Hucurât Sûresi

Hucurât Sûresi

Hucurat Suresi Hakkında

Kur’an-ı Kerimdeki sıralamaya göre 49. suredir. Mesani kısmının beşinci sureler grubunun beşinci suresidir. Medine’de inmiştir. 18 ayettir.

Yüce Allah bu surede, Peygamber’in (ﷺ) evlerinin, yani mü’minlerin tertemiz annelerinin oturmuş olduğu odaların mahremiyetini anlattığı için, buna “Hucurât Sûresi” adı verilmiştir. 

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Allah’ın resulüne aile halkına ve ashabınadır. 

Hucurât Sûresi Konusu

Bu mübarek sure Medine’de inmiştir. Kısa bir sure olmasına rağmen, yüce ve büyük bir suredir. Ebedî terbiye hakikati arını ve üstün medenî esas­ları kapsar. Hatta bazı müfessirler. Bu sureye “Ahlâk suresi” demişlerdir.

Bu mübarek sure, Allah’ın şeriatı ve peygamberin emri karşısında, Allah’ın, mü’minlere telkin ettiği takınacakları, yüce ahlâk kuralım öğrete­rek başlar. Bu kural, mü’minlerin, Peygamberle (ﷺ) istişare edip onun hikmetli irşatlarına sarılmadan onun huzurunda herhangi bir görüş bildirmemek veya hüküm vermemek, ya da bir karar vermemektir: “Ey iman edenler! Allah ve Resul’ünden önce herhangi bir şey yapmayın. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir”.

Daha sonra başka bir ahlâk kuralını açıklar ki, bu da, Sahabenin (r.anhum), Peygamber (ﷺ) ile konuştuklarında, onun yüce makamına ve şerefli mevkiine saygı göstermek için seslerini alçaltmalarıdır. Çünkü o, sıradan insanlar gibi değildir. Aksine o, Allah’ın Resulüdür. Mü’minlere ge­reken, onunla konuştukları zaman, ona karşı saygı ve hürmetle birlikte ede­pli davranmalarıdır: “Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin.”

—-*—

Bu sûre, erdemli toplumun temellerini sağlam bir şekilde atmak için, özel terbiye kuralından, genel terbiye kuralına geçer. Mü’minlere, şayialara kulak vermemelerini ve haberleri tam olarak araştırmalarını emreder. Özellikle bu haber, güvenilir olmayan, ehliyetsiz veya yalancılıkla itham edilmiş bir şahsın verdiği bir haberse, onun araştırılmasını emreder. Ahlâk­sız ve fasık kimsenin naklettiği nice haberler vardır ki, büyük bir musibete sebep olmuştur. Duyan kimsenin araştırmadığı nice haber vardır ki, kötü so­nuçlar doğurmuş, bölünmelere sebep olmuştur: “Ey iman edenler! Eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu iyice araştırın.” Bu sûre, birbirine hasım kimselerin arasını düzeltmeyi ve zalimlerin düşmanlığım önlemeyi emre­der: “Eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, aralarını düzel­tin..”

Bu sûre, insanlarla alay etmekten, kaş göz hareketleriyle onları mas­karaya almak ve ayıplamaktan sakındırır. Gıybet, kusur araştırmak ve mü’minler hakkında sû-i zanda bulunmaktan uzaklaştırır. Güzel ahlâka ve sosyal faziletlere davet eder. Gıybetten sakındırırken, onu, hayret verici parlak bir ifadeyle yasaklar. Kur’an bu yasağı, son derece eşsiz bir şekilde ifade eder: Ölmüş kardeşinin yanma oturup onu dişleyen ve etini yiyen bir adam suretinde tasvir eder: “Birbirinizin gizli yanlarını da araştırmayın. Kiminiz kiminizin arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Ondan tiksinirsiniz..” Ne hayret verici bir nefret et­tirme!!..

Bu sûre, imanı, sadece dille söylenen bir söz zanneden ve gelip iman­larını Peygamber’in (ﷺ) başına kakan Bedevileri anlatarak sona erer. Böylece imanın ve İslam’ın hakiki manası ve kâmil mü’minin şartları açıklanmış olur. Ki bu da: İman, ihlas, cihâd ve sâlih ameli bir arada bulun­duran kimsedir: “Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Peygambe­rine (ﷺ) iman etmiş, sonra şüpheye düşmemiş ve mallarıyla ve can­larıyla Allah yolunda cihâd etmişlerdir. İşte, doğru ve samimi olanlar bunlardır..” 

Hucurât Sûresi Nuzül Sebebi

Rivayete göre, bazı görgüsüz Bedeviler, Peygamber (ﷺ)’in eşleri­nin bulunduğu odalara gelip, ona, “Ey Muhammedi Çık, yanımıza gel” diye bağırmaya başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah, “O kimseler ki, odaların arkasından seni çağırırlar. Onların çoğu düşüncesizdir” mealindeki ayeti indirdi.

Rivayete göre, Peygamber (ﷺ) Velid b. Utbe’yi, kavminden topla­dığı zekâtı yanında bulunduran Haris b. Dırâr’dan almak üzere gönderdi. Velid gidip onlara yaklaştığında, onlardan korktu. Rasulullah (ﷺ)’ın yanı­na dönerek şöyle dedi: Ey Allah’ın rasulü! Onlar dinden dönmüşler. Zekâtı vermediler. Bunun üzerine bazı Sahâbîler (r. anhum), onların üzerine gidip savaşmaya niyetlendi. Bunun üzerine Yüce Allah, “Ey iman edenler! Eğer fasığın biri size bir haber getirirse, onu araştırın” mealindeki âyeti indirdi.

—-*—

Hz. Enes’in (r.a.) şöyle dediği rivayet olunur: Peygamber (ﷺ)’e, “Keşke, Abdullah b. Ubeyy’e bir gelsen” denildi. Abdullah, münafıkların re­isi idi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) bir eşeğe binip onun yanma gitti. Müslümanlar da onunla birlikte yürüyerek gittiler. Hz. Peygamber (ﷺ) onun yanma geldiğinde, Abdullah ona: “Benden uzak dur. Vallahi, eşeğin kokusu beni rahatsız etti” dedi. 

Ensâr’dan (r. anhum) biri de: Vallahi, Rasu­lullah (ﷺ)’ın eşeğinin kokusu, senin kokundan daha güzeldir” dedi. Bunun üzerine, Abdullah’ın kavminden bir adam onun için öfkelendi. Ensarların kavminden de diğer kimseler onun için kızdı. Aralarında sopa, yumruk ve takunyalarla bir dövüş çıktı. Bunun üzerine Yüce Allah, “Mü’minlerden iki zümre, birbiriyle savaş edecek olursa, aralarını bulun” mealindeki ayeti in­dirdi.

İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Esedoğulları Rasulullah (ﷺ)’a gelerek dediler ki: Ey Allah’ın resulü! Araplar seninle savaştı. Biz ise seninle savaşmadan müslüman olduk. Müslüman olmalarını, Hz. Peygamber (a.s.)’in başına kakmaya başladılar. Bunun üzerine, “Onlar, müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar..” mealindeki âyet indi.

Surenin Meali

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1.) Ey iman edenler! Allah’ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.    

2.) Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.  

3.) Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah’ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

4.) (Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir.  

5.) Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

6.) Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.   

7.) Hem bilin ki, içinizde Allah’ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.

8.) Bu, Allah’tan bir lütuf ve nimettir. Allah alimdir, hakîmdir.

9.) Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.

10.) Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.

11.) Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.   

12.) Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.   

13.) Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.  

14.) Bedevîler «İnandık» dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama «Boyun eğdik» deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.   

15.) Müminler ancak Allah’a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

16.) De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

17.) Onlar İslâm’a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.

18.) Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.

Geylani Hucurat Suresi Hakkında

Ey, zâti tevhit makamına iyice yerleşmiş ve tahkike emin Muhammedî muvahhid! Yüce Allah seni, sana ait temkin ve izzet makamına iyice yerleştirsin. Senin nefsini fasit arzularla, nihayetinde kesat uğrayacak olan ümitlerle alakalı olan alçaklıklardan mutlak manada yükseltmen gerekir. Özellikle de infakta minnet ve eziyet ile mutlak anlamda bütün itaatlerde riya, gösteriş ve işittirme münasebetsizliklerinden temizlenmen gerekir. 

Sakın ha sakın, insanoğlundan ve kardeşlerinden hiç kimseye genel olarak bütün hal ve vakitlerinde asla üstünlük taslama. Çünkü bu, kibir ve küfür ehlinin mizacıdır ki bu mizaç kendilerine sadece birçok çeşit başarısızlık, hüsran, mağlubiyet ve mahrumiyet miras bırakır. Sana bütün zuhur ve tecelli yerlerinde tevazu ve alçak gönüllülük gerekir. Ayrıca şan şöhret ve itibar sahiplerinden mutlak manada uzaklaşman, ne fazla ne eksik sana yetene kanaat etmen ve uzlete devam etmen gerekir.

Yüce Allah bizi doğruluk ve sadakat üzere mütenebbih olanlardan ve Hak Teâlâ’nın muvaffakiyeti ile işleri kolaylaştırmasını nefyeden şeylerden sakınanlardan eylesin.

Hucurat Suresi fazilet ve Sırları

Kim Hucurât suresini okursa, Allahü teâlâya itaat edenlerin sevabı kadar sevap verilir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

Hucurat suresini çaresiz dertlere düşmüş bir kimse yedi defa okuyacak olursa, Allah’u Teâlâ kendisini düşmüş olduğu dertten kurtarır. 

Hamile bir kadın bu sureyi okursa karnındaki cenin, bi-iznillah tüm kötülüklerden korunur.

Bedensel Rahatsızlıkları olan müminler, bi-iznillah tüm rahatsızlıklardan korunur.

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın