Fena; Hakk’da yok olmak, beka ise; Hakk Teâla ile beraber olmaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir