Halk Arasına Girmenin Adabı 

On birinci Vaaz: Halk arasına girmenin adabı 

Ey hakikat yolcusu! 

Körlük, bilgisizlik, gaflet ve uyku halinde halk arasına girme.. Basiret (kalp gözü açık). İlim ve uyanıklık halinde onlarla hemhal ol.. Halkta beğendiğin bir haslet ve huy görürsen ona uy, seni üzen bir şey müşahede edersen ondan sakın ve halkı da o şeyden çevirmeye gayret et..

Hazreti Peygamber (ﷺ)dan yapılan rivayete göre: “Halk ile idare yolunu tutmak sadakadır.” buyuruluyor (İbni Hibban – Taberani: Hz. Cabir (RA) den) 

Rabbin ihsanından halka ver, Rabbin sana olan lütfu keremiyle onlara İyilikte bulun, onlara karşı yumuşak ve güler yüzle teveccüh et Böyle yapacak olursan aziz ve celil olan Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış olursun ve İşlediğin şeyler O’nun buyruklarına uygun gelir.

Şer’i sınırları gözeterek halk ile geçinmek, onlarla muvafakat halinde olmak çok güzel bir geçim yoludur. Ama onlarla geçim şekli şer’i sınırları ve ilahi hoşnutluğu aşacak olursa, böylesine bir geçim doğru sayılmaz. Artık bunda bir keramet de kalmaz,

Ey cemaat! 

Kendi kadr-u kıymetinizi bilin. Kendinizi, Allah’ın sizi indirmediği bir derekeye(aşağı derece) düşürmeyin. Buna işaretle denilmiş ki: “Kendi kadrini bilmeyene, kader çizgileri gereken şeyi öğretir.” O halde kaldırılacağın bir yere oturma. Bir eve girdiğin zaman ev sahibinin seni oturtmadığı bir yere oturma. Çünkü sonra emirsiz, müsaadesiz oturmuş olursun ve arzun olmadığı halde oradan kaldırılırsın. İnad ettiğin takdirde zorla kaldırılıp dışarı atılırsın.. Sana gereken mütehammil (dayanıklı) olup şer ve kötülük bağlarını kesip atmaktır. Çünkü kelimelerin kardeşleri vardır; birisi size bir kelime söyler, siz de ona cevap verirseniz, o kelimelerin kardeşleri gelir de aranızda şer ve kötülük baş gösterir.

Ey miskin! 

Sana lüzumlu ve maksud olmayan sözleri terk et, mezhep hususunda taassubu bırak, sana dünya ve ahirette fayda sağlayacak şeylerle meşgul ol.. Abbasi halifelerinden el-Mutasım Billah (Ralimetullahi aleyh) vefât edeceği sırada şöyle diyor: Kendisini hiçbir hususta taklid etmemle beraber Ahmed bin Hanbel hakkında yaptığım münasebetsiz muamelelerden dolayı Allah’a tevbe ediyorum. Benden başka birçok kimseler ona uymuştur.»

İşte ey hakikat yolcusu! 

Kimseye eziyet etmemeye gayret et.. Herkes hakkında iyi niyet taşı.. Ancak şeriatın eziyetle emrettiği kimseler hakkında serbest davranabilirsin, yani bunu tatbik etmekte sana bir vebal yoktur. Bilakis bu bir ibadet sayılır. Eğer gönül genişliğine, kalp huzuruna kavuşmak istiyorsan halkın dediklerini duymamazlıktan gel.. Onların dedikodusuna iltifat etme.. Bilmez misin ki, şu halkın çoğu Yaradan’dan bile hoşnut olmazlar, nerede kaldı senden hoşnut olsunlar. Halkın ekserisinin doğru düşünemediklerini, hakikati gereği gibi göremediklerini, hakkıyla imân etmediklerini bilmez misin?

Bilakis onlar Hakk’ı yalanlar, zaman zaman tasdik bile etmezler. Sen artık Hak ve hakikatten başkasını düşünmeyen cemaate tâbi’ ol. Çünkü bunlar başka şeyleri duymaz ve görmezler. O halde Hakk’ın rızası için halkın eziyetine sabret. Seni imtihan eden çeşitli belalara karşı mütehammil ol. Bu öyle bir yoldur ki Cenâb-ı Hak seçip beğendiği kulları hakkında bu husustaki adetini icra kılar.

Onları herkesten ayırıp çeşitli bela, afet ve mihnetlerle dener. Öyle ki dünya da ahiret de Arş’ın altından yerin diplerine kadar olan saha onlara dar gelir ve bu sebeple vücutları fenaya gider. Allah onları yeniden vücuda getirip yepyeni bir yaratık kılar. Cenâb-ı Hak buna işaretle buyuruyor ki:

“Bilahare onu başka yaratılışla inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah’ın şanı bak ne yücedir” (Müminûn suresl: 14) 

Sana gelen zenginle fakir arasında bir fark gözetiyor veya hissediyorsan, kurtuluş yolunu kaybedersin. Sabreden fakirlerle beraber ol. onlara iyilik et, alicenap (yüce gönüllü- Cömert) davran onlarla beraber olmaktan mutluluk duy. Hazret-i Peygamber (ﷺ) buna temasla buyuruyor ki: “Sabreden fakirler kıyamet günü Rahmân’in meclisine mazhar olanlardır.” Evet, bugün o mecliste onların kalpleri bulunuyor, yarın ise bedenleri bulunacaktır.

Ey müslüman cemaat! 

Siz doyduğunuz halde komşunuz aç bulunuyorsa, o meclisi kaybetmiş sayılırsınız. Bununla beraber mü’min olduğunuzu iddia edersiniz. Nerede imanın tadı?..

Kapısında dilenci beklediği halde kendisinden ve çoluk – çocuğundan arta kalan yemeği ona yedirmeyen, bilakis onu kapısından kovan kimsenin imanı sahih değildir. Yani imanen kemâle erişmemiştir. Evet, yakında sende zavallı gibi olabilir, onun gibi kapılardan kovulabilirsin.

Yazıklar olsun sana! 

Neden yerinden kalkıp geniş kalplilik göstererek o dilenciye bir şey vermedin? Böyle yapmış olsaydın iki fazileti birden toplamış olurdun: Kalkıp onun ayağına kadar gitmekle tevazuu, alçak gönüllüğü bir şey vermek suretiyle alicenaplık ve sehaveti (el açıklığı) bir araya getirmiş olurdun.

Duymadın mı? Hazret Peygamber (ﷺ) kendi eliyle muhtaçlara verir. devesine yem hazırlar, kendi keçisini sağar, elbiselerini yamardı. O bundan daha çok mütevazi idi. Ona uyduğunu, sünnetini yerine getirdiğini nasıl iddia edebilirsin? Halbuki siz ona söz ve davranışlanınızla muhalefet ediyorsunuz. Darb-ı mesel olarak denilir ki:

«Ya halis yahudi ol yahut Tevrat’ı sevdiğini iddia etme!»  Ben de sana buna yakın bir söz söylüyorum: «İslamı şartları ve prensipleri dosdoğru yap, yoksa ben kamil bir müslümanım deme!»

Evet. sana gereken İslami şartlara dosdoğru riayet ve hürmettir. Halka da iyi tavsiyelerde bulun. Taki yakın gelecekte (kıyamet gününde) Cenâb-ı Hak’ta sana rahmetiyle sahip olsun. İslam’ın hakikatine sarıl ki bu Allah’a karşı tam bir teslimiyet olur. Yeryüzündeki canlılara merhamet etki göktekilerde sana merhamet etsin.





100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın