Gadîr-i Hum 

Gadîr-i Hum Meselesi

Şia’ya göre Hz. Peygamber’in Hz. Ali’yi kendisinden sonra Müslümanların lideri olarak ilan ettiği yer.

Gadir-i Hum, Mekke ile Medine arasında hac ve umre için ihrama girilen yerlerden (mikat) biri olan Cuhfe’ye kuzeydoğu yönünde yaklaşık 4 km. uzaklıktadır. Mekke ile Medine’ye hemen hemen aynı uzaklıkta (yaklaşık 185 km.) bulunan, sert ve taşlı zemini sebebiyle yağmur ve sel sularının biriktiği (gadir), yer yer bataklık ve sazlık haline gelmiş bir yerdir. Yaşamaya elverişli olmayan bu yeri önemli kılan husus, başta İsnâaşeriyye olmak üzere hemen hemen bütün Şii grupların ve mezheplerin Hz. Peygamberden sonra Hz. Ali’nin müslümanların dini ve siyasi önderi (imam) olması gerektiğini gösteren bir olayın burada vuku bulduğuna inanmalarıdır.

 

Şii kaynaklarda geçen rivayetlere göre Allah Teâlâ, Hz. Ali’nin kendisinden sonra müslümanların imamı olacağını daha önce Hz. Peygamber’e bildirmişti. Hz. Peygamber ise insanların göstereceği tepkiden çekiniyor ve müslümanlar arasında herhangi bir ihtilafa sebep olmayacak bir zamanda söylemek üzere bunu gizliyordu. Ancak hicretin 10. yılında gerçekleştirdiği ilk ve son haccı olan Veda haccından dönerken (18 Zilhicce 10/16 Mart 632) Gadir-i Hum denilen yere geldiğinde kendisine indirilen her vahyi ümmetine ulaştırmasını emreden, bunu yapmadığı takdirde elçilik görevini yerine getirmiş sayılmayacağını belirten âyet (el-Maide 5/67) inmişti.

——*—–

Aslında dinlenmeye elverişli bir yer olmadığı halde burada konaklamak durumunda kalan Hz. Peygamber, kafilede bulunan herkesin toplanmasını istemiş, daha sonra öğle namazını kıldırmış ve ardından yeni gelen ayeti bildiren bir konuşma yapmıştır. Hz. Peygamber bu konuşmasında dünyaya veda etme zamanının yaklaştığına işaret ederek etrafındakilere peygamberlik görevini yerine getirip getirmediği hakkındaki kanaatlerini sormuş, olumlu cevap aldıktan sonra da “sekaleyn hadisi” diye meşhur olan şu sözlerini söylemiştir: “Size paha biçilmez iki şey (sekaleyn) bırakıyorum ki benden sonra bunlara sarılırsanız asla sapkınlığa düşmezsiniz. BunlarAllah’ın kitabı ve Ehlibeytim’dir (Hz. Peygamber’in soyundan gelenler).” Hz. Peygamber konuşmasını bitirdikten sonra Hz. Ali’yi sağ tarafına almış, elini tutup kaldırmış ve şöyle demiştir: “Ben kimin dostu (mevla) isem Ali de onun dostudur. Allah’ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!” Hz. Peygamber’in bu açıklamalarından sonra orada bulunanlar sırasıyla gelip Hz. Ali’yi tebrik etmişlerdir.

Bunların arasında Hz. Ömer ve o anda Hz. Ali’nin dinî ve siyasi liderliği hakkında bir şiir söyleyen Hassan b. Sabit de vardır. Medine’ye hareket edilince yolda, hatta bazılarına göre daha orada, “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslam’ı seçtim” ayeti (el-Mâide 5/3) inmiştir. Bu ayet, Şia inancını benimseyen müslümanlara göre Hz. Peygamber’in müslümanlara kendisinden sonra toplumun dinî ve siyasî önderinin Hz. Ali olacağını bildirmesiyle dinî hükümlerin tamamlandığını ifade etmektedir.

—–*—–

Şii geleneğinde çok sayıda ve ayrıntılı rivayetlerle anlatılan Gadîr-i Hum olayı Müslim, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel ve Hâkim en-Nîsabûrî gibi büyük Sünni hadis âlimlerinin derledikleri hadis kitaplarında da geçmektedir. Ahmed b. Hanbel’in aktardığına göre, Hz. Peygamber bir sefer esnasında Gadir-i Hum denilen yerde konaklamış, öğle namazını kıldırdıktan sonra Hz. Ali’nin elinden tutup, “Ben kimin dostu isem Ali de onun dostudur. Allah’ım! Ona dost olana sen de dost ol, ona düşman olana sen de düşman oll” demiştir. Bu olaydan sonra Hz. Ömer Hz. Ali ile karşılaşmış ve “Ey Ali! Sen her müminin dostu oldun” diyerek onu tebrik etmiştir (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 281).  Hz. Peygamber’in hayat hikâyesine (siyer) dair eserler kaleme alan İbn Hişam, Ibn Sa’d, Taberi gibi ilk devir İslam tarihçileri ise bu olayı ya hiç zikretmemiş ya da Hz. Peygamber’in konuşmasına yer vermeden sadece orada konakladığından söz etmişlerdir.

——*—–

Şii gruplar Hz. Peygamber’in konuşmasında Hz. Ali için kullandığı, “Ben kimin dostu/mevlası isem Ali de onun dostudur/mevlasıdır” ifadesini, Hz. Peygamber’in kendisinden sonra Hz. Ali’nin İslam ümmetinin dini ve siyasi önderi olacağını ilan etmesi olarak yorumlamaktadırlar. Ancak bu hadiseyi zikreden Sünni âlimler, Hz. Peygamber’in bu ifadeyle Hz. Ali’yi “imam” veya “halife” tayin etmediğini, yalnızca Hz. Ali’ye olan sevgi ve yakınlığını dile getirdiğini söylemişlerdir. Nitekim ifadede yer alan “mevla” kelimesi, “imam” veya “halife” anlamında değil “dost, efendi, arkadaş” anlamında kullanılmış ve birçok ayette Allah ve resulünün müminlere, müminlerin de Allah’a ve birbirlerine dost oldukları ifade edilirken aynı kökten türeyen ve yakın anlamlar taşıyan “veli” ve “mevla” kelimelerine yer verilmiştir. (bk. el-Bakara 2/257; Muhammed 47/11). Aynı durumu hadislerde de görmek mümkündür.

—–*—–

(bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 293; Buhârî, “Megazi”, 14). Sünni kaynaklarına göre, Hz. Peygamber’in Hz. Ali hakkında böyle bir söz söyleme ihtiyacı duymasının sebebi şudur: Hz. Ali, Yemen seferinde (10/631-32) ganimetlerin paylaştırılması sırasında bazı kırıcı ve sert davranışları sebebiyle beraberinde bulunan kimseleri küstürmüş, bunun üzerine bazı kimseler Hz. Peygamber’e şikâyete gelmişlerdir. İşte Hz. Peygamber de bu kimseleri teskin edip müslümanlar arasında kardeşlik ve dostluğun bozulmasını önlemek ve Hz. Ali’ye karşı bazı müslümanlarda çeşitli sebeplerden dolayı var olan kırgınlık ve hoşnutsuzluğu gidermek amacıyla bu sözleri söylemiştir. Böylece Hz. Peygamber, Hz. Ali’yi sevmenin veya ona düşman olmanın kendisini sevme veya kendisine düşman olmaya yakın bir durum olduğunu bildirmek istemiştir. Yoksa amacı Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife olarak atamak değildir.

Ayrıca Şii yazarların bu olay münasebetiyle indirildiğini söyledikleri ayet (el-Mâide 5/67) tefsir alimlerinin büyük çoğunluğuna göre bu olaydan çok önce gelmiştir. Esasen bu ayetin, öncesinde ve sonrasında geçen ayetlerle birlikte ele alındığında, Müslümanlar hakkında değil Yahudiler ve Hıristiyanlar hakkında indirildiği, Hz. Peygamber’e kendisine gelen vahiyleri korkusuzca tebliğ etmesini ve onların bir kötülük yapamayacaklarını ifade ettiği anlaşılmaktadır.

—–*—–

Hz. Hasan’ın oğlu Hasan el-Müsenna’ya, dedesi Hz. Ali hakkında Hz. Peygamber’in, “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” sözünü söyleyip söylemediği sorulmuş, o da Hz. Peygamber’in böyle bir sözü söylediğini, ancak bununla müslümanların dini ve siyasi önderliğini kast etmediğini belirtmiştir. Çünkü ona göre eğer Hz. Peygamber’in amacı bu olsaydı, insanların anlaması için sözlerini her zamanı en açık şekilde söyleyen bir insan olarak bunu daha açık ve anlaşılır bir tarzda ifade etmesi gerekirdi. Öte yandan şayet Hz. Ali, Allah ve Peygamber’i tarafından müslümanların yöneticisi yapılmış olsaydı ve Hz. Ali de bunu bildiği halde yerine getirmeseydi, Allah ve Peygamber’inin emirlerini ilk terk eden kişi durumuna düşerdi. Halbuki Hz. Ali sadece ilk halife Hz. Ebû Bekir’e değil, daha sonra Hz. Ömer ve Osman’a da biat ederek onlarla birlikte çalışmıştır.

Gadir-i Hum denilen yerde yaşandığı söylenen bu olayın gerçekleştiği 18 Zilhicce gününün şii kültüründe önemli bir yeri vardır. Söz konusu gün, İslam tarihinde çeşitli şii topluluklar tarafından bayram gibi kutlanmıştır. Günümüzde de başta İran olmak üzere önemli Şii topluluklarının yaşadığı bölgelerde kutlamaya devam edilmektedir. 

Her yıl Gadir-i Hum Bayramı Hatay’da çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla vatandaşlar, Samandağ ilçesindeki Hızır Aleyhisselam ile Musa Peygamberin buluştuğu yer olarak adlandırılan Hazreti Hızır Türbesi’ne geliyor. Vatandaşlar burada dua edip buhur yakmaktadırlar.


Kaynak :

—————–

Temel İslam Ansiklopedisi

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın