Himmet

Himmet Ne Demektir

Himmet: Hemm kökünden fi’le vezni olan himmet, iradenin başlangıcı olmakla beraber sonuna ad olmuştur. İradenin başı hemm, sonu himmettir. 

Sufiler Himmet konusuna özel önem vermişler ve kulluğun gereklerini yerine getirerek dini hayatta olgunlaşmayı himmetin gücüne bağlamışlardır. Onlara göre irade gücü insanın Allah’a kulluk etmesini sağlayan yönelim iken; himmet gücü Allah’ın kuluna müşahedeyi lütfettiği, yani daha üstün ve derin bir kulluk bilincini kazandırdığı sağlam niyeti ifade eder. Bu nedenle sûfiler insanın bütün himmetini

Allah’a kulluk yönünde toplaması (cem’-i himmet) gerektiğini vurgulayarak himmetin azalmasına sebep olacak dünyevi isteklerden kaçınılmasını zorunlu görmüşlerdir. 

Nitekim Cüneyd-i Bağdadi (ö. 297/909), “Himmet ile bir an Allah’a yönelmek kul için her şeyden hayırlıdır” demiştir. 

İlk dönemin önemli sûfilerinden Hakîm et-Tirmizi’ye (ö. 320/932) göre himmet, kalbin bir eylemidir ve Hakk’ın rızasına uygun bir niyet ve himmete sahip olmak  için kalbi çirkin duygu ve düşüncelerden arındırmak gerekmektedir. 

Ebû Talib el-Mekki (ö. 386/996) ise kul bir günaha niyetlendiği zaman onu gerçekleştirmedikçe günah yazılmayacağına; ancak iyi bir eyleme yönelik himmeti bulunmasının dahi sevaba vesile olacağına dikkati çekmektedir.

Abdullah-ı Ensârî Herevî (ö. 481/1089)’ye göre: “Himmet, kişiyi, istediğini elde etmeye süren düşüncedir. Kişinin bütün akıl ve iradesini kaplayan bu düşünce, matlub (talebedilen) den başka düşünceleri siler. Tıpkı mâlikin, memlûke (efendinin, köleye) sahibligi gibi bu istek de, sahibinin hareketlerine öyle sâhibolur”.

Bu sözün anlamı şudur: Kişinin himmeti, sadık ve hâlis bir istekle Allah’a yönelirse, artık Hak’tan başka bir şey düşünmez olan o insan, aradığına kavuşmak için kararsız olur. Bu tür himmet sahibi, araya başka engeller girmezse çabucak arzusuna kavuşur.”

Muhyiddin İbnü’l-Arabi (ö. 638/1240) ise himmetin çeşitli türlerine dikkat çekerek kulun kalbindeki kuruntu ve vesveselerden arınmasını “ikaz himmeti”; Allah’a kulluk yolunda devamlı surette gayret göstermeye niyetlenmesini ise “irade himmeti” olarak tanımlamıştır.

Kaşânî de himmeti, Herevî gibi:

İfaka himmeti, enefe himmeti, yüce himmetler sahiplerinin himmeti diye üçe ayırıp bunları şöyle açıklıyor:

1) İfaka himmeti, sülük derecelerinin başlangıcıdır. Bu himmet, sâhibini, fânîyi bırakıp Bâkî’yi aramağa yöneltir.

2) Enefe himmeti: Sâhibini, yaptığı işe karşılık beklemekten kurtarır. Onun kalbi, Allah’ın, amellere va’dettiği sevâblar ile meşgul olmaz ki sırf Allah’ı müşâhedeye ayrılsın; içinde başka bir istek kalmasın. O kimse Allah’a, ihsân  üzre ibâdet eder, O’ndan, O’nun rızâsından başka bir şey düşünmez, yalnız O’na yönelir, başka hiçbir şeye yönelmez.

3) Yüce himmetler sâhiblerinin himmeti ise, himmetin en yüksek derecesidir. Bu himmet sâhibi, Hak’tan başka bir şeye bağlanmaz ve bakmaz. Ne hal ve makamlara ilgi duyar, ne esmâ ve sıfâtlara takılıp kalır. Zât’tan başka bir arzusu olmaz?

Tasavvufta himmet genel olarak mürşidin irsat için müridine månen yönelmesi, müridin de şeyhinden istifade için gönlünü ona bağlaması (teveccüh), şeyhin manevi tasarrufu ve olağanüstü işleri başarma gücü şeklinde anlaşılmıştır.

İslam âlimleri ve mutasavvıflar, kulun himmetini bozacak riya (ikiyüzlülük), yalancılık, haset ve kibir gibi çirkin huylardan uzaklaşmak gerektiğini belirtmişlerdir. Buna karşılık vera (şüpheli şeylerden sakınmak), ihlas (bir ameli sadece Hakk’ın rızası için yapmak), sıdk (düşüncede, sözlerde ve fiillerde doğruluk) ve ihsan (Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmek) gibi güzel ahlaki hasletler himmetin yükselmesini sağlar. Bu sebeple iyi bir işe niyetlenen kimseye “Himmetin áli (yüce) olsun!” şeklinde dua edilir. (TİA)

Himmetin üç derecesi vardır.

1- kalbi faniye rağbetten korur. bakiye rağbete sürer gevşeklikten temizler zindeleştirir müridin Allah yoluna azimetle ve şevk ile gitmesini sağlar. 

2- sahibini yaptığı ibadetlere ve işlere sebep ve sonuç aramaktan karşılık beklemekten korur. Eylemlerini sırf Allah rızası için yapan bu Himmet sahibi işlerine karşılık beklemediği gibi onları güvenmez de. Yaptığı ibadet ile cenneti hak ettiğini Allah katında derece aldığını düşünmez gurura Ve Kibre kapılmaz kendisine başkalarından üstün görmez. Bu kimse çalıştığının karşılığını almak isteyen ücret için çalışan bir işçi gibi değildir Onun ücrette gözü yoktur bütün arzusu mülkün sahibinin sevgisini kazanmaktır ücretini değil.

3- Himmet sahibi haller ve işlemlere de bakmaz. Yani geçirdiği hallere kendisine açılan nurlara takılıp kalmaz Bunları aldanmaz iltifat etmez değer vermez sıfatlardan zaten geçer görünen her halin sıfat tecellisi olduğu bir bildiği için sıfatları düşünüp zatta yok olmayı ister.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın