Fukara Zümresi

13. Sohbet: Fukara Zümresi

Bu zümreye neden SOFÎYE, adı verildi?.. Hikmeti ne ola?. Bu kısımda ondan bahsedeceğiz..
Bazıları der ki:

Onlar yün elbise giyer de ondan.. Yahut; kalplerini dünya sıkıntısından aldılar da ondan… Yahut, kalplerini Allah’ın Zat’ından gayri her sıfattan temiz ettiler de ondan…

Bazıları diyorlar ki:

– Onlar kıyamet günü yakınlık âleminin ilk safında dururlar da ondan…

Gerçekte âlem dörttür? Mülk âlemi, melekût âlemi, ceberut âlemi, lahut âlemi ki bu, hakikat âlemidir. Keza, ilim de dörttür: Şeriat ilmi, tarikat ilmi, marifet ilmi, hakikat ilmi…
Keza, ruhlar da dört bölümdedir: Cismanî ruh, nuranî ruh, sultanî ruh, kudsî ruh. Keza; tecelliler de dört bölümde görülür: Eserlerdeki tecelli, fiillerdeki tecelli, sıfatlara ait tecelli ve ZAT tecellisi.

Keza, akıllar da dört bölümde anlatılır: Maaş -dünyalık- aklı, meâd aklı -öteleri düşünecek akıl-, ruhani akıl ve külli akıl… Anlatılan dört bölümün; yani: İlim, ruh, tecelli ve akla ait bölümlerin mukabili vardır.
İnsanların bir kısmı: İlim, ruh, tecelli ve akıl bölümlerinin ilk bölümüne bağlıdır. Bunlar, birinci cennette demektir. Ki onun adı ME’VA cennetidir.
İkinci derecede anlatılan kısma bağlı olanlar NAÎM cennetinde sayılır.
Üçüncü derecede anlatılan kısma bağlı olanlar da üçüncü cennet sayılan FÎRDEVS’de sayılır.
Sayılan nimetlere bağlanıp kalanlar, eşyanın gerçek yüzünü görmekten mahrum kaldılar. Ama, Hak ehli, irfan sahibi ve gerçek fakr halini tadanlar hepsinden kaçtı. Hakikat âlemine erdiler, yakınlığı buldular ve Allah-ü Teâlâ’nın zatından gayrı hiçbir şeyle meşgul olmadılar. Allah-ü Teâlâ’nın:

– «Allah’a kaçınız.»

Emrine uydular. Ayrıca Peygamber S.A. efendimizin buyurdu:

– «Dünya ve ahiret, Allah’ı arayana haramdır.»

Peygamber S.A. efendimizin haram kılması, onların haram olduğu manasını taşımaz. Allahın Zatı’nı arzu edenler; nefislerini, dünyadan bir talepte bulunmaktan ve onun fani varlığına sevgi duymaktan mahrum kılmışlardır. Anlatılan Hadis-i Şerifin asıl manası budur.
 
O büyükler der ki:

– Dünya bir yaratıktır; biz de yaratıldık. İkimiz de bir yaratıcıya, sahibe muhtacız. Muhtaç, muhtaçtan nasıl bir talepte bulunur?. Bu durumda yaratılmışa gerekir ki, yaratanı araya..

Fukara zümresi hakkında, şu kudsi hadis önemlidir:

– «Sevgim, varlığım onların sevgisidir.»

Sonra peygamber S.A. efendimizin de şu Hadis-i Şerifi önemlidir:

– «Fakirlik – varlıksız olmak – övüncemdir; ben onunla övünürüm.»

Burada anlatılan fakirlik hali, dünyalık yoksulu olan, malum kimseler manasına gelmez. Asıl manası Allah-u Teâlâ’nın zatından gayrı her şeyi terk edip, Allah-u Teâlâ’ya ihtiyaçlarını arz etmektir. Dünya ve ahirete ait bütün nimetleri terk etmektir. Bu anlatılan halden murat, Allah-u Teâlâ’nın zatında yok olmayı gösterir. Şöyle ki:

Nefsinde, nefsi için hiçbir şey olmaya…

Ve ondan başkası kalbinde yer almaya… Bunu Allah-u Teâlâ şu kudsî hadis’te ne kadar güzel ifade eder:

– «Ben, semama, arzıma sığamam; ama mümin kulumun kalbine sığarım.»

Burada müminden kasd, kalbini cümle beşeri sıfatlardan temizleyen ve ağyarı oradan atandır. Böyle olunca Hak o kalbi genişletir, varlığını sığdırır.. Bayezid-i Bistamî’nin şu kelâmı zikri geçen kudsî hadisin derin manasını daha iyi açıklar:

– Arş ve çevresinde olanlar, irfan sahibinin kalbindeki köşelerden birine konsa, bir ağırlık duymaz. Bu sevgili kulları seven; ahiret günü onlarla olur. Onları sevmenin alameti, onlarla sohbettir. Allah-ü Teâlâ’ya içten iştiyaktır. Bir kudsî hadiste şöyle buyurulur:

– «Ebrar -iyiler, salihler- zümresinin bana şevki arttı; ben de onlara çok iştiyak duymaktayım.»

O büyük zatların üç çeşit elbisesi vardır; ki bunu üçüncü bölümde anlattık. Onların yaptığı işe gelince, iki şekilde mütalaa edilir. Bu yola ilk giren ve orta derecede olan.. İlk girenin işi, iyi ile kötü karışımıdır. Orta derecede olanın ise, iyilikle doludur.
Giydikleri elbise de çeşitlidir. Bazan beyaz, bazan kırmızı karışımı, bazan yeşil… Bunlar, ilk ve orta dereceli yolcunun halini tariftir. Bu yolda son haddini bulan kimsenin; rengi, şekli olmaz. O güneş ışığı gibidir. Güneşin tek rengi vardır. Onun nuru renge belenmediği gibi, giydiğinde de renk kabul etmez. Belki hiçbir rengi kabul etmeyen SÜVAD -siyah- dır. Bu tam bir fena âlemine ermenin alametidir. Bu SÜVAD -siyahlık- onların irfan nuruna perdedir. Aynı şekilde; gece de, güneşin perdesidir. Bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurulur:

– «Geceyi libas eyledik; gündüzü maişet için kıldık.» (Neb’e; 10-11)

Aklın ve ilmin özünü bulanlar için bunda bir işaret var… Hak yakınları bu âlemde, zindan hayatı yaşar. Gariplik çeker, ömrü gam, kederle tükenir. Mihnet, şiddet ve zulmetle ömür sürer.

Peygamber S.A. efendimiz, şu Hadis-i Şerifiyle, bu zatların halini anlatır:

– «Dünya müminin zindanıdır.»

Bu zulmet, şiddet diyarında karalı libas giymek gerek..

Peygamber S.A. efendimizin buyurduğu gibi; bela önce peygamberlere, sonra veli kullara daha sonra sırası ile… Siyah giymek ve siyah sarık sarmak, bu yolun yolcularına uygundur Bu libas ve sarık, belâ elbisesidir. Birçok kabiliyetini yitiren kimsenin karalar giymesi gerek… İnsan bu âlemde, kendine has olan müşahedeyi ve Hakkı görmeyi yitirdiği gibi, ebedî hayatını da bir nevi öldürüyor. Aşkı, şevki, sönüyor; kudsî ruhtan ayrılıyor. Vuslat ve yakınlık hali elden gidiyor. Bunlar, musibetlerin en büyüğüdür. Bu belalara uğrayan kimseye ömrü boyunca taziyet elbisesi giymek düşer. Çünkü uhrevî menfaatlerini kaybediyor. Kocası ölen bir kadının dört ay on gün yas tutması icab ediyor. Bu dünyaya ait bir iştir. Ahiret âleminin faydasını yitirene bu yas sonsuz olmalı… Peygamber S.A. efendimizin buyurdu:

– «İhlas sahipleri büyük tehlikenin ucundadırlar.»

Bu zatların haline ne kadar güzel uyar… Bu anlatılanlar, fenâ, âlemine geçip varlığını yitiren fukara zümresinin vasfıdır. Bu fakirlik büyüktür; insanın benliğine bir güzellik verir. Peygamber S.A. efendimiz.

– «Fakirlik iki cihanda yüz karasıdır..»

Buyurur. Bunun manası: Kendi rengi dışındaki renkleri kabul etmez; yalnız, ilahî vechin nurunu kabul eder demektir. Sonra, yüzdeki siyah benek, güzelin güzelliğini artırır. Hak yakınlığına eren kimseler, Hakkın cemal tecellisine nazar ettikten sonra, gözleri onun gayrını artık kabul eylemez. Sevgi ile başkasına bakamazlar. Onların sevgilisi, oradaki artık tek şey olur: ALLAH.. Her iki cihanda onların hali budur. Onların gayelerinde, yalnız Onun varlığı bulunur. Artık onlar, insan olmuştur, insanı da Allah-ü Teâlâ, Kendini bilsin diye yarattı.. Zatına vasıl ola diye halk etti. Bu durumda insana gerekir ki, yaratılışındaki hikmeti seze ve onun derinliğindeki manayı bulmaya çalışa.. Her iki âlem için yapacağı vazifeleri bile.. Ta ki, ömrünü boş şeylere harcamaya. Ve ölümden sonra pişmanlık duymaya.. Sonsuz hasrete boğulmaya.. Ömrünü boş yere tükettiği için nedamet etmeye…

Kaynak: Sırru’l Esrar

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir