Havatır

Bismillahirrahmanirrahim

Gönle Gelen Havatır(Hatıralar):

Havatır: Hatıranın çoğuludur. Hatıra, kalbe doğan hitâb’dır. Bu hitab, melek tarafından olabileceği gibi, şeytan tarafından da olur. Nefsin kendi kendine söylediği sözler, yahut Hakk’ın ilhamı da olabilir. Eğer hitab, melek tarafından kalbe düşürülen bir düşünce ise ilham, şeytan tarafından düşürülen bir düşünce ise “vesvas”, nefsin kendi kendine konuşması ise “hevacis” denilir.

Doğrudan Hakk’ın attığı bir düşünce ise Kalbe gelen bu düşüncelerin (havatırın) ilham mı, vesvese mi, hevacis mi, yoksa hatır mı olduğu, bunların ilme uyup uymamasıyla anlaşılır.Melekten gelen düşünce ilme (şeraite) uygun olur. Bundan dolayı “Zâhir ilmin (şeriat ilimlerinin) kabul etmediği her hatır (düşünce) batıldır” denilmiştir.

Şeytandan gelen hatıraların çoğu, insanı günahlara yöneltir. Nefisten gelen düşüncelerin çoğu da şehvete uymaya, kibre, yahut nefsin özel vasıflarına uymaya ilişkindir.

Mutasavvıflara göre: “Haram yemekte olan kimse, ilham ile vesveseyi birbirinden ayırt edemez”. Yine onlara göre: “Nefis, hiç doğru söylemez, kalb de hiç yalan söylemez'”.

Yüce Allah: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size fuhşu (edepsizliği) emreder” Bakara 268 buyurmuştur. Peygamber (as)’da: “Seytanın dürtüsü hakkı yalanlama, şer ile korkutmadır”Tirmizi. Yani şeytan insanın içine hakkı yalanlamayı, Peygamber’in getirdiği sözleri kabul etmemeyi aşılar; bunları kabul edip inandığı, bunlar uyarınca hareket ettiği takdirde başına belalar, kötü şeyler geleceğini söyleyerek korkutur.

Cüneyd, nefis hevacisi ile şeytan vesveselerini şöyle ayırıyor: “Nefis bir şeyi isteyince ısrar eder, arzusunu elde edinceye kadar isteğini tekrarlar. Bu düşünce ancak doğru mücâhede ile gidebilir. Fakat şeytan bir şeyi istedi de kul ona uymadıysa, şeytan o istekte ısrar etmez, kalbine başka bir aykırı düşünce atar. Çünkü onun için bütün aykırılıklar birdir. Önemli olan, kulu bir günaha, hataya düşürmesidir. Günahın çeşidi önemli değildir. Attığı bir düşünceye kul uymazsa, şeytan başka düşünceleri dener.”


Bazılarına göre Hak’tan gelen düşünce ile, meleğin ilhamı arasında şu fark vardır:

Kul, melekten gelen düşünceye uyabilir de, uymayabilir de. Fakat Hak’tan atılan bir düşünceye uymamazlık edemez. İlk hatırın mi, ikinci hatırın mı (yani melek ilhamının mı, yoksa doğrudan Hak ilhamının mı) daha güçlü olduğunda görüş ayrılığı vardır.

Cüneyd’e göre ilk hatır, melekten atıldığı için daha güçlüdür. Çünkü bu hatır (düşünce) kalırsa sahibini, ilim uyarınca teemmüle (etraflı düşünmeye) sevk eder.

Böylece birinci düşünce, ikincisini zayıflatır.

İbn Ata’ya göre ikinci düşünce daha güçlüdür. Zira o, Hak’tan gelen hatırdır, birinci düşünce ile de güç kazanır.

Ebu Abdillah Muhammed ibn Hafif’e göre ilk de, ikinci düşünce de Hak’tandır. Birinin ötekinden farkı yoktur. Zaten ikincisi gelince birincisi kalamaz. er-Risale: 43-44

Kaşani şöyle diyor: “Şeriat ölçüsüne göre Hakk’a yakınlık bulunan düşünce, birinci türden; şeraite aykırılık bulunan düşünce ötekilerdendir. Mubah şeylere ilişkin düşüncelerde şüphe vardır: Nefse aykırı gitmeye ilişkin ise birinci türden; nefse uymaya ilişkin ise sonuncu türden düşüncelerdendir, Kalbi saf, temiz, Hak’la nazır (Hakk’ın huzurunda olup Ondan gafil olmayan) doğru salik, Allah’ın yardımı ile bu düşünceleri kolaylıkla birbirinden ayırt edebilir” ıslahatı sufiyye

Hevâcis: Hacise’nin çoğulu olan bu terimi, Kaşani, çoğul olarak zikretmiş “Nefsin düşünceleridir” demiştir. İbn Arabi ise bunu tekil olarak “hacise
şeklinde zikretmiş ve: “Kalbe gelen ilk düşüncedir, hiç yanıltmaz” demiştir.

Sehl ibn Abdillah et-Tüsteri de bunu: Birinci sebep, düşüncenin nakrı (ince bir parçası veya gagalaması, gelmeye başlaması)dır. Bu düşünce nefse yerle şince “irade” denilir. Üçüncü kez gelirse “hemm” dördüncü kez gelirse “azm” eyleme yönelirse “kasd” eylem ile birlikte olursa “niyyet” adını alır. Islahatı suffiyye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir