Gayret

Bismillahirrahmanirrahim

Gayret:

İmam  Şibli’den  gayret soruldu dedi ki gayret iki türlü olur. biri beşeri diğeri ilahi gayret beşeri gayret kişilere karşı olur ilahi gayret ise Allah’tan başkasına zayi edilecek vakte karşı olur.

Gayret; Gayret-i diniye’de hassas davranıp yasaklara karşı titiz olmayı her türlü nefsi arzu ve isteklerinden kesilip mücahedesini göstererek nefsin değil Allah’ın kulu olma halini kazanmaktır. 

Gayret iki yönlüdür:

Kula bakan yönü bir de Allah Tealaya bakan yönü vardır. Kula bakan yönü: O kul’daki tezahürü Allah’ın emir ve yasaklarına uymadığı durumlarda kalbinde meydana gelen bir kıskançlık hissidir. Allah’u Teala gayretle Vasf edildiğinde ise kulunun günah işlemesi karşısında, bunun kendisinden yüz çevirme olmasından dolayı buna rızasının olmamasıdır. 

Kulun gayret-i diniyesinin neticesi olarak Allah’ın hukukunu her zaman gözetip günahlardan uzak durması ve samimiyetle salih amellerde bulunmasıdır.

Allah Tealanın kendisinden başka bir tarafa gönlünü dostu kaydırırsa o gönlünü kaydırdığı şeyi onların gözünde bozar. O şeylerden de temizlemek için zihinlerine  dağınıklık verir ve onları tekrar kendisine yöneltmek için kendisine yakışan bir gayretle onların kalplerine muamele eder. 

Adem Aleyhisselam’ın cennete ebedi kalıp yaşama arzusu kalbinde yer edince Allah Teala onu Cennetten çıkarttı. İbrahim (as), ismail (as) beğenip de sevgisi gönlünde yer edince  Allah Teala onu boğazlamasını emretti ki başkasının sevgisini dostunun gönlünden çıksın. 

İbrahim Edhem’in Çocuğu:

Nakledildiğine göre, memleketinden (Belh’den) ayrıldığında süt emen bir oğlu kalmıştı. Çocuk büyüdü. Babasını bulmak için hac kafilesi ile mekkeye geldi. İbrahim edhem haremde bir gün dostlarıyla birlikte tavaf yaparlar iken, güzel yüzlü bir genç karşısına gelip durdu, İbrâhîm bin Edhem (r.a.) ona bakıyordu. 

Tavafı bitirdikten sonra, “O gence bu kadar dikkatle bakmanızın hikmetini anlayamadık.” dediler. Buyurdu ki: “Ben, Belh’den ayrılırken süt emme çağında bir çocuğum kalmıştı. Bu genç odur.” O genç, “Babam benden kaçar” endişesi ile, kendisini belli etmiyor, fakat her gün gelip babasını seyrediyordu, İbrahim bin Edhem (r.a.) bir gün, dostlarından birini alıp, Belh’den gelen hacı kafilesinin yanına gitti. 

Atlastan bir çadır ortasında bir kürsü olduğunu ve oğlunun o kürsüde oturup Kur’an-ı kerim okumakta olduğunu gördü. Genç, “Her halde, mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir belâ ve imtihandır.” (Tegâbün-15) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyordu. Bunu duyunca geri dönüp gitti. 

Yanındaki dostu, gencin yanına gitti. Kur’an-ı kerim okuması bittikten sonra gence; “Nerelisin?” dedi. O da “Belh’liyim” deyince, “Kimin oğlusun?” dedi. O da, “İbrahim bin” Edhem’in oğluyum. Onu ilk defa dün gördüm. Ama o muydu, değil miydi, iyice bilemiyorum. Benden uzaklaşır korkusuyla kendisine de soramadım” dedi. 

Gelen zat “Gelin sizi onun yanına götüreyim” dedi. Bundan sonra beraberce İbrahim bin Edhem’in yanına geldiler. Genç, babasını görünce kendinden geçecek şekilde ağladı. Kendine geldiğinde babasına selâm verdi. Babası selamını alıp, bağrına bastı ve “Hangi dindensin?” diye sordu. Genç “İslam dinindenim” dedi. İbrâhîm (r.a.) “Elhamdülillah! Kur’an-ı kerimi de biliyorsun. Peki ilim de tahsil ettin mi?” buyurdu. Oğlu “Evet” deyince, o yine hamd etti. 

Oğlunu yanına alıp yüzünü semaya çevirdi. “Ya Rabbi! İmdadıma yetiş!” diye yalvarmaya başladı. Bunu gören yakınları, “Ya İbrahim, ne oldu, niçin yalvarıyorsun?” diye sordular. Onlara “Oğlumu bağrıma basınca şefkati ve sevgisi kalbimde kaynadı. 

Bunun üzerine bir nida geldi ki, (Ya İbrahim! Beni sevdiğini iddia ediyorsun. Fakat benimle beraber başkalarını da seviyorsun. Dostluğumuza ortak katıyorsun. Bir kalbde iki sevgi olur mu? Bu dostluğa sığar mı?). 

Bunu işitince dua edip, “İzzet, ikram sahibi olan Allah’ım! İmdadıma yetiş! Eğer oğlumun muhabbeti, beni, senin sevginden alıkoyacaksa, ya benim, yahut da oğlumun canını al, diye dua ettim. Duam hemen kabul oldu. Oğlum kucağımda can verdi” dedi.  

Mutasavvıflara göre insanın vasfında gayret vardır. Tevhide ermiş Salik, ne gayreti ve ne de ihtiyar ile(istekle) vasf edilir. Onun kainatta olanlara hiçbir müdahalesi yoktur. Allah dilediğini dilediği biçimde yapar. Muvahhid, Onun yaptığını sadece seyreder.

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir Cevap Yazın