Gıybet

Gıybet Ne Demektir

Gıybet; bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek, başka bir deyimle, kendimize söylendiği zaman hoşlanmayacağınız bir şeyi, din kardeşimiz hakkında arkasından konuşmamız anlamına gelir. Halk arasında dedikodu, gıybet ile aynı anlamda kullanılır.

Kur’ân-ı Kerîm’de bir ayette çekimli fiil olarak geçmektedir (el-Hucurât 49/12). Burada, bir kimseyi sırf zanna dayanarak yargılama ve gizli kusurlarını araştırma (tecessüs) yanında gıybet de yasaklanmış, gıybetin ölmüş bir din kardeşinin etini yemeye benzetilmesiyle de bu davranışın iğrençliği vurgulanmak istenmiştir. Bu benzetmeden, ölü etinin yenilmesi gibi gıybet etmenin de haram olduğu hükmü çıkarılmıştır.

FAKİH anlatıyor:

– Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Ca’fer, İbrahim b. Yusuf, ismail b. Cater. Ala b. Abdurrahman babasından, o da Ebu Hureyre’den (ra) naklen şöyle anlattı: Resulullah (s.a.v.) sordu: Gıybet nedir? Bilir misiniz?» Allah ve Resulü daha iyi bilir, dediler. Şöyle buyurdu: «Din kardeşini, sevmediği bir şeyle anarsan, gıybetini etmiş olursun. Sahabeden biri: Dediğim ayıbı kendinde görürsem ne olur? Şöyle buyurdu: Dediğin şey onda varsa, gıybet olur; yoksa, bühtan etmiş, iftira etmiş olursun.

FAKİH anlatıyor:

Eski zatlar, şöyle derlerdi: “Eğer falanın elbisesi kısa, ya da elbisesi uzun dersen, gıybetini etmiş olursun Sen kendindeki ayıbı gör. Onları hesap et.”

Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Ca’fer, ibrahim b. Yusuf, Yahya b. Selim, Kadı Selman, Muhammed b. Fudayl Abid yolu ile gelen rivayette İbn Ebi Nucayh şöyle dedi: Duyduğumuza göre, Resûlullah’ın yanına kısa boylu bir kadın geldi. Çıkıp gittikten sonra, Hz. Aişe şöyle dedi: Boyu da ne kadar kısa! Bunu işiten Resûlullah (s.a.v.) şöyle bu Gıybetini ettin, ya Aişe! Hz. Aişe dedi ki: Onda olan hali anlattım. Başka bir şey demedim ki. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Ama, onun bahsedilmesinden hiç hoşlanmayacağı bir yanını anlattın.

Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Ca’fer, İbrahim, Abdülvehhab b,Ata Ebu Muhammed Ebu Harun Ebu Said El Hudri yolu ile gelen bir rivayette Resulullah sav şöyle buyurdu: “ Miraç’a çıktığım gece bir kamera stadın yanlarından etleri kesiliyor Lokma lokma edilip kendilerine yediriyordu ve onlara şöyle deniliyordu: “ daha önce kardeşinizin etini yediğiniz gibi bunu da Yiyiniz.  Cebrail’e sordum:  Bunlar kimdir? şöyle dedi:  bunlar ümmetinden gıybet edenlerdir.”

Gıybet, insan veya insanla ilgili birtakım şeyler üzerinde olur. Kişinin bedeni, nesebi, ahlakı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği… dedikodu konusu olabilir. Gözün şaşılığı, saçların döküklüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak… Bunlardan alaylı bir şekilde bahsedilmesi söz konusu kişinin kalbini kırar. Görüldüğü üzere Hz. Aişe hadisinde geçtiği gibi. 

Başkalarına kardeşinin ayıplarını anlatmak onun hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek demek olduğundan, ancak dil ile söylemek haram olmuştur. Kaş-göz işareti yapmak, imâ, işaret ve yazı gibi gıybet anlamı ifade eden her hareket de gıybettendir. Meselâ elle birisinin uzun veya kısa boyluluğuna işaret etmek, bir şahsın ayıpları hakkında yazı yazmak gıybettir. Gıybeti tasdik etmek de gıybettir. Gıybet yapılan yerde susan kişi gıybete ortak olmuş olur. Diliyle gıybetçiye karşı duramayanın kalbiyle inkar etmesi gerekir. (İmam Gazzâli, Zübdetü’l-İhya, Trc: Ali Özek, İstanbul 1969, 362, 363). Allah Resulu şöyle buyurur: “Bir kimse yanında hakarete maruz kalan bir mümine gücü yettiği halde yardım etmezse, Allah o kimseyi kıyâmet gününde insanların önünde rezil eder” (Tebarâni).

“Her kim gıyabında kardeşinin kusurlarını söyletmezse, kıyâmet gününde Allah da onun kusurlarını örtmeyi tekeffül eder” (İbn Ebi’d-Dünya).

– “Ey kalbiyle değil, sadece diliyle iman edenler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız, ayıplarını araştırmayınız. Zira kim kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah, kimin kusurunu araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rezil ve rüsva eder (Ebû Dâvud, İbn Ebî Dünya).

Ebû Umame Bahili şöyle dedi: Kıyamet günü kul, amel defterine baktığı zaman, işlemediği bazı İyilikler görür. Sorar: Bunlar nereden geldi ya Rabbi? Şu cevabı alır: Haberin olmadan insanlar senin gıybetini etti. Bu, onlardan geldi. (Onların sevabı alınıp sana verildi.)

Bazı hakim zatların şöyle dediği anlatıldı. Gıybet, fasıkların ziyafetidir. Kadınların otlağıdır. İnsan köpeklerinin katığıdır. Muttakilerin çöplüğüdür.

İnsanlar genellikle hasetlerinden dolayı gıybet ederler. Kendini dev aynasında gören rakip olarak görülen arkadaşını sözleriyle eleştirmeye ve hatta iftiraya tevessül ederler. Bazen hoşça vakit geçirmek için arkadaşının yapısal özellikleriyle mizah yaparak gıybete düşerler. Kıskançlıkları içlerinde ateş gibi olanlar da gıybete düşerler. Bazen imalı sözlerle arkadaşını kast ederek onu aşağılama yolunu tercih edenlerde bu günahın içine düşerler. 

Rivayet edildiğine göre İsa b. Meryem (as.) arkadaşlarına bir gün şöyle dedi: Şu hususta görüşünüz nedir? Uyuyan birinin edep yeri açılsa, onu örtersiniz değil mi? Evet örteriz, dediler. Şöyle anlattı: Ama siz, kalan kısmı da açıyorsunuz. Sübhanallah, biz onu nasıl açarız? demeleri üzerine de şunu anlattı: “ Yanınızda biri anlatılmıyor mu? Siz hemen onda bulunan en kötü halle anlatmaya bakıyorsunuz. Böylece, onun kalan örtüsünü de açmış oluyorsunuz.

Böyle ortamlara müdahale etmek lazım eğer güç getiremiyorsanız oradan yapılan yanlışlığın tebliğini yaparak ayrılın. O mecliste rahmet bulunmaz. Hâtem Zahid’in şöyle dediği anlatıldı: Üç şey var ki, onlar bir mecliste bulunursa, oradan rahmet uzaklaşır. Bunlar: Dünyalık şeyleri anlatmak. Katıla katıla gülmek. İnsanları çekiştirmektir.

İslam kardeşliğini zedeleyecek tüm hal hareket ve söylevlerden kaçınılması gerekir. Yahya b. Muaz Râzi şöyle anlattı: Müminin senden alacağı üç nasibi olursa, o zaman muhsinlerden olursun. Şöyle ki: 1. Ona faydan dokunmuyorsa, zararın da dokunmasın. 2. Onu sevindirmen mümkün değilse, bari onu üzmeyesin, 3. Onu övmen mümkün değilse, hiç olmazsa kötülemeyesin.  Bazı zatlarda şu üç tavsiyede bulundular:  Üç şeyi yapmazsan, üç şeyi yap. 1) Hayır İşleyemezsen, kendini şerden al. 2) insanlara faydalı olamazsan, onlara zararlı olma. 3) Oruç tutamıyorsan, insan eti yeme. (Gıybet etme) 

Ulema, gıybet edenin tevbesi üzerine çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

Mesela: gıybet eden, gıybetini ettiği kimse ile helalleşmeden tevbesi yerinde olur mu, olmaz mı? Bazıları dedi ki: Gıybeti edilen ile helalleşmedikçe, gıybet edenin tevbesi yerinde olmaz. Bazıları da şu görüşü savundu: Helalleşmeden de tevbe caiz olur. Bu mana, bize göre iki türlüdür: a) Eğer gıybeti edilen kimse, yapılanı duymuşsa, helalleşmesi lazım gelir. b) Eğer gıybeti edilen kimse, yapılanı duymamış ise, Allah’tan bağış talebinde bulunmalıdır. Bir daha da aynı hatayı yapmama kararını içinde saklamalıdır.

Üç zümre var ki bunların gıyabında konuşmak gıybet sayılmaz.

Şunlardır:

  1. Zalim bir hükümdar
  2. Alenen kötülük işleyen bir kimsenin,
  3. Bid’at ehli birinin,

Yani bunların işleri ve mezhepleri anlatılsa gıybet sayılmaz. Ancak bedenlerinde bir ayıp Varsa o da söylenirse, gıybet sayılır. Ancak tuttukları yol, işledikleri fiil anlatılırsa, bir beis yoktur. Bunlar anlatılmalı ki, halk onlardan korunsun. 

Ayrıca bazı ulema bu üç şey dışında bazı maddelerde eklemişlerdir.

1) Haksızlık karşısında: “Hak sahibinin söz hakkı vardır” (Buhârî, Müslim).

2) Fetva istemede: Utbe kızı Hind, Resulullah’a gelerek kocası Ebû Süfyan’ı cimriliğiyle, çok az nafaka bırakmasıyla çekiştirmiş ve kocasının malından haberi olmadan alıp alamayacağını sormuştu. Allah Resulu de “Sana ve çocuğuna yetecek miktarda, iyilikle al” buyurdu.

3) Bir kimseyi kötülükten menetmek:

4) Kişiyi meşhur olan lakabıyla anmak.

5) Kişinin fısk-u fücûrunu alenen yapması, yaptıklarından dolayı gurur duyması, yaptıklarının söylenmesinden dolayı üzüntü duymamasıdır. Yaptıklarıyla övünmesi yüzünden onları anmak gıybet sayılmaz.

Gıybetçinin günâhtan kurtulması için pişmanlık duyması, tövbe etmesi, gıybetini yaptığı kişi ile helâlleşmesi gerekir. Gıybeti yapılan da merhametli davranır, affeder. Düstur: “affa yapış(mak), iyiyi emretmek), cahillerden uzak olmaktır) (el-A’râf, 7/ 199).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir