Güzel Ahlak

44. Sohbet: Güzel Ahlak


Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet edilmiştir: “İnsanlar arasına güzel huylarla karışın ki, öldüğünüzde size rahmet okusunlar.” (1) Böyle yaparsanız, onlarla birlikte yaşadığınız zaman da onlar size karşı muhabbet beslerler. Bu vasiyeti duyun! Onu can kulağınıza küpe edin, sakın unutmayın! Bu söz size sevabı çok ve en kolay işi bildiriyor. Güzel huy ne güzeldir! Sâhibine de başkalarına da rahatlıktır. Kötü huy ne çirkindir! Sâhibine yük, başkalarına da eziyettir. Mü’mine yakışan, nasıl ki, diğer bütün tâatler için nefsiyle mücâhede ediyorsa, öylece, huylarını güzelleştirme ve güzel huylarla bezenmek uğrunda da onunla mücâhede etmektir. Nefsin özelliği kibir, gazap ve insanları tahkir etmektir. Mutmain oluncaya kadar onunla mücâhede edin. Nefis mutmain olunca tevâzu sâhibi olur, zillet sâhibi olur, huyları güzelleşir, ölçüsünü bilir, başkalarına tahammül gösterir. Mücâhededen önce o bir “Firavun”dur.

Ne mutlu, nefsini bilen, ona düşmanlık ve muhâlefet eden kimseye! Onu zevklerinden mahrum edin, haklarını bildirin ki, zillet göstersin ve huyları güzelleşsin. Onu tefekkür kabzasına alın ve cennete ve cehenneme sokun. Tâ ki, oraları görsün de zillet sâhibi olsun ve huyları güzelleşsin. Kıyâmeti düşünün. Kıyâmetiniz kopmadan önce kendi kıyâmetinizi koparın. Kıyâmet günü bir kısım insanlar için düğün iken, bir kısmı için gam olacaktır. Bir kısım insanlar için düğün, bir kısım insanlar için mâtem olacaktır. O gün sâlihlerin bayramı olacaktır. O gün onların üzerinde süsleri ve zînetleri olacaktır. Gılmanlar ve tanıdıkları onlara görünecektir. Amelleri sûret kazanacak, amellerinin nurları onların yüzlerini aydınlatacak.

Ey oğul! 

Eğer sen Rabbinden (CC) bir şeyler bekliyor ve O’nu (CC) istiyor isen, bana yapış ve benim vereceğim bir hırkaya ve bir lokmaya râzı ol. Senden istediğim hizmetleri yerine getir. Sözlerime muhalefet etme. Eğer böyle yaparsan na âlâ, aksi halde benden uzak dur. Bu tarîkat nefisle, hevâ ve hevesle, halkı görerek girilecek yol değildir. Durum sana açıklandı; istiyorsan kabul et, aksi halde sen bilirsin. Eğer kabul edersen, Allah-ü Teâlâ’dan (CC) sana bol bol hayır vermesini dilerim. Bana uy; açlık ve fakirlik huşusunda korkun olmasın. Emin ol ki, istediğinden başka bir şey olmayacak ve hayırdan başka bir şey olmayacak. Ben küçükken boş arazilerde yalnız kalırdım ve kimseyi görmediğim halde şöyle bir ses işitirdim: “Ey mübarek! Sen hayırlı birisin ve hayır göreceksin.” Kalkar çevremde dolaşırdım, ama bu sesin kimden geldiğini bilemezdim. Allah’a (CC) hamd olsun ki, bütün ahvâlimde hayır ve bereket gördüm. Allah-ü Teâlâ’nın (CC) nice kulları vardır ki, bir şeye “ol” derler, o da hemen oluverir, ama onlar fark edilmezler. Onları gördüğünüzde tanımazsınız. Onların yüzüne karşı kapıları kapatırsınız. Keselerinizi ve elbiselerinizi onlardan çekersiniz. 

Yazık size! 

Eğer kapılarınızı fakirlere kapatırsanız, Allah-ü Teâlâ (CC) da size kapatır. Eğer kapılarınızı onlara açarsanız, Allah-ü Teâlâ (CC) da size açar. Eğer halkın hoşnutluğu için infak ederseniz işleriniz zorlaşır. İnfak edin, cimrilik etmeyin. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve fuhşiyâtı (adilikleri) emreder.” (2) Oysa Allah-ü Teâlâ (CC) infak mukabilinde size bu işin devamını vadetmiştir: “Allah (CC) size onun (infakınızın, sadakanızın) devamını nasip eder.”(3)

Yazık sana! 

Müslüman olduğunu iddia ediyorsun, ama Hz. Peygamber’e (SAV) muhalefet ediyorsun; onun dini hakkında hevâ ve hevesinden geldiği gibi konuşuyorsun. Müslümanlığında yalancısın. Sen tâbi değil, müptedisin, bidatçinin birisin. Muvafık değil, muhalif birisin. Hz. Peygamber’in (SAV): “Tâbi olun, bidatçilik yapmayın: Bu size yeter…”(4) buyurduğunu işitmedin mi? Yine buyurmuştur ki: “Sizi tertemiz, apaçık bir yol üzere bıraktım.”(5) Onu reddediyorsun, O’nun (SAV) sözüne muhalefet ediyorsun ve O’na (SAV) tâbi olduğunu iddia ediyorsun. Sende bir keramet (iyilik) yok. Ben sana gerçeği söylüyorum. İstersen gelirsin, istemezsen gelmezsin. İstersen översin, istersen zemmedersin. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “De ki: Rabbin (CC) katından hak geldi. İsteyen inansın, istemeyen inanmasın.”(6) Benim sözlerimden ancak deccal, hilebaz ve iddiacı münafık kaçar; hevasına binmiş, nefsinin her isteğine uyan, Allah’ın (CC) kitabına ve Resulünün (SAV) sünnetine muhalif, gerçeğe buğzeden, bâtılı seven, Mevlâ’sına (CC) yakınlaşmak için kalbinin adımları olmayan kimse kaçar.

Ey oğul! 

Töhmet etmeden, kalbinle duy ve bak… bak ki, ne acâip şeyler göreceksin! Sûfîler hakkında töhmette bulunma. Onları tasdik et. Onlara “niçinsiz” ve “nasılsız” muvâfakat et. Seni sohbetlerine alırlar. Hizmetinden memnun kalırlar. Kendilerine inen nîmetlerden ve güzelliklerden, semâdan sıddıkların kalplerine inen şeylerden ve gece ve gündüz onların sırlarına inen “mevârid”den(7) sana da pay ayırırlar. Eğer onların senin hizmetinden memnun olmalarını istiyorsan zâhirini de, bâtınını da temizle ve onların huzûrunda dur. Kalbini bidatten temizle. Zîrâ sûfîlerin îtikâdı Nebîlerin (AS), Resûllerin (AS) ve sıddıkların îtikâdıdır. Onlar selef inancındadırlar. Mezhepleri âcizlerin, ezilmişlerin mezhebidir. Onlar öyle bir îtikat sâhibidirler ki, o îtikatlarına töhmetten münezzeh olan iki âdil şâhit şâhitlik eder: Allah-ü Teâlâ’nın (CC) Kitabı ve Nebîsinin (SAV) sünneti.

Ey sûfîler! 

Ne kendinize, ne de başkalarına zulmedin. Zulüm memleketleri harap eder. Asılları söker atar. Kalpleri ve yüzleri karartır. Rızkı daraltır. Zulmetmeyin; kıyâmet bizim içindir, o mutlakâ kopacak. Gelecek olan her şey yakındır. Bizim bir yaratıcımız var: Bizi karşısına alacak ve hesâba çekecek, münâkaşaya çekecek, azdan ve çoktan sorguya çekecek, zerrelerimizi dahi sorgulayacak. Ben size sâdece bir nasîhatçiyim. Nasîhatime karşı sizden bir ücret de istemiyorum. 

Ribâya (fâize) yaklaşmayın: 

Rabbinize (CC) karşı harp îlan etmiş olursunuz ve mallarınızdan bereket kalkar. Dinarı dinara karşılık borç verin. Fakire borç verip daha sonra onu Allah (CC) rızâsı için helâl edebilecek olan kimse öyle yapsın. Öyle yapanlar iki kere sevinç duyarlar: 1- Borç verdikleri zaman, 2- Onu helâl ettikleri zaman. Rabbinize (CC) güvenerek ve dayanarak böyle yapın. Yaratan, sâbit-kadem kılan ve mübârek eden O’dur (CC).Dilenciyi bir şey vermeden göndermemeye çalışın, aksine, elde olan şeylerden verin. Az da olsa bir şeyler vermek onu mahrum etmekten hayırlıdır. Eğer bir şey bulamazsanız, onu azarlamayın, yumuşak sözle onu gönderin, onu kırmayın.

Dünyâ her yönüyle gelip geçicidir. 

Gece ve gündüzün değişmesiyle gelip gider. Ölen herkesin kıyameti kopmuş ve o lehindeki ve aleyhindeki şeyleri bilmiş demektir. Her şeyin bir sonu vardır: Âfiyetin de, belânın da. Hayrın da, şerrin de. Zenginliğin de, fakirliğin de. Hayatın da, ölümün de. İzzetin de, zilletinde. Bütün bunlar birbirine zıt şeylerdir. Biri gelir, öbürü gider. Ölüm ise her şeyin sonuncusudur. Arif bir mü’min baş gözlerini kapatınca kalp gözleri açılır: Halkı oldukları gibi görür. Kalp gözünü kapatınca sır gözleri açılır: Cenâb-ı Hakk’ı (CC) ve O’nun (CC) halk üzerindeki tasarrufunu görür. Hâlık (CC) gelince halk gider. Ahiret gelince dünya gider. Sıdk gelince yalan gider. İhlas gelince şirk gider. İman gelince nifak gider. Her şeyin bir zıddı vardır. Akıllı kişi sonuca bakar. Dünyanın zahirine ve süsüne bakmayın. Zira o yakın bir zamanda gidecek, kaybolacak. Önce siz yok olacaksınız, sonra da sizden sonrakiler. O’ndan (CC) size gelen afetler sebebiyle Rabbinizin (CC) sohbetinden kaçmayın. Sizin menfaatinizi O (CC) sizden daha iyi bilir. İyilik, kerih görülen şeylerde dürülmüştür. 

Akıllı ve edepli olun. 

Sıddıkların kalplerine âfetler gelir de, onların kalpleri o âfetlere teslim olur, onları ikiye katlar. Allah-ü Teâlâ’ya (CC) dayanmış olan kimseler o âfetleri kucaklarlar, alınlarının ortasından öperler; onları sabır, muvâfakat ve rızâ ile evlendirirler. O âfetler bir müddet orada kalır, sonra oradan alınır. “Yeri ve ziyâfeti nasıl buldun?” diye sorulur. Şöyle cevap verir: “Ne güzel mekân, ne güzel ziyâfet, ne güzel hediye, ne güzel hediyeci!” Belâlara düşmüş bu sâdâttan (kutlu kişilerden) birine (RA) sorulmuş: “Bu belâ içinde nasılsın?” Demiş ki: “Belâyı benden sorun!” Rabbinize (CC) karşı sabırlı olun, işte o zaman O (CC) belânızı giderir, sabrınızın karşılığı esnâsında derecelerinizi yükseltir. Nefsinize karşı sabırla berâber olun. Sabretmek için sıddıklarla berâber olun, onunla beraber olan, onunla iş yapan ve onunla amel edenlerle beraber olun.

Allah’ım (CC)! 

Eşyayı bize musahhar kıl (itaat ettir), bize işlerimizde kolaylık ver, bize hayrı aç, işlerimizi hafiflet. (Âmin)Hastalığın, fakirliğin, açlığın ve günlük ihtiyaçların silip götürdüğü iman, gerçek iman değildir. İmanın cevheri ve sıhhati belâ ânında ortaya çıkar ve nuru o zaman görünür. Onun cesareti belâ askerleri geldiğinde belli olur. Rabbiniz (CC) yaptıklarınızdan haberdardır. Ey melikler, sultanlar ve ey onların tâbileri! Ey avam ve ey havâs! Ey zenginler ve ey fakirler! Ey halvet ehli ve ey celvet ehli! Hiç kimse O’na (CC) perdeli değildir. “Nerede olursanız olun, O (CC) sizinle beraberdir.”(8)

Allah’ım (CC)! 

Günahlarımızı ört, affet, bağışla. Bize lütuf ve ilim ver. Hatalarımızı önemseme. Yardım et. Kanaat ver. Âfiyet ver. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.” (Âmin)


Dip Notlar

 (1) bak.: Tirmizî, “Birr” hadîs no: 54.

(2) Bakara S. A.268. 

(3) Sebe S. A.39.

(4) Heysemî, Mecmau’z-zevâid, I/181.

(5) Zebîdî, İthâfü’sâde, I/182. 

(6) Kehf S. A.29. 

(7) “Mevârid” “vârid” “vâridât”: Cenâb-ı Hakk’tan (CC) sûfînin kalbine gelen ilhamlar ve tecellîler. 

(8) Hadîd S. A.4.

 

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın