Harun Reşide Ölen Oğlunun Son Nasihati 

Harun Reşide Ölen Oğlunun Son Nasihati 

Fakih diyor ki: Babam, rivayetini, Abbdullah b. Ferec Abid’e dayandırıp şöyle dediğini anlattı: Evimde yapılacak bir işim vardı. Bu işimin görülmesi için dışarı çıktım. Güzel yüzlü birini bana bu işim için işaret ettiler. Adamın yanında bir ipi vardı; bir de sepeti vardı. Dedim ki:
Bugün akşama kadar bana çalışır mısın? Çalışırım, deyince : Ne ücret istersin? dedim. Şöyle söyledi: Bir dirhem ve bir Danik. (Danik : Dirhemin altıda biri.) Bu dediğine razı oldum. Kalk gidelim, dedim. Kalkıp geldi. O gün, üç kişinin yapacağı işi yaptı.

Ertesi gün yine gittim; o adamı sordum; şöyle söylediler. Haftada bir defa, şu gün gelir: başka gün gelmez. Anlattıkları gün geldi. Ben de gittim. Gördüm ki yine ipi ve sepeti ile oturuyor. Bana çalışır mısın? dedim. Olur, deyince, sordum : Ne istersin? Bir dirhem ve bir danik, dedi. Razı oldum : Kalk gidelim, dedim Kalktık, eve geldik. O gün bana üç kişinin işini gördü.

Akşam olunca, onun için iki dirhem ve iki danik tarttım. Bununla onun halini anlamak istedim. Verdiğim için: Bu nedir? dedi. İki dirhem, iki daniktir, deyince şöyle dedi: Ben bir dirhem, bir danik dememiş miydim? Alacağım ücreti berbat ettin. Senden bir şey almayacağım. Sonra, bir dirhem ve bir danik verdim. Onu da almadı. Israr ettim; şöyle dedi. Sübhanallah, almayacağım diyorum; ısrar ediyorsun. Yine almak istemedi; geçip gitti.

Kadınımın yanına geldim; bana şöyle dedi: Allah iyiliğini versin; o adamdan ne istedin? Sana üç kişinin işini yaptı, ücretini berbat ettin.
Bir gün, onu sormaya gittim : Hastalandı, dediler. Evini arayıp buldum. İzin isteyip yanına girdim. Harabe bir odada yatıyordu. Evinde o ipinden ve sepetinden başka bir şeyi yoktu. Selâm verdim; selâmımı aldı. Şöyle dedim: Benim sana ihtiyacım var. Müminleri sevindirmenin faziletini bilirsin. Evime gelmeni istiyorum. Orada hastalığına bakarım. Bunu istiyor musun? deyince : Evet, istiyorum, dedim.
Üç şartla gelirim, dedi. Buna karşılık olur dedim. Şöyle anlattı:

1) Sana söylemeden bana yemek getirmeyesin,
– Kabul, dedim.
2) Ölürsem, bu elbisemle ve bu cübbemle gömesin.
Kabul, dedim.
3) Bu öbürlerinden daha zordur. Onu sonra söyleyeceğim.

Öğle vakti idi; onu alıp eve götürdüm. Ertesi sabah oldu. 
Ey Abdullah, diye bana seslendi. Gittim. Nasılsın? diye sordum; şöyle anlattı: Şimdi üçüncü şartımı söyleyeceğim, dedi ve şöyle anlattı:
Ben ölüyorum; ölüm zamanım geldi. Cübbemin cebinde bir kese var; onu aç. Açınca gördüm ki, içinde yeşil bir yüzük vardı.
Devam etti: Öldükten sonra beni defnedince bu yüzüğü al, Emirülmüminin Harun Reşid’e götür. Ona ver ve şöyle söyle:
Yazık olur sana, bu sarhoşlukla ölme; bu sarhoşluğunla ölürsen pişman olursun.

O adam öldü; defnini yaptım. Sonra Harun Reşid’in halka çıkış gününü sordum. Hikâyeyi yazdım, sonra çok zor bir şekilde ona verdim. Saraya girdikten sonra okumuş ve şu emri vermiş : Bu hikâyeyi yazanı bana getirin. Yanına vardım. Ne istediğimi sordu. Bunun üzerine yüzüğü çıkarıp verdim. Yüzüğü görünce : Bu sana nereden geldi? – Onu bana, çamur yapan bir işçi verdi, dedim. Baktım ki: Gözlerinden yaş akıyor. Oradan da sakalına, sakalından da elbisesine düşüyordu. Şöyle dedi: Çamur yapan bir işçi, çamur yapan bir işçi. Beni, onun yanına götür. Dedim ki: Ey Emirülmüminin, onun bana bir vasiyeti daha var; şöyle dememi istedi :- Bu yüzük sahibinin sana selâmı var. Bu sarhoşlukla ölmeyesin, şayet bu sarhoşlukla ölürsen pişman olursun.

Bu sözümü duyunca ayağa kalktı; kendini yatağa attı. Başını, sakalını sallamaya başladı Bir yandan da şöyle diyordu: Yavrucuğum, hayatında da, ölümünde de bana nasihat ediyorsun. Kendi kendime şöyle dedim :O, bunun oğluymuş bilemedim. Çok çok ağladı; sonra su getirdiler; yüzünü yıkadı ve şöyle sordu: Onu nasıl tanıdın?

Olduğu gibi anlattım. Yine ağladı; sonra şöyle anlattı: Bu çocuk benim ilk çocuğumdur. Babam, beni Zübeyde ile evlendireceğini söyledi. Ben de, bir başka kadına baktım; kalbim ona takıldı. Babamdan gizli evlendim. Bu çocuk doğdu. Onları Basra’ya yolladım. Bir çok eşya ile bu yüzüğü de yolladım. Anasına şöyle dedim: Kendini gizle. Hilâfete geçtiğimi duyunca bana gel. Hilafete geçince onları sordum : Öldü, dediler. Oğlumun hayatta olduğunu bilemedim. Bundan sonra bana sordu: Onu nereye gömdün?

Abdullah b. Mübârek’in kabristanına, dedim. Şöyle dedi: Bana lâzımsın. Akşamdan sonra beni bekle. Kıyafet değiştirip geleceğim. Beni onun kabrine götür. Ziyaret etmek istiyorum. Durup bekledim. Yanında hizmetçileri çıkıp geldi. Elimden tuttu; onu oğlunun kabrine götürdüm. O gecesini orada sabaha kadar ağlamakla geçirdi. Şöyle diyordu: Yavrucuğum, ölümünde de, hayatında da bana nasihat ettin. Onun ağlamasından ben de etkilenip ağladım. Tanyeri ağarırken döndü. Sarayın kapısına yaklaşırken şöyle dedi:
Senin için on bin dirhem maaş verilmesini emrediyorum. Ayrıca, bunun devamını da istiyorum.

Ben ölürsem, benden sonrakilerin de aynı maaşı sana vermelerini vasiyet edeceğim. Oğlumun defnini yaptığın için, bende hakkın var.
Kapıdan içeri gireceği zaman şöyle dedi: Burada bekle: sana verilmesini istediğimi güneş doğduğu zaman alırsın. İnşaallah, dedim. Oradan ayrıldım. Bir daha oraya gitmedim.

Kaynak: TENBİHÜ’L-GAFİLİN – GAFİLLERİ UYARAN KITAR

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir