Hendek gazvesi

Hendek gazvesi

Hendek gazvesi Hicretin 5. yılının Şevval ve zilkade aylarında (Mart 627 yılında) yapılmıştır. Bu gazve bu yılın Şevval (24 Ocak-22 Şubat 627) ayında olmuştur diyen tarihçilerde vardır. Tarihte Hendek, Ahzab veya Hisar gibi adlarla da adlandırılan bu gazve Hz Muhammed (sav)’in yaptığı en önemli muharebelerden biridir. Uhud harbinden tam 2 yıl sonra yapılmıştır.

Hendek Gazvesinin Sebebi : 

Aralarında Abdullah b. Sellam b. Ebi’l Hukayk, Huyeyy b. Ahtab, Kinane b. er-Rabi’ b. Ebi’l-Hukayk ve başkalarının da bulunduğu Nadir oğullarına mensup bir grup yahudi Rasulullah (s.a.v.)’ın aleyhine çeşitli Arap tokluluklarını bölerek, Mekke’de de Kureyş’e başvurup Rasulullah (s.a.v.) ile savaşmaya onları çağırdılar ve öyle dediler: «O’nun kökünü kazıyıncaya kadar biz sizinle beraber olacağız. Mekke’liler onların bu çağrılarını kabul ettikten sonra, aynı kişiler Gatafan Kabilesi’nin yanına giderek onları da Rasulullah (s.a.v.)’a karşı savaşa çağırdılar ve bu konuda Kureyş’in kendileriyle birlikte olduğunu onlara bildirdiler. Gatafanlılar da bu çağrıyı kabul ettiler. 

Kureyş, komutanları Ebu Süfyan b. Harb ile Gatafan ve komutanları Fezâreoğulları’ndan Uyeyne b. Hisn ile yola koyuldular. Ayrıca, Mürre’lilerin başında el-Hâris b. Avf b. Ebi Harise el-Murri, Eşca’lıların başında ise Mis’ar b. Ruhayle el-Escal vardı.

Hendek Kazılması Fikrini Veren Sahabe:

Rasulullah (s.a.v.) onların bu durumlarından haberdar olunca, Hendeğin kazılması emrini verdi. Bu görüşü Selman el-Farisi ortaya koymuştur. Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte Selman’ın ilk katıldığı savaş bu savaştır. Çünkü o zaman Selman, hürriyetine yeni kavuşmuştu. Rasulullah (s.a.v.) bizzat kendisi ecir kazanmak ve müslümanları da bu konuda teşvik etmek üzere Hendek kazılması işinde çalıştı. 

Uhud harbinden alınan dersle, harbi şehir içinde kabule karar verildi. Kadın ve çocuklar emin bir yerde toplanarak şehrin tahkim edilmesi cihetine gidildi. 3000 kişi geceli Gündüzlü 9 metre eninde ve 14 buçuk metre derinliğinde Hendek kazmaya başladılar. Bu çalışma düşman ordusunun gelişine kadar bir hafta devam etti. Düşman askeri Medine önlerine geldiğinde Hendek’in az bir kısmı derinleştirmeden kaldı.

Hendek kazılacak arazi bölümleri ayrıldı.

Sonra her sahabi kendi payına düşen kısmını kazdı toprağına taşına Hz Ebubekir ve Hz Ömer kazdıkları toprağa taşımak için ellerinde sepetleri olmadığından toprakları elbiselerine doldurup taşıdılar. Sahabeyi teşvik için bazen şiirler okundu şarkılar söylemek suretiyle çalışmanın semereli olmasına çalışıldı. Hatta daha fazla kim kazacak diye müsabakalar bile tertip edildi. 

Ayrıca Resulullah sav ashabını cesaretlendirmek için müjdeler vererek zafer nişanelerini bildiriyordu. Düşmanın nerede ve nasıl mağlup edileceğini göstererek, pek yakında Yemen, Şam ve Irak taraftarının Müslümanlara nasip olacağının müjdesini veriyordu. Bu arada pek çok kevni mucizeler gösterip ashabı şevke getirdi.

Medine’deki Müslümanlar arasında bulunan münafıklar da hendek kazılması için işinde ve muharebe esnasında havanın soğuk ve yağmurlu oluşu yiyecek maddelerinin azlığı yorgunluk ve uykusuzluk larını ileri sürmek Müslümanlara müşkülat çıkarmaya başlayıp Beni kurayza’nın aralarındaki anlaşmayı bozduklarını haber alan birçok münafık bunu bahane ederek çocuklarını korumak için harpten kaçarak evlerine döndüler. 

-*-

Hz. Muhammed (sav), geri kalan İslâm askeri ile sabahlara kadar hendek hattını muhafaza etti. Böylece, müşriklerin muhasarası yirmi gün kadar sürdü. Bu süre içinde taraflar, birbirlerine ok ve taş atmaktan başka bir şey yapamadılar. Harp yirmi gün sürmesine rağmen, düşman hiçbir tarafta en küçük bir başarı elde etmek imkânını bulamadı. 

Hendek, şimdiye kadar görmedikleri ve atlarının alışmadığı bir şey olduğundan, afallamış durumda idiler. Bu arada erzakları da tükenmek üzere idi. Esasen bu sene her tarafta kıtlık olmuştu. Yanlarında pek az yiyecek ile Medine’ye gelmişlerdi. Savaşın hemen yapılıp biteceğini ve yurtlarına döneceğini zannediyorlardı. Fakat, düşündükleri gibi olmadı. Karşılarına hendek çıkınca; harbi de bir neticeye bağlamak için ısrar edince, yiyecekleri tabii olarak tükendi. Bu durum karşısında Hayber’e yirmi deve göndererek hurma ve erzak istediler. Diğer taraftan, havalar da kış gidiyordu. Yakıcı bir soğuk etrafı kasıp kavuruyordu. Mevsim yağmurları başlamak üzere idi. Kureyş ve Gatafan kabileleri çadırlarda soğuktan zor barınıyorlardı. Üstelik onlar böyle uzun sefere alışık değillerdi. Hendeği de hesaba katmamışlardı.

-*-

Müşrik ordusu, yirmi günden beri müslümanlara hiçbir şey yapamayınca, Necid’den gelen kabileler, sızlanmaya ve Mekkeliler de söylenmeye başladılar. Bu arada birkaç müşrik, hendeſi tek başlarına geçmeye çalıştılar. Bunların bir kısmı hendeğe düşüp öldürüldü. Bir kısmı da karşıya geçmeye muvaffak oldular. Karşıya geçenler içinde Amr bin Abd’u-Ved ile Nevfel Mahzuni gibi bin kişiye bedel müşrikler vardı. Bunların karşısına çıkan Hz. Ali bin Ebu Talib ve Zübeyr bin Avvam (ra) gibi İslâm mücahidleri, onları katletmekte müşkilat çekmediler. Bu hal de müşriklerin moralini iyice bozdu.

Her taraftan şikâyet sesleri daha da yükselmeye ve alenen yapılmaya başladı. Buna rağmen muhasara şiddetinden hiçbir şey kaybetmedi.

Medine’deki müslümanlar da müşkül durumda idiler. Kıtlık onlarada hüküm sürüyordu. Hendek kazıp toprakları taşırken, bazen üç gün aç kalanlar ve bir hurmayı iki kişi bölüşenler vardı. Hava da çok soğuktu. Pek çoklarında üst baş yoktu. Açlık ve soğuk karşısında sıkıntı çektikleri gibi, düşmanın şiddetli hücumları karşısında da iman kuvvetleri ile karşı koyuyorlardı. Lakin savaş uzamaya başlayınca, onların da maneviyatları yavaş yavaş sarsılmaya başladı. Bu durumu gören Hz. Muhammed (sav), Gatafan kabilesini savaş harici edebilmek için Medine hurmasının yıllık gelirinin üçte birini onlara teklif etmeyi düşündü. Bu hususta Gatafan kabilesinin reisi Uyeyne bin Hisn ile görüşmelere de başladı. Ancak, ensarın büyüklerinden iki Sa’d’ın reylerini de almak istedi.

Ensar’ın iki reisi de: “Eğer, bu işde vahy varsa bir diyeceğimiz yok. Eğer vahiy yoksa, onlar müşriklik devrinde bile bizden ikram ettiklerimizden başka bir hurma yiyemezlerdi. Nerede kaldı ki biz, Allah’ın lütuf ve inayetine nail olduktan sonra” dediler. Hz. Muhammed (sav), onların bu azimkâr cevaplarından çok memnun oldu ve müzakereden vazgeçti. Uyeyne’nin: “Bu anlaşma sizin için çok hayırlı olur” diye yaptığı ısrarlar fayda vermedi.

-*-

Muhasaranın son günlerine doğru müslümanların durumları gittikçe kötüleşmeye başladı. Kureyşliler ve Hayber reisleri, çeşitli vaadlerle elde ettikleri müttefikleri arasına Beni Kurayzalıları da almaya muvaffak oldular. Tehlike her taraftan kendini göstermeye başladı. Düşman, her gün kara bulut gibi her taraftan sıkıştırıyordu.

Müşrik ordusunun İslam ordusunu pek fazla sıkıştırdığı bir günün akşamında, müslümanlar istirahate çekilip Islàm cemaati rahat bir nefes alıp, “Yarın düşman böyle her tarftan şiddetle hücum ederse halimiz nice olur?” diye düşündükleri bir sırada, Allah-ü Teâlâ imdatlarına yetişti. 

Şöyle ki: Gatafanlı Nuaym bin Mes’ud adında biri, kalben müslüman olduğu halde müşrikler safında idi. Kendisi Gatafan kabilesinin eşrafındandı. Geceleyin hendek kenarına gizlice gelip islam karakollarının izniyle müslümanların tarafına geçti ve doğru Resûlüllah’ın huzuruna çıkıp kelime-i şehadet getirerek islam olduğunu açığa vurdu. Sonra Resulullah’a hitaben: “Ya Muhammed! Ben müslümanım ama, aralarında bulunduğum müşrikler benim müslüman olduğumu bilmezler. Bu halden istifade ederek bir harb hilesi yapabilirim. Eğer İslâm dininde buna müsaade var ise” dedi. Hz. Peygamber de: “El-harbü hud’atün=Harp bir hiledir” buyurdu. Bu cevap üzerine Nuaym bin Mes’ud hemen harekete geçerek gece yarısına doğru Beni Kurayzalıların yanına gitti.

Onlara:

“Ey Kurayzalılar, sizi ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Ben sizin durumunuzu tehlikede görüyorum. Müttefikler, Muhammed ile O’nun ümmetinin işini bitirmek için buraya geldiler. Günlerce devam eden uğraşmalardan bir netice elde edemediler. Bütün askerleri, artık usanmaya başladı. Bunlar, yarın memleketlerine dönerlerse sizin haliniz ne olacak? Onun için şimdiden tedbir almalısınız. Kureyş’in ve Gatafan’ın sonuna kadar sebat etmeleri için onların ileri gelenlerinden hiç olmazsa yetmiş kişiyi rehin olarak almalısınız. Aksi takdirde ahdi bozmanın cezasını ağır ödersiniz” dedi. Bu fikir, Beni Kurayzalıları bir an düşündürdü. Ve Nuaym’ı tasdik etmek mecburiyetinde kaldılar.

Nuayn bin Mes’ud,

Beni Kurayzalıların içine şüphe tohumunu atınca, oradan kalkıp doğru Kureyş ve Gatafan reislerine gitti. Onlara da: “Haberiniz var mı? Kurayza yahudileri bugüne kadar sizin gevşek hareketinizden endişelenerek müslümanlarla olan ahidlerini bozduklarına pişman olmuşlar. Onlarla ahidlerini yenilemek için ve dolayısıyla kendilerini affettirmek için çare aramaktadırlar. Hile ile sizlerden bazı kimseleri elde edip Muhammedilere teslim edecekler. İşi sıkı tutmalısınız” dedi. Bu sözler üzerine Ebu Süfyan şüphelenerek, Beni Kurayza’nın fikrini öğrenmek üzere hemen İkrime bin Ebu Cehil ile birçok Kureyşli ve Gatafan ileri gelenlerini Beni Kurayza’ya gönderdi. Gelenler Beni Kurayzalılara: “Biz buraya, reislerinizin teşviki ile geldik. Siz ise ağır davranıyorsunuz. Burası bizim için uzun müddet kalınacak bir yer değildir. Açlık ve soğuktan askerlerimiz ve hayvanlarımız sıkıntı çekmektedir. Yarın beraberce hücum edelim. Bu iş bitsin dediler.

Beni Kurazyalılar, bu sözlere cevaben: “Yarın cumartesidir. Biz bir işe başlayamayız. Bizden bir cemaat cumartesi günü balık avladıklarından, maymun ve domuz oldular. Ancak, yanımızda alıkoyup sizden emin olabilmemiz için eşrafınızdan yetmiş kişi rehin olarak yanımıza vermeniz şartıyla yarından sonra harbederiz” dediler. Kureyş ve Gatafanlılar kendi aralarında: “Nuaym bin Mes’ud’un dedikleri doğru imiş” dediler. Sonra yahudilere: “Biz size rehin olarak hiç kimseyi veremeyiz. Sizden de yardım istemiyoruz. Canınız isterse bizimle birlikte harbedersiniz, istemezse İslâmların eline düşer, belânızı bulursunuz” dediler. 

Bunun üzerine Beni Kurayzalılar da: “Nuaym’ın dediği doğru imiş” dediler. Ve ahitlerini bozduklarına pişman oldular. Bu suretle Nuaym bin Mes’ud, bir hile ile müttefiklerini birbirine düşürmüş oldu.

Hendek Harbin sona erişi

Harbin bitiminden üç gün önce, müttefikler arasına nifak düştükten sonra yahudiler, kalelerine çekildiler. Diğerleri, her şeyi göze alarak bir tecrübe daha yapmak istediler. Ertesi gün, günün erken saatlerinden itibaren genel bir hücuma kalktılar. Uzun bir siper muharebesi ve ok teatisi yapıldı. Bütün sinirler gerildi. İki taraf da birbirlerine inatla karşı koymaya başladılar. Müslümanlar kazandıkları her başarından sonra tekbir getirerek maneviyatlarını kuvvetlendiriyorlardı. Bu hal, üç gün müddetle devam etti. Üçüncü gün harbin şiddetinden bütün müslümanlar ve Peygamber Efendimiz, vakit namazlarını kılmaya dahi fırsat bulamadılar. Ancak, ikindiden sonra durum değişti. Şiddetli soğuk ve fırtına esmeye, kara bulutlar her tarafı kaplamaya başladı. Adeta, akşam olmuş gibi hava kararmıştı.

Düşman karargâhı, esen rüzgârın getirdiği çöp ve kum yığını ile alt üst oldu. Yemek kazanları devrildi; çadırlar havaya uçuştu. Gök gürültüsü, bu korkunç hale daha dehşet veriyordu. Her taraf karanlık ve göz gözü görmez bir hale geldi. Bardaktan boşanırcasına bir de yağmur başladı. İçlerine öyle bir korku sindi ki, her taraftan üzerlerine hücum edildiğini zannettiler. Bunun üzerine müşrik ordusu, Muhammed’in Allah’ı yardıma geldi korkusuyla kaçışmaya ve müslümanların gür sesle söyledikleri tekbir seslerini işitip daha da korkmaya başladılar. Bu arada iyice şaşıran müşrikler birbirlerine düştüler. Hemen ric’at hazırlıkları yapmaya başladılar. 

Ebu Süfyan, bu durumdan dolayı ye’se düşüp:

“Ey cemaat, burası durulacak yer değil. Beni Kurayza ile aramızda ihtilaf çıktı. Hiçbir iş beceremedik. İşte ben gidiyorum, sizler de göç ediniz” diyerek devesine binip hareket etti. Düşman karargâhı bozuldu. Kureyş ve Gatafan ard arda çekilip gittiler. Müslümanlar o gece bir ezan ile dört vakit namaz birden kıldılar. Askerlerden zayıf olanlara evlerine gitmek için izin verildi. Huzeyfe bin Yeman, gizlice düşman içine gönderilerek, düşman ordusunun durumunu incelemek için vazifelendirildi. Huzeyfe, vaziyetin İslâmlar lehine olduğunu tespit edince geri döndü. Bu durum üzerine üç yüz kişi hendeğin muhafazası için yerlerinde bırakılıp diğerleri uykuya çekildiler.

Sabahleyin gün ağarınca, müşrik ordusunun tamamen çekilip gittiği ve yiyecek vesaire gibi birçok malzemeyi de geride bıraktığı görüldü. Müslümanlar hemen bunları toplayıp karargâhlarına getirdiler. O gün, müşriklere yiyecek yardımı olarak Hayber’den gönderilen yirmi deve yükü hurma ve erzak da geldi. O da müslümanların eline geçti. Böylece bütün müslümanlar, bol erzaka kavuşup birbirlerine ziyafet çektiler. Kendilerine bir zindelik geldi. Herkes neşeli ve sevinçli idiler. Buna rağmen münafıklar, müşrik ordusunun gittiğine hâlâ inanamıyorlardı.

Hendek muharebesinde müşriklerden dört, müslümanlardan biri sonra olmak üzere beş kayıp verilmişti. Bu şehidlerin üçü Hazrec, ikisi de Evs kabilesinden idiler.

Düşmanın gittiği gün, Hz. Muhammed (sav) ashabına: “Bundan sonra düşman üzerimize gelemeyecektir. Onların üzerine gitmek nöbeti şimdi bizimdir” diye müjdeler verdi. Vakit öğle olmuştu. Ordu, büyük bir neşe ve sevinç içinde Medine’ye geldi.

Hemen öğle namazı kılındı. Namazdan sonra Bilal-i Habeşi’nin gür sesi Medine ufuklarını çınlatıyor ve Resûlüllah’ın emrini ilan ediyordu: “Müslümanlar, ikindi namazlarını Kurayza topraklarında kılsınlar.”

Kaynak : İslam Tarihi, H. Ülkü

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir