Havf Namazı

Bismillahirrahmanirrahim

Havf (Korku)  namazı:

Hz. Peygamber (sav)  bizzat Sahabe-i Kirama “Havf Namazı” kıldırmıştır. Hendek savaşında, Zatü’r Rika savaşı, Batn-ı Nahl denilen yerde, Usfan denilen yerde, Zu-karad yerde bizzat kendisi kıldırmıştır. Resûlullah (sav) vefatından sonra da Sahabe-i Kiram “Havf” namazı kılmışlardır. Hz. Ali, Ebu Musa el Eş’ari ve Huzayfe bu namazı kıldırmıştır. Fakihlerin cumhuruna göre korku (Havf) namazı meşru olup kitap ve sünnetle sabittir.  Havf (Korku) Namazı seferde ve hazarda caizdir.

Kur’an’dan Havf Namazı  İçin Delil :

“Ve o vakit sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silahlarını da yanlarına alsınlar, bunlar secdeye vardıklarında diğer kısım arkanızda beklesinler, sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar ve silahlarını yanlarına alsınlar, kafirler arzu ederler ki silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil bulunsanız da size birdenbire bir baskın bassalar, eğer yağan yağmurdan bir eziyet varsa veya hasta iseniz silahları bırakmanızda beis yoktur, bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın çünkü Allah kafirler için mühiyn bir azap hazırlamıştır” Nisa: 102

Havf (Korku) Namazı Nasıl Kılınır:

İmam veya Harp emiri; cemaati iki kısma ayırarak; bir kısmını baskın yapmasından endişe edilen düşmana karşı sipere gönderir, diğer kısım ile (Eğer misafir iseler, sabah namazını eda ediyorsalar, Cuma ve Bayram Namazlarında da durum aynıdır) bir rekat edâ eder. 

Eğer imam mukim olursa veya iki rekatlı namazın başkasını (öğle, ikindi, akşam ve yatsı) eda edenler (Duruma göre; bir veya ikinci rekatı edadan sonra) derhal sipere giderler, diğer kısım (siperde bekleyenler) imama iktidâ için gelir. Namazın geri kalan kısmını imam bunlarla birlikte tamamlar ve selam verir. İmama iktida edenler; selam vermeksizin sipere giderler. Birinci kısım gelir ve namazlarını (kıraatsız olarak) tamamlarlar ve selâm verirler. Ondan sonra diğer kısım siperden gelir ve namazlarını kıraat ile kılıp tamamlarlar. Çünkü onlar mesbukturlar.

Bu baskın endişesi anında kılınan namazdır. Eğer onların korkuları çok daha şiddetli olursa; kadir oldukları yöne ima ile kılarlar ve hatta vasıta üzerinde kılabilirler. İmam-ı Merginâni: “Rüku ve secdeyi kıbleye teveccüh ederek eda etme imkanları da bulunmazsa, diledikleri yöne doğru ima ederek namazlarını kılarlar. Zira Allah Teâla (cc)’nın kavli vardır: “Fakat korkarsanız, o halde (namazı) yürüyerek, yahut süvari olarak (kıbleye veya herhangi bir cihete karşı) kılın” Kıbleye yönelmek (İstikbal-i kıble) zaruretten dolayı sakıt olur” hükmünü zikretmektedir.

Korku kafirlerden olsun, vahşi hayvanlardan olsun müsavidir. Korku namazı kısaltmayı gerektirmez. Ancak namaz esnasında yürümeyi mubah kılar. Muzmarat’ta da böyledir. Namaz eda edilirken savaş yapılmaz. Namaz içinde savaşa girişen kimsenin namazı batıl olur. Keza korku namazı kılan kimse, düşman karşısına (sipere) dönerken hayvanına binmiş olsa namazı ifsad olur. Cevheretü’n Neyyire’de de böyledir.

Namaz içinde iken düşmanla savaşmanın mümkün olmadığının delili Resûl-i Ekrem (sav)’in “Hendek Savaşı” gününde, savaş sebebiyle dört vakti eda edemeyişidir. Eğer savaşla birlikte namazın edası caiz olsaydı; muhakkak ki namazı terk etmezdi, o halde iken de eda ederdi.

Örnek Olarak Askerin Havf Namazı Kılması Malezya Ordusu:

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir