Hz. Peygamberin Hakkı Arayışı

Bismillahirrahmanirrahim

Hz. Peygamberin Hakkı Arayışı

Hz. Muhammed (as) Mekke’de geçirdiği yıllarda hakkı arama çabasıyla günlerini geçirdi. Bulunduğu zaman diliminin en azgın ve şer güçleri tarafından her daim çokça taciz ediliyordu. Çevresine hakim olan günah ve cehalet karanlığından çıkış yolu bulma gayretlerinde hanımı Hz. Hatice (ra) en büyük destekçisi idi. 

Müslim, Cabir İbn Semure (r.a.)’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (a.s.): 

“Ben Mekke’de bir taş bilirim. Peygamber olarak gönderilmeden önce bu taş bana selam veriyordu. Ben onu şimdi de (pek ala) biliyorum” buyurdular.

İmam Ahmed’in, İbn-i Abbas (r.a.)’dan rivayetine göre Nebi (a.s.) zevcesi Hatice (r.a.)’ye:

“Şüphesiz ben, (kah) bir ışık görüyorum ve (kah) bir ses işitiyorum. Muhakkak ki ben, bende cinnet meydana gelmesinden korkuyorum” buyurdu. Hatice: “Ey Abdullah’ın oğlu! Allah hiçbir zaman sana böyle bir illeti tattırmayacaktır”dedi…. “

Çoğu zaman yanına yiyecek alarak Hira dağına gidip, günlerce kalmakta idi.Muhammed (as) Mekkeli putperestlerin çok tanrılı fikirlerine hiçbir zaman inanmadı. Buhari, Abdullah İbn Abbas (r.a.)’ın şöyle söylediğini nakletmektedir: “Arapların cahilliğini (bilgisizliğini) öğrenmek hoşuna giderse Enam suresinden 130. ayetten sonra gelen şu ayetleri oku: “Bilgisizlik yüzünden budalaca çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği helal rızkı Allah’a iftira ederek yasaklayanlar muhakkak ki, ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlar ve doğru yolu da bulamamışlardır.”

Cahiliye döneminde insanların içlerinde bulundukları iğrenç durumu örnek olarak bir kısım kadınların Kabeyi çıplak tavaf etmeleri, ibadet ve muamelatta ki çirkinliklerin hangi dereceye  ulaştığını göstermeye yeter. 

Kadınla dört çeşit nikah şekli vardı:

Buhari’nin, Urve İbn’üz-Zübeyr (r.a.)’den rivayetine göre, Nebi (a.s.) ‘nin zevcesi Aişe (r.a.), Urve’ye haber vererek şöyle demiştir: “Cahiliyye çağında dört çeşit nikah şekli vardı: Bunlardan (birincisi) insanların bugünkü (uyguladığı) nikahlanma şeklidir.

(Şöyle) ki, evlenmek isteyen bir adam diğer bir adama velisi bulunduğu kızı (istemek üzere) dünürlük yapardı. O da bunu kabul edince dünürlük yapan kimse o kızla nikahlanırdı.

Diğer bir nikah (şekli de şu idi): Adam karısına hayızdan temizlendiği zaman “falan kimseye bir haber gönder de ondan (seninle) cinsi münasebette bulunması iste” derdi. Ve kocası, karısını bırakır ve kadının kendisiyle cinsi münasebette bulunduğu o erkekten hamile kaldığı ortaya çıkıncaya kadar asla karısıyla cinsi münasebette bulunmazdı. Nihayet kadının (o adamdan) hamile kaldığı iyice belli olunca artık kocası isterse onunla cinsi münasebette bulunur (evliliğini sürdürür)dü. Bunu, kişi sadece çocuğun soylu olmasını istediği için yapardı. Bu (tür) nikaha “Nikah’ul-İstibda”(1) adı verilirdi.

Bir başka nikah şekli de şuydu: On kişiden aşağı olmamak üzere bir grup erkek bir araya toplanır ve hepsi de bir kadının yanına girip onunla cinsi münasebette bulunurlardı. Kadın hamile kalıp çocuğunu doğurunca bir süre geçtikten sonra onlara haber gönderir (ve hepsini yanına çağırır)di. Onlardan hiçbirisi onun davetine gelmemezlik etmezdi. Nihayet hepsi de kadının yanında toplanırlardı. Kadın onlara hitaben: “Aramızda olan işinizi biliyorsunuz! Ben bir çocuk dünyaya getirdim” der ve “Bu çocuk senindir, ey falan!” diyerek onlardan hoşuna giden birini ismiyle çağırır ve çocuğu onun nesebine kaydederdi.

Dördüncü bir nikah şekli de şu idi: Pek çok kimse toplanarak bir kadının yanına girerlerdi. Kadın kendisine gelen erkeklerin hiç birisini reddetmezdi. Bunlar fahişe kadınlardı. Fuhuş yaptıkları bilinsin diye kapılarının önüne bayraklar asarlardı. Onlarla ilişkide bulunmak isteyen herkes yanlarına girerdi.

Nihayet onlardan birisi hamile kalıp da çocuğunu doğurunca, daha önce kendisiyle ilişkide bulunan erkeklerin hepsi onun yanına toplanırlardı. Kadın, onlar için çocuğun şekil ve şemaline bakarak babasını tespit edebilen uzmanlar çağırırdı. Onlar da çocuğu, çocuğun babası olduğuna kanaat getirdikleri kimseye verirlerdi. O kişi de çocuğu alır, kabullenirdi. Ve çocuk, o adamın oğlu diye çağrılırdı. Adam da bundan çekinmez, haya duymazdı.Sonra Allah (c.c.), Muhammed (a.s.)’i peygamber olarak gönderince cahiliyye çağında geçerli olan nikahların tamamını ortadan kaldırdı.”

Böyle bir zaman iğrenç bir ortamda yalnızlığa alıştırıldı ve sıkça hira mağarasına çekilirdi. Orada sık sık ataları İbrahim (as) ve İsmail (as)’ın ilahını merak ve tefekkür etmekteydi. 

Muhammed (as)’ın gerçeği arayışı Kuran’da şöyle anlatılmaktadır: “Seni şaşırmış bulup doğru yola iletmedi mi?'” (93/7). Muhammed (as) cehalet ve şirk ortamında doğmuştu. Ailesi, putlarla dolu olan Kabe’nin muhafızlığını ve hizmetini yapmaktaydı. Atalarının tevhidi inancını ararken, Allah’ın gösterdiği yolu Hira dağında buldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir