Harun Reşid


Beşinci Abbasi halifesi Harun Reşid Kimdir?

Beşinci Abbasi halifesi. Halife Muhammed Mehdi bin Ca’fer Mensur’un oğludur. 765 (H. 148)’de Rey’de Yemenli Cüreyşi kabilesine mensup Hayzuran adlı bir kadından dünyaya geldi. Bir cariye olan Hayzuran, küçüklüğünde İmam-ı Evzai’den fıkıh ilmi okumuştur. Harun Reşid, 786 (H. 170) yılında kardeşi Halife Hadi’nin vefatı üzerine halife oldu. 809 (H. 193) yılında Tus’da vefat edip orada defnedildi.

Yetiştirilmesine büyük ihtimam gösterilen Harun Reşid, devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi. Din ve fen bilgilerini tahsil etti. Askerlik ve idarecilik hususunda dersler aldı. Kuvvetli şahsiyeti ile babasının takdirini kazandı. Genç yaşta Bizans üzerine yapılan seferde orduya kumandan tayin edildi. Onun komutasındaki İslam ordusu, 780 (H. 163) yılında Üsküdar’a kadar geldi. Dönüşünde Enbar’dan başlamak üzere batı eyaletlerine vali tayin edildi. 781 (H. 165) yılında Bizans üzerine bir sefer daha yaptı. Kahramanlıklar gösterdi.

Harun Reşid, 786 (H. 170) senesinde halifelik makamına geçti.

Onun halifelik yaptığı dönem, Abbasi Devleti’nin en parlak devri oldu. Halife olunca, kendisini yetiştiren hocası Yahya Bermeki’yi vezir tayin etti. Çok hürmet duyduğu bu hocasına vezirlikle birlikte tam bir salahiyet de verdi. Harun Reşid’in halifeliği sırasında Abbasi Devleti’nin her eyaletinde çeşitli karışıklıklar ve isyanlar çıktı. Bu ayaklanmaların bir kısmını bastırdı. Bir kısmı da kendisinden sonra tamamen ortadan kaldırıldı.

Harun Reşid’in Bizans’la Yürüttüğü Mücadele

Harun Reşid, İslam Devleti’nin en büyük rakibi Bizans Devleti üzerine hemen her yıl seferler yaptı ve buna çok önem verdi. Bizans’la olan sınırlarını yeniden tanzime ve sağlam bir hale koymak hususunda çok gayret gösterdi. 790 (H. 174) senesinde Mısır’dan Kıbrıs üzerine hareket eden Abbasi donanması, Antalya açıklarında Bizans donanmasını mağlup ederek donanma kumandanını esir aldı. 797 (H. 181) senesinde Harun Reşid’in de katıldığı bir seferde, Orta Anadolu’da bulunan “Safsaf” kalesi alındı. Kumandanlarından Abdülmelik bin Salih, Niğde ile Aksaray arasındaki Melendiz dağlık bölgesini (Matmura) fethetti ve Ankara’ya kadar ilerledi, imparatoriçe İrene’nin sulh teklifi üzerine vergi vermeleri şartıyla anlaşma yapıldı.

Daha sonra imparator Nikeseros, anlaşmayı bozup, ödenmekte olan vergiyi kesti. Bunun üzerine Harun Reşid, Nikeferos’a bir mektup yazarak, “… Mektubunu okudum. Cevabına gelince, bunu kulakların işitmeyecek, fakat gözlerin görecek!” demiştir. Bundan sonra da 804 (H. 187) senesinde ikinci bir Bizans seferine çıktı. Kumandanlarını başka kaleler üzerine gönderip, kendisi Heraklea (Ereğli) üzerine yürüdü. İmparator Nikeferos, Harun Reşid’in orduları karşısısnda tutunamayıp sulh istedi. Haraç vermesi ve yıkılan Bizans kalelerini tamir etmemesi şartıyla sulh yapıldı. Fakat Nikeferos bu sulhu kısa bir zaman sonra bozdu. Kalelerini tamir ettiği gibi, 805 (H. 189)’da da Tarsus üzerine bir ordu göndererek Tarsus’u alıp, Aynzerba’yı yakıp yıktı.

Harun Reşid, bunun üzerine, 806 (H. 190) senesinde büyük bir ordu ile Bizans üzerine yürüdü. Bir aylık bir kuşatmadan sonra Heraklea’yı (Ereğli) aldı. Sonra Tuvana’yı fethetti ve bir de cami yapılmasını emretti. Diğer kumandanlar ise Anadolu’da yedi Bizans kalesini fethettiler. Balkanlarda, Bulgarlar tarafından tehdit edilen Bizans kralı Nikeferos, vergiyi vermek ve sınırdaki kalelerini tahkim etmemek şartıyla anlaşma teklif etti. Harun Reşid bu teklifi kabul ederek Bizans Devleti ile sulh yapıldı.

Rodos ve Ermeniye Mücadelesi

Diğer taraftan Abbasi donanması 805 (H. 189)’da Kıbrıs üzerine yaptığı bir akında pek çok esir ve ganimet aldı. Kıbrıs halkı ile bir antlaşma yapıldı ve donanma geri döndü. 807 (H. 192)’de de Rodos adası üzerine bir akın yapan donanma, sadece esir ve ganimetlerle geri döndü. Hazar cephesinde uzun zamandan beri süren sükunet, Harun Reşid zamanında bozuldu. Ermeniye’de bir takım karışıklıklar ortaya çıktı. Bu huzursuzluğu halletmek için 797 (H. 181)’de Sa’id bin Selm, Ermeniye valiliğine tayin edildi. Ermeni reisleri ve el-Bab’ın kışkırtmasıyla Hazar halkı Bu valiye cephe aldılar. 799 (H. 183) senesinde ise Abbasi topraklarına giren Hazarlar, Kür nehrine kadar ilerlediler. Bu nehrin civarındaki köy ve kasabaları harap edip, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere halkı katlettiler. Harun Reşid bu durum karşısında Sa’id bin Selm’i valilikten alıp yerine Yezid bin Mezyed’i tayin etti. Bu valinin kuvvetli bir orduyla Ermeniye üzerine yürümesi, Hazarların geri çekilmesine sebep oldu. Fakat savaş yapılmadı. Bundan sonra münasebetler savaşa baş vurmadan devam etti.

Harun Reşid, devrinde üstün bir otorite ve kuvvet sahibi idi.

Yüksek bir medeniyeti ve kültürü temsil ediyordu. Batıda Fransa kralı Şarlman, düşmanı Bizans’a karşı Harun Reşid ile dost geçiniyor ve hediyeler gönderiyordu. Harun Reşid de bu meşhur Avrupalı krala bir duvar saatini hediye olarak göndermişti. O zaman medeniyet ve kültürde çok geri olan Avrupalılar, bu saatin çalışmasını görünce, içinde şeytan var diye korkmuşlardı.

Bu devirde Abbasi Devleti çok kuvvetlendi.

İçte ve dışta itibarı arttı. Bütün komşu devletler tarafından üstünlüğü tartışılmaz bir şekilde kabul edildi. Devlet muazzam bir istikrara kavuştu. Adalet ve medeniyet yaygınlaştı. Halk refaha ve huzura kavuştu. Çeşitli bölgelerde çıkan isyanlar, derhal bastırılıyordu. Yine bu dönemde devletin sınırları çok genişledi. Bu devrin başlıca hususiyetlerinden biri de ilim ve san’at erbabının himaye ve alaka görmesidir. İlim ve san’at ehli, çalışabilmek için her imkanı rahatça bulabiliyordu. Ticari faaliyetler de çok gelişip, müslüman tüccarlar, Çin ve iskandinavya’ya kadar gidip ticaret yaptılar. Bu devirde devlet hazinesinin geliri görülmemiş bir derecede artmıştır. Bütün bu parlak gelişmelerde Harun Reşid’e yardımcı olan kıymetli devlet adamları, komutanlar ve valiler hizmet vermekteydi. Yine halifenin etrafında toplanan ilim ehli ve devlet adamı bir hayli fazla idi.

Vezirler, cömertlikleri ve hizmetleri ile tanınan Bermeki sülalesinden idi. İmam-ı a’zam hazretlerinin başta gelen iki büyük talebesinden biri olan büyük İslam alimi İmam-ı Ebu Yusuf, bu devrin kadısı (hakimi) idi. Malik bin Enes, Leys bin Sa’d, Yahya bin Ma’in, Müslim bin Halid ez-Zenci, Nuh el-Cami’, Hafız Ebu Avane, İbrahim bin Sa’d ez-Zühri, Ebu İshak el-Fezari, Şafii alimi İbrahim bin Ebi Yahya, İmam-ı a’zam hazretlerinin meşhur talebelerinden İmam-ı Muhammed bin Esed el-Kufi, İsmail bin lyaş, Beşr bin Fazl, Cerir bin Abdülhamid, Ziyad el-Bükai, kıraat alimi Selim el-Mukri, meşhur nahiv alimi Sibeveyh, Daygam ez-Zahid, Abdullah el-Ömeri, Abdullah bin Mübarek, Abdullah bin İdris el-Kufi, Abdülaziz bin Ebi Hazim, Fudayl bin (yad, İbn-i Semmak gibi ilim adamları bu devrin belli başlı alimlerindendi.

Harun Reşid, faziletli bir halife idi.

İlim sahibi ve cömert olup güzel konuşurdu. Halifeliği müddetince, bir sene hacca, bir sene de cihada giderdi. Bir defasında da yaya olarak hacca gitmiştir. Günde yüz rekât namaz kılardı. Çok cömertti. Hiç bir iyiliği karşılıksız bırakmazdı, ilim ve sanatı severdi. Edebiyata meraklı olup, alimlere, ediplere ve fakirlere yardımda bulunurdu. Her gün bin dirhem sadaka verirdi. Alimlere karşı alçak gönüllü idi. Nasihatleri ve vaazları ibretle dinler ve ağlardı.

Harun Reşid, bir gün Ebü’l-Atahiyye’yi yemeğe davet etti ve ona; “Benim dünya nimetleri arasındaki halimi bir anlat” dedi. Bunun üzerine Ebü’l-Atahiyye; “Kavuştuğun nimetlerle, yüksek köşklerin gölgesinde sağ salim yaşa” dedi. Halife; “Güzel söyledin, sonra?” deyince, Ebü’l-Atahiyye; “Ölüm döşeğinde can çekişeceksin! İşte o zaman aldandığını yakinen anlarsın!” dedi. Halife bu sözler karşısında ağlamaya başladı. Fazıl bin Yahya, Ebü’l-Atahiyye’ye; “Halife seni yanına kendisini sevindirmek için davet etti, sen ise onu üzdün” deyince, Harun Reşid; “Bırak söylesin, çünkü o bizi gaflet içinde gördü ve bu gafletimizin daha da artmasını istemedi” dedi.

Zamanın meşhur evliyasından İbn-i Semmak hazretleri, halifenin yanına gitmişti.

Sohbet sırasında halife su istedi. Su getirilince İbn-i Semmak halifeye dedi ki: “Ey mü’minlerin emiri! Şayet şu suyu içemesen, içebilmek için bunu kaça satın alırsın?” Halife dedi ki: “Mülkümün yarısını veririm.” İbn-i Semmak; “İç afiyet olsun” dedi. İçtikten sonra da; “Peki bu içtiğin suyu vücudundan atamasan, çaresiz kalsan, çaresi için ne kadar para verirsin?” Halife de; “Mülkümün tamamını veririm” dedi. İbn-i Semmak hazretleri: “Bir içim su veya bu suyun vücuttan çıkarılması kadar kıymeti olan mülk ile övünülmez” dedi. Harun Reşid bu sözleri işitince, ibret alıp çok ağladı.

Zamanın büyükleri, Harun Reşid’e sohbetleri ile nasihat ettikleri gibi zaman zaman da mektuplar yazarak nasihat ederlerdi. Bunlardan biri de İmam-ı Ebu Yusuf’du (rahmetullahi aleyh). Bir mektubunda Harun Reşid’e şöyle nasihat buyurdu:

“Ey mü’minlerin emiri! Allahü Teâlâ sana öyle bir vazife verdi ki, sevabı sevapların, cezası da cezaların en büyüğüdür. Allahü Teâlâ seni bu ümmetin işlerine memur etti. Bu vazifenin başına geçtikten sonra artık sen, idarelerini emanet aldığın insanlar sebebiyle imtihana çekildin. Onların işlerini üzerine alarak ömrünü tüketmeye başladın. Bina; adalet ve doğruluk temelleri üzerine kurulmazsa (işler adalet ve doğrulukla yürütülmezse), Allahü Teâlâ o binanın temellerini bozup, yapanların ve yardımcı olanların üzerlerine yıkar. Bu bakımdan Allah’ın sana ihsan ettiği vazifeleri ihmal edip, hakların zayi olmasına sebep olma! Çünkü bir işi yapmaya güç kuvvet veren Allahü Teâlâ’dır.

Bugünün işini yarına bırakma, yoksa işleri ve hakları zayi edersin.

İstekler bitmeden ecel gelir çatar. Ecel gelip çatmadan salih amel işle. Çünkü ecel geldikten sonra (ölünce) amel yapılmaz. Çobanlar sahiplerine karşı sürülerinden sorumlu olduğu gibi idarecilerde, idare ettiklerinden Allahü Teâlâ’ya hesap vereceklerdir. Allahü Teâlâ’nın sana ihsan ettiği bu vazifede bir saat bile kalsan hakkı yerine getir. Çünkü ahiret gününde Allah indinde idarecilerin en mesudu, tebaasını mesut eden idarecidir.

Doğruluktan ayrılma, yoksa idare ettiğin kimseler de doğruluktan ayrılır. Nefsin isteğine göre emir vermekten ve kızgınlıkla iş görmekten sakın. Biri ahiretin, diğeri dünyan ile ilgili iki işle karşılaşırsan, ahiret işini tercih et. Çünkü dünya fani, ahiret bakidir. Allah korkusuyla titre, Allah’ın emirlerinde insanlara farklı muamele yapma. Allahü Teâlâ’nın emirlerini yapmakta hiç bir kınayıcının kötülemesinden korkma!

Daima temkinli ol.

Temkinli olmak dil ile değil kalp iledir. Azabından korkarak ve rahmetini umarak Allahü Teâlâ’ya sığın. Sığınmak ve korunmak korku ve ümit iledir. Kim Allah’a sığınırsa, Allah onu korur. Daima doğru yol, iyi bir akıbet, hakka ulaştıracak sağlam bir gidiş üzere ol. Zayi olmayacak bir iş ve herkesin gideceği ahiret için çalış. Çünkü varılacak bu yer, kalplerin hopladığı, bahanelerin son bulduğu yerdir. O gün bütün mahlukat, Allah’ın huzurunda baş eğer ve zillet içinde dururlar. O’nun hükmünü beklerler. Azabından korkarlar. Sanki her şey olmuş bitmiş gibidir.

Kıyamet gününü bilip de amel etmeyenin, o gün çekeceği hasret ve duyacağı pişmanlığın haddi yoktur. O, ayakların kaydığı, renklerin değiştiği, duruşun uzadığı ve hesabın çetin olduğu gündür.

O ne korkunç bir ayak kayması! O ne fayda vermez bir pişmanlıktır! Bu hayat gece ve gündüzün yer değiştirmesinden ibarettir. Durmadan biri diğerinin peşini takip ediyor. Gece ve gündüz (zaman) her yeniyi eskitir, her uzağı yaklaştırır, vad edilen her şeyi getirir. Allah herkesi ona göre cezalandırır. Allah’ın hesabı çabuktur, öyleyse Allah’tan kork, sakın! Çünkü ömür az, iş mühim, dünya ve dünyadakiler fanidir. Ahiret ise devamlı kalma yeridir. Mahşer günü, haddi aşanların yolunu tutarak, Allah’ın huzuruna çıkma! Şunu iyi bil ki, kıyamet gününün hakimi olan Allahü Teâlâ, kullarına mevki ve makamlarına göre değil, niyet ve amellerine göre hükmedecektir. O halde dikkatli ol. Çünkü boşuna yaratılmadığın gibi başı boş da bırakılmayacaksın.

Şüphesiz yaptıklarından hesaba çekileceksin.

Nasıl cevap vereceğini düşün. Bil ki, kıyamet günü insanoğlunun ayakları, Allahü Teâlâ’nın huzurunda hesaba çekildikten sonra kayacaktır.

Ey mü’minlerin emiri! Bu suallerin cevabını hazırla! Çünkü bu gün amel defterine yazılan, dünyada işlediğin, her şeyden yarın ahirette sana okunacak. sorulacaktır. İşlediğin her şeyin şahitler huzurunda açığa çıkarılacağı günü hatırla!

Ey mü’minlerin emiri! Korunması emredilen şeyi koru, bakıp gözetilmesi emredileni de gözet. Bu vazifeleri Allah rızası için yapmanı tavsiye ederim.

Eğer bunları yapamazsan kolay yürünecek yolda zahmet çeker ve etrafı görmez olur, alametler, işaretler ortadan kalkar, gerçekler kaybolur. O geniş yol sana daralır… Nefsine karşı koy… Emrinde olanların zarar ve telefine sebep olma. Yoksa Allah onların haklarını senden alır. Sen de kendi hak ve sevabını kaybedersin… Allah’ın, idaresini sana emanet ettiği kimselerin (tebaanın) işlerini unutmazsan, sende unutulmazsın. Onlardan ve haklarından gafil olmazsan, sende aldatılmazsın. Şu fani dünyada kalbin ve dilin Allah’ı zikretmekten, Resulüne salat ve selam getirmekten nasibini alsın…”

GÖZLER KORKUDAN DİKİLİR KALIR!

Harun Reşid bir gün insanlara şöyle hitab etti: Nimetlerinden dolayı Allahü tealaya hamd ederiz. O’na karşı itaatta muvaffak olmamız için, O’ndan yardım isteriz. Düşmanlarına karşı, O’ndan zafer dileriz. O’na kamil bir imanla iman ederiz, işlerimizi O’na havale eder. O’na güvenip dayanırız. Ben şehadet ederim ki, Allahü tealadan başka ilah yoktur. Şeriki yani ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Allahü tealanın kulu ve Resulüdür. Allahü teala O’nu Cennetle müjdeleyici ve Cehennemle korkutucu olarak gönderdi. Muhammed aleyhisselam peygamberlik vazifesini tebliğ etti. Ümmete nasihat, Allah yolunda muharebe eyledi. Allahü tealanın rızasına uygun iş yapanlar için yaptığı iyi vadleri ve emrine karşı gelenler için yaptığı tehdidleri bildirdi. Vefatlarına kadar bu vazifeyi yerine getirdi.

Resulullah efendimize salat ve selam olsun.

Ey Allah’ın kulları! Size takvayı tavsiye ederim. Çünkü takva günahları örter, iyilikleri kat kat yapar. Takva, Cennet’i kazanmaya ve Cehennem ’den kurtulmaya bir vesiledir. Sizi öyle bir günden sakındırırım ki, o gün gözler korkudan dikilir kalır, bütün sırlar ortaya dökülür. Siz yakında bu geçici dünya hayatından, ebedi ahiret yurduna göçeceksiniz, öyleyse, tövbe etmek suretiyle, Allahü Teâlâ’nın mağfiretine, takva ile merhametine, Allahü tealaya dönmekle O’nun hidayetine koşunuz. Çünkü Allahü Teâlâ’yı anmak; müttekileri O’nun rahmetine, tövbe edenleri O’nun mağfiretine, O’na dönenleri ve yalvaranları da O’nun hidayetine kavuşturur. Nitekim Allahü teala, Kur’an-ı kerimde mealen şöyle buyuruyor: “Rahmetim, dünyada her şeyi kuşatmıştır. (Mü’mine de kafire de şamildir). Fakat ahirette merhametim, yalnız benden korkarak kafir olmaktan ve günah işlemekten kaçınanlara, zekatını verenlere, Kur’an-ı kerime ve Peygamberlerime (aleyhimüsselam) inananlara mahsustur.” (A’raf suresi: 156).

Başka bir ayet-i kerimede ise mealen şöyle buyurdu:

“Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tövbe eden, iman edip, salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için gaffarım (çok bağışlayıcıyım)” (Taha suresi: 82). Siz geçen asırlardaki hadiseleri biliyorsunuz. Şunu da biliyorsunuz ki, babalarınızı, dedelerinizi, dostlarınızı, ölüm, evlerinizden aranızdan kapıverdi. Siz onların ölümüne mani olamadınız. Onlar dünyadan ayrıldılar. Ellerinde hiç bir imkan kalmadı. Şimdi dünya onları, hesapları görülmek üzere amelleri ile baş başa bıraktı. Dünyada günah işlemiş, kötü işler yapmış olanlar, yaptıklarının cezasını görecekler, amel-i salih işleyenler ise mükafatlarını göreceklerdir. Sözlerin en güzeli, nasihatlerin en üstünü, Allahü Teâlâ’nın kitabı Kur’an-ı kerimdir. Allahü Teâlâ, mealen buyuruyor ki: “Kur’an-ı kerim okunduğu zaman hemen O’nu dinleyin ve susun. Olur ki, merhamet olunursunuz.” (A’raf suresi: 204).”

Kaynak :İSLAM TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir Cevap Yazın