Gaybet hali

Gaybet hali Ne demektir

Gaybet manevi alemde olan sıkı irtibat neticesinde insan kalbinin maddi alemi unutması bu âleme ait bilincin geçici olarak kaybolması halidir. Bu kalbe gelen ilahi bir varidat bir his bir seziş bir duyuş olabileceği gibi sevap ve azap düşüncelerinden de kaynaklanabilir.

İnsanoğlu böyle bir hal içerisindeyken baktığımda göremeyebilir büyük bir gürültü olsa duymaya bilir söylediklerinin farkında olmayabilir halkın ahvalinden ve habersiz olur. Bu da sevabı veya cezayı düşünmek gibi bir halin kulum birini bastırması ruhuna hakim olması ile doğan Bir haldir.

Büyüklerin Gaybet Konusunda Söyledikleri

Serrac “Gaybet hakkı müşahade ve huzur hali sebebiyle kulun zahirinde bir değişiklik olmaksızın kalbin halkı müşahededen geçmesidir.”

Sofiler Gaybet haliyle kulun hakkın tecellilerine nazar edip varlıklarından kaybolmasını kast etmektedirler. Bu açıklamaya göre bahsedilen durum kul fena makamına çıktığında bu hasıl olmaktadır.

Zeynel Abidin Hazretleri namaz kılarken bulunduğu mekanda yangın çıkmış o hiç istifini bozmadan namazına eda etmiştir. Namazını bitirdikten sonra durumunu onu anlattıklarında o cehennem ateşi beni bu ateşi düşünmekten alıkoydu demiştir.

Rivayete göre Rabb’i ibn-i Heysem İbni Mesud’un yanına giderken bir demirci dükkanının önünden geçmiş. Ocak’ta kırmızı demiri görünce bayılmış da ertesi güne ayılamamıştır. Ayıldığı zaman bayılmanın nedeni kendisine sorulunca cehennem ehlinin ateşteki halini hatırladım demiş. İşte ahiret cezasının çetini düşünmek kendisine gaybet duyguları kaybetme kendinden geçme halini doğurmuştur.

Neysaburlu demirci Ebu Hafs’da bir gün dükkanında iken bir hafızın kur’an okuyuşuna kendini kaptırmış ve Kur’an’ın okunuş tesiriyle elini ateşe sokup kızgın demiri eliyle ateşten çıkartmıştır. Şakirdi bunu görünce: “Üstad bu nedir?” demiş. Halinin görülmesine üzülen Ebu Hafs dükkanın ve sanatını bırakmıştır. Er-risale

Cüneyd, karısı ile beraber oturuyordu, Şiblî içeri girdi. Kadın örtünmek istedi. Cüneyd: << Şiblî, kendinde değil, otur! dedi. Cüneyd konuştu, konuştu, nihâyet Şiblî ağladı. Cüneyd, karısına: Şimdi örtün, Şiblî ğaybetinden ayıldı, dedi.>> er-Risâle: 37

“Kul, şühûd ve riâyet ile vasıflı iken hâzırdır (kendindedir). Müşâhede ve murâkabe hâlini kaybederse kendini kaybedip ğaybete girer. Ğaybet: Hakk’ın varlığını görmekle, eşyayı görememek şeklinde de tanımlanır. Bu ma’nâda ğaybet, Allah’ta fenâ (yok) olmak demektir” Avârifu’l-meârif: 528.

Unutkanlık Gaybet Değildir 

Kuşkusuz ğaybet, tasavvufta bir mertebedir. Fakat birçok kişi, ancak zikrullâh ile ulaşılacak bu ma’nevî mertebeyi istismar eder, ruhsal yahut bedensel bir zayıflık olan unutkanlığı ğaybet sayar. Bu yanlıştır. Gaybetin sebebi, ruha hâkim olan Allah düşüncesidir. Unutmanın ise bedensel ve ruhsal birçok nedeni vardır. Ğaybet bir kemâl iken unutmak bir kemâl değil, eksikliktir. Ğaybet, Hak sevgisinin bastırması ile meydana gelir. Unutmak ise dünya uğraşlarından veya bedensel, ruhsal bir zayıflıktan, hastalıktan doğar. Beşerin karşı karşıya kaldığı unutkanlıktan, veliler ve peygamberler bile kurtulamamışlardır gayet doğal bir haldir. Peygamber efendimizin de, bir şeyi unutmamak için, parmak veya yüzüğüne ip bağladığı, hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Hâkim) Bu hali gaybet saymak uygun değildir.

Örneğin Kuşeyrî’nin, ğaybete örnek olarak verdiği bir misâli unutmakla alakalıdır: “Neysâbur’da sâlih bir adam olan müezzin Ebû Nasr’dan duydum, dedi ki: Ebû Ali ed-Dakkak Neysâbur’da iken ben meclisinde Kur’ân okurdum. Hac hakkında çok konuşuyordu. Sözleri kalbimi etkiledi, o sene hacca çıktım. Dükkânı, tezgâhı bıraktım. Üstâz Ebû Alî de o sene hacca çıkmıştı. Neysâbur’da iken ben kendisine hizmet eder ve meclislerinde her zaman Kur’ân okurdum. Bir gün çölde kendisini gördüm. Temizlendi, elinde taşıdığı kumkumasını orada unuttu. Kumkumayı alıp yanına gittim, dengindeki yerine koydum.

– Allah sana hayır versin, bunu getirdiğine (iyi ettin), dedi.

Sonra uzun uzun yüzüme baktı, sanki beni hiç görmemiş gibi idi.

– Ben seni bir kere gördüm galiba, sen kimsin? dedi.

– el-Müsteğâs billâhi teâlâ (Allah’a sığınırım), bir süre sana hizmet ettim, senin için yuvamı, malımı bıraktım, seninle beraber çölü aştım. Şimdi sen, ‘Seni bir kere gördüm galiba’ mı diyorsun? dedim.” 

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir