Güzel amellere yönlendirme ve teşvik 

On dördüncü Vaaz: Güzel amellere yönlendirme ve teşvik 

Ey hakikat yolcusu!

Şu dünyada ebediyen kalmak ve burada zevk-u safa sürmek için yaratılmadın. Sen bu diyarda ilâhî bir imtihan devresi içinde bulunuyorsun. «La ilahe illallah Muhammedun Resûlüllah» kelimesiyle yetinip Allah’a olan ibadet ve taati hakkıyla yapmıyorsun. Halbuki bu kelimenin asıl delâlet ettiği şeyleri yapmadıkça mücerred lafız sana fayda vermez. Çünkü iman söz ve amelden ibarettir. Günahlara dalıp bir takım kaymalar neticesinde Hakk’a muhalefet ederek yolunu kaybeder ve bunda ısrar edecek olursan, aynı zamanda namaz, oruç, sadaka ve benzeri şeyleri terk etme zevki içinde bulunursan, kuru bir imanın – meyvesi olmadığı için faydası olmaz ve kabule şayan değildir.

“La ilahe illallah” dediğin zaman şehadette bulunmuş olursun. Sana: Delilin nedir? diye sorulursa, ne cevap verirsin? Çünkü bu şehadetin delil ve burhanı İlahi buyruklara uyup, yasakladığı şeylerden sakınmak, afet ve musibetlere karşı sabredip kadere teslim olmaktır. İşte bunlar iman ve şehadetin açık delilidir.

Evet, söz amelsiz, amel ihlassız ve sünnete İsabetsiz kabul olunmaz Senin bilgin sana sesleniyor: “Benimle amel etmezsen senin aleyhinde kuvvetli delil olurum, amel edersen lehinde hüccet olurum diyor. Hazret-i Peygamber (ﷺ) :« İlim amel ile birlikte çağrılır. Öylece cevap verirse ne a’la, yoksa göçer gider.» Yani o ilmin feyz-u bereketi gider, geriye eza ve cefası, mihnet ve meşakkati kalır. Allah katında sana şefaatçi de olmaz. ihtiyaç anlarında bile senin semtine uğramaz. Böylece okumuş cahil kalırsın. Evet, o göçer, gider, geriye kabuk ve cürufu kalır. Çünkü ilmin özü ameldir.

Ey bir ömrü ilmi kitapları okumakla harcayan!

Amelsiz okumanın ve ezberlemenin ne faydası vardır? ilimden maksat, yalnız bilmek veya ezberlemek değil, bildiğinle amel etmek, etrafı aydınlatmak ve böylece feyizli bir ırmak gibi doğumla ölüm arasında akıp gitmektir.

Hazret-i Peygamber (ﷺ) kıyamet günü olunca Allahu Teâlâ bütün peygamberlere ve âlimlere şöyle soracaktır: «Sizler halkın çobanları (muhafızları) mesabesinde bulunuyordunuz. Korumasıyla görevli olduğunuz halkla ilgili, onlardan yana neler yaptınız?» Hükümdar ve zenginlere de: «Sizler de benim geniş hazinelerimin bekçileri olarak bulunuyordunuz. Ondan fakirlere, miskinlere ve düşkünlere bir şeyler ulaştırdınız mı? Üzerinize farz kıldığım hakları çıkarıp verdiniz mi?» diye hitap edecektir.

Evet, mü’mine gereken önce farz ibadetlerle meşgul olmak, onları dosdoğru yaptıktan sonra sünnetlerle ve sonra da nafile ve faziletlerle vakitlerini değerlendirmektir. Farzları yerli yerince yapmadan nafilelerle iştigal etmek ahmaklık ve bilgisizliğin ta kendisidir. Zira farzlardan önce nafile ibadetlerle meşgul olmak kabule şayan değildir. Bu neye benzer, hükümdar kendi tebaasından birini hizmetine çağırır, o, hükümdarı hizmetine değil de hükümdarın hizmetçisi durumunda olan adamın hizmetine koşuyor ve onun buyruklarına boyun eğiyor.

Hazret-i Ali (RA) nin Resulullah (ﷺ)’dan yaptığı rivayette buyuruluyor ki: «Farzlardan önce nafile namazları kılan kimse, hamile (gebe) bir kadına benzer, doğum zamanı yaklaşınca vakti beklemeden çocuğu düşürür de artık o ne hâmile, ne de çocuk sahibidir.»  İşte namaz kılan kimse de böyledir. Farzları eda etmedikçe Allah ondan nafileleri kabul buyurmaz. 

Buna benzer ikinci bir misal:

Malının ana sermayesini ayırmadan, safi kârını çıkarmadan, ne kazanıp, ne kaybettiğini bilmeden gelişi güzel harcamalarda bulunan bir tüccara benzer. Halbuki ona gereken, önce ana sermayeyi korumak ve sonra elde ettiği kâra göre harcama yapmaktır.

Farz denilince yalnız namaz, oruç gibi ibadetler hatıra gelmemelidir. Haramı terk edip. Allah’a eş ortak koşmaktan sakınmak. O’nun kaza ve kaderine itiraz etmemek de farz ibadetlerindendir. 

Hazret-i Peygamber (ﷺ); Allah’a karşı isyanı gerektiren şeylerde biç bir mahluka itaat edilmez.” buyuruyor. (Ahmed b. Hanbel, Taberani, İbni Ceriri: Hz İmran’dan rivayet etmişlerdir)

Ey saadet yolunun yolcusu! 

Hiçbir amel ile aldanıp mağrur olma. Çünkü ameller hâtimesiyle (son şekli ve son durumuyla) ölçülür. Hâtimenin iyi olmasını Cenâb-ı Hak’tan İste.. Ve ruhunu, en güzel ameller üzere bulunduğun sırada alması için durmadan niyaz et.

Sakın, sakın!. 

Tevbe ettikten sonra tevbeni bozup bir daha günah işlemeye dönme, tevbende sebat et. Sana biri çıkıp: «Nefsine ve arzularına uyma!» derse, onu dinle Günah işlemek suretiyle Rabbine muhalefet etme. İtaatkar bir kul olmaya çalış. Bugünün böyle ise yarınında böyle olmalıdır. Aksi halde son günlerinde, yani ömrünün son demlerinde Allah’a isyan edecek olursan. O seni rezil ve rüsvay eder de haberin bile olmaz ve sonra sana yardımcı da bulunmaz.

Ya Rab! 

Sana dosdoğru ibadet-u taatte bulunmamız için bize yardımcı ol. Günah ve isyan kirleriyle bizi rüsvay eyleme. Dünyada da bize iyilik ver, ahirette de bize iyilik bahşeyle ve bizi cehennem azabından koru.. Amin….

 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın