Hz. Osman’ın Zühdi Özellikleri

Osman b, Affan’a, tahkik ehli mertebelerinin en yücelerinden olan temkin ile özdeşleşmiştir. Tasavvuf ehlinden ehl-i hakayıkın Hz. Osman’la ilgili özelliklerinden bazıları, mütekaddiminden bir zattan rivayet olunan şu özde bulunmaktadır.

Kendisine “refaha dalmak” konusunda soru sorulan bu zat demiştir ki: “Nebiler ve sıddıklar için refah ve bolluğa dalmak sahih değildir. Sıddıkların ahvalinden olan refah içinde olma işi ise, eşyanın dışında ona dahil olup sadece eşya ile beraber bulunmak ama eşyadan ayrı olmaktır. Nitekim Yahya b. Muâz, kendisine arifin sıfatı sorulduğunda demiştir ki:”İnsanlarla beraber olan ama onlardan ayrı bulunan”.

Ibnü l-Cella’ya “fakîr-i sadık” sorulduğunda demiştir ki: “Onun eşyaya dahil olması nefsi için değil, başkaları içindir.” İşte bu durum, Hz. Osman (r.a.)’in özelliğidir. Çünkü o şöyle derdi: “İslamda açılan bir gediği kendisiyle kapamaya yarayacağını bilmesem bu malı biriktirmezdim.”

Bunun alameti, onun halinin infakı imsakten, malı dağıtmayı tutmaktan daha çok sevmesiydi. O harcamayı, biriktirip tutmaya tercih ederdi. Nitekim Hz. Osman’ın “ceyşü’l-usra” denen Tebük ordusunu techizi, Rûme kuyusunu satın alması bu türdendir. Rûme kuyusunu satın aldığı zaman Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu: “Bundan sonra işledikleri Osman’a zarar veremez.” Tirmizi menakıb 18/Ahmed, Müsned V,63

Rivâyete göre Hz. Osman Ebu Zerr’e içinde 1000 dirhem bulunan bir kese gönderdi. Ebu Zer onu bir köleye verdi ve: “Bunu kabul edersen Allah için hürsün” dedi. Bu da gösteriyor ki Hz. Osman’ın malı böyle yerlerde sarf edilmeye hazırdı. Böyle bir hal, ancak tam bir marifete sahip kullara yakışır.

ibn Sâlim’i, Sehl b. Abdullah’in şu sözünü naklederken duymuştun: Refah ve bolluğa dalmak ancak izn-i ilahiden haberdar olanlar için sahihtir. Böyleleri eğer Allah kendisine infak izni verirse, Allah’ın izin verdiği ölçüde infak eder. Eğer malı dağıtmayıp tutacak olursa Allah’ın kendisine izin verdiği ölçüde tutarlar. Allah’ın kendileri için cemettiği mallardaki kullanımları hak ikamesi içindir, nefsin hazzı için değil. Bu durumda olan kul, mal sahibinin izniyle malı, maliki gibi tasarruf eden vekile benzer. Bu zor bir makamdır. Halkın çoğu bunun hal olduğu iddiasıyla yanılmıştır. Bunlar dünya-perestlerdi

Sehl b. Abdullah: “Bazan kul dünyaya malik olarak zamanındaki insanların en zahidi olabilir” diye konuştu. Kendisine “Kimin gibi?” diye sordular. “Ömer b. Abdülaziz gibi.” dedi. Nitekim Ömer b. Abdülaziz, kendisi için yaktığı kandilin yağı ile halk işleri için kullandığı kandilin yağını ayırırdı. Elinde yeryüzünün hazineleri bulunduğu halde kandiline üç boğum üzere yağ koyardı İşte buradan hareketle zenginliği fakirlikten üstün görenler yanıldılar.

Sufiler genelde şu görüşü benimser: Sufiler dünya metaı ile zengin değillerdir, fakat olmayan zenginliğe de ihtiyaç duymazlar. Çünkü Allah onları kendisiyle gani kılmış ve kendinden başkasına muhtaç bırakmamıştır.

Hz. Osman’dan gelen ehl-i hakayık’ın durumlarıyla ilgili rivayetlerden biri söyledir: Pek çok kölesi ve hizmetçisi olduğu halde bahçelerinden birinden odun destesini sırtıyla taşıdığını görenler kendisine: “Niye bu işi kölelerine yaptırmıyorsun? diye sormuşlar.Demiş ki: “Evet bunu onlara yaptırabilirim, fakat nefsimi acaba bundan acizlenecek mi diye sınamak istedim,” Bu olay onun aynı zamanda nefsinin yokluk ve hiçliğini elden bırakmadığını; topladığı mala aldanıp kalmasın diye nefsini riyazatla eğittiğini gösterir. Çünkü Hz. Osman başkaları gibi değildi.

Hasan’dan rivayet edildiğine göre, Hz Osman ra.  hayasından bahsetmiş ve şöyle demiştir:” Şayet o kapıları kapalı bir vaziyette iken evde olsa yıkanmak için elbiseleri tamamen çıkartmaz hayası belini doğrultmasına mani olur.”

Zübeyr bin Abdullah dedesinin kendisine şöyle söylediğini rivayet ediyor:” Allah ona rahmet etsin Osman bin Affan geceleyin hane halkından hiç kimseyi uyandırmadı. ancak uyanık olarak görmesi halinde çağırır ve abdest suyunu döktürürdü bütün günlerini ise oruçlu geçirirdi.”

Rivâyete göre Hz. Osman bir gece, başı ve yüzü örtülü olduğu halde makam-ı İbrahim’in arkasında bir rek’atta yedi uzun süreyi okuyarak namaz kılmıştır.

Sufyan bin Uyeyne Ra Osman Ra şöyle dediğini rivayet etmiştir “Şayet Kalpleriniz temizlenmiş olsaydı Allah Celle Celalühü kelamına doyamazdınız.”

Yine Sufyan bin Uyeyne Ra, Hz.Osman Ra Allah’a bakmadan yani kur’an okumadan bir gün veya gece geçirmekten asla hoşlanmam dediği rivayet edilmiştir.

Hz. Osman ra. halka imaretten yemek verdiği kendisinin ise evine gidip sirke ve zeytin yediğini rivayet edilmiştir.

Bir başka rivayette Hz. Osman der ki: “Rasûlullah (s.a.)’a bey’at ettiğim zamandan beri dünyalık bir şeyin peşine düşmedim, “şuyum olsaydı” diye temennide bulunmadım. Sağ elimle tenasül uzvuma dokunmadım.”

Hz. Osman’in temkin, sebat ve istikamet özelliklerinden biri de şu olayda ortaya çıkmaktadır: Katlolunup şehid düştüğü gün hiç yerinden ayrılmamış ve kimsenin savaşa girmesine izin vermediği gibi, odasında öldürülünceye kadar mushafı elinden bırakmamıştı. Nihayet yaralandığında akan kanı mushaftan şu ayetin üzerine düşmüştü: “Onlara karşı Allah sana yetecektir. O işiten ve bilendir.” el-Bakara, 2/137

Ebu Hureyre Ra’dan Şöyle dediği rivayet edilmiştir. Hz Osman evinde 40 gün muhasebe altında tutuldu bana kendisini sahur vakti uyandırma mı söyledi seher vakti olunca geldim ve Ey müminlerin emiri! Allah sana rahmet etsin sağır oldu dedim. Bunun üzerine yüzünü mesh ederek şöyle söylenir Sübhanallah ya bu herhalde Rüya mı kestin Allah’ın peygamberini görüyordum o bana yarın bizimle iftar edeceksin dedi ve ertesi gün de öldürüldü.

Rivayete göre Hz. Osman buyurmuştur: “Ben hayrı dört şeyde buldum

1-Nafilelerle Allah sevgisine ermeye çalışmak

2- Ahkam-ı  ilahinin ifasında sabır,

3- Allah’ın takdirine rıza,

4- Nazar-1 ilahiden haya.

Kaynak : Luma Serrac

Kitabı Zühd İmam Ahmed bin Hanbel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir