İddet Ne Demektir

Bismillahirrahmanirrahim

İddetin Tarifi:

iddet kelimesi saymak anlamına gelen عد kökünden alınmıştır.Kadının hayız ve temizlik günlerini sayması demektir. Terim olarak, kadının kocasının ölümünden ya da ondan ayrıldıktan sonra bekleyeceği ve bir başkasıyla evlenmekten sakınacağı müddet demektir.

[Bu müddet, iddetin sebebi olan talk ya da vefat anından itibaren başlayacaktır.]
İddet, cahiliye döneminde de bilinmekte idi; ancak onlar bunu kötüye kullanıyorlar ve kadını nerede ise kendi başına bırakmıyorlardı.

Yani boşuyorlar kadın iddet bekliyor, iddeti tam bitmek üzere iken tekrar dönüyorlar ve tekrar boşuyorlar böylece kadın tekrar yeniden iddet beklemeye başlıyor ve bu böyle devam edip gidiyordu. Çünkü talakın belli bir adedi yoktu. İslam talak hakkını üçle sınırlandırınca bu istismarı büyük ölçüde önlemiş oldu.

İslam gelince, içerdiği maslahatlar dolayısıyla iddeti benimsedi; ancak onun kötüye kullanılmasını önledi.Bütün alimler, iddetin gerekliliği konusunda icma etmişlerdir. Çünkü Allah Teala kuran’da şöyle buyurmaktadır.
“Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç ay hali beklerler.” Bakara 2/228.

Hadisten delil olarak da (Fatıma bt. Kays (r.a) hakkındaki) şu hadisi kullanırlar:Rasulullah (s.a) kendisine söyle buyurmuştur:”Ümmü Mektüm’un evinde iddet bekle!” Müslim, Talak, 48. Tirmizi, Nikah, 38: Ebu Davud, Talak 39

İddet Bekleyen Kadının, Evlilik Hayatını Sürdürdüğü Evde İddetini Beklemesi Gereği:

İddet bekleyen kadının, iddeti bitinceye kadar evlilik hayatını sürdürdüğü evde kalması vaciptir ve oradan ayrılması kendisine helal değildir. Kocanın da kadını oradan çıkarması helal olmaz.

Talak ya da ayrılık meydana geldiğinde kadın evinde olmasa, derhal oraya dönmesi ve iddetini orada beklemesi gerekir. Allah Teala şöyle buyuruyor:”Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun! Onları evlerinden çıkarmayın! Kendileri de çıkmasınlar! Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa o başka. Bunlar Allah’in tayin etmiş olduğu sınırlardır. Her kim Allah’ın koymuş olduğu sınırlara tecavüz ederse, kendisine zulmetmiş olur…” Talak 65/1

Ebu Said el-Hudrinin (r.a) kz kardeşi olan Furey’a bt. Malik b. Sinan’dan (r.a.):Bu kadın Rasulullah’a (s.a.) gelerek Hudreoğulları yurdunda olan ailesine dönmek için müsade istedi. Kocasının, firar eden kölelerinin peşinden gittiğini, Kudüm’un bir yerinde onlara ulaştığını ve orada onu öldürdüklerini (Ka’b b. Ucre’nin kızı Zeyneb’e) anlattı ve dedi ki:”Rasulullah’tan (s.a.) aileme dönmem konusunda izin istedim. Çünkü kocam bana kendi mülkü olan ne bir mesken, ne de nafaka hiçbir şey bırakmamıştı.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.): “Evet!” buyurdu. Furey’a diyor ki: “Ben de kalktım, odaya ya da mescide varmıştım ki Rasulullah (s.a.): beni çağırdı veya kendisine çağrılmamı emretti ve huzuruna davet olundum. Rasulullah (s.a.): “Nasıl demiştin?” buyurdu. Ben de kocam hakkında kendisine anlattığım hadiseyi tekrar anlattım. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.):”iddet müddetl doluncaya kadar evinde kal!” buyurdu.

Ben de orada, dört ay on gün iddeti doldurdum. Osman b. Affan (r.a.) bana adam göndererek benden bunun hükmünü sordu ve onu kendisine bildirdim. O da buna uydu ve bu şekilde hükmetti. Eba Davud, Talak, 44 ; Tirmizi. Talak, 23 ; Nesti, Talak, 60 ; Ibn Mace, Talak, 8;Darimi, 14: Muvatta, 87.

Hamile Kadının iddeti:

Hamile kadının iddeti -ister boşanmış olsun, ister kocası ölmüş olsun hamilini vaz’ etmekle sona erer. Bu konuda Allah CC. şöyle buyurur: “…Hamile olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına (vaz-i ham) kadardır.” Talak 65/4 Hamilini vaz etmek ifadesi doğumu ve düşük yapmayı kapsar.

Sübey’atü’l-Eslemi’den (r.a.):Bu kadın Bedir’de hazır bulunmuş sahabilerden Sa’d b. Havle’nin nikahlısı idi. Kocası Veda haccında iken vefat etmişti ve kendisi hamile idi Kocasının vefatı üzerinden dört ay geçmeden doğurdu. Lohusalık (nifas) halinden temizlenince, evlenmek amacıyla taliplerine güzel görünmek için kendisine çeki düzen verdi ve süslendi.

Bu arada Abduddaroğullarından olan Ebú’s-Senabil b. Ba’kek onun yanına girdi ve ona: “Ne o? Seni süslenmiş görüyorum. Anlaşılan sen evlenmek istiyorsun?! Vallahi, üzerinden dört ay on gün geçmedikçe asla evlenemezsin.” dedi.

Sübey’a şöyle anlatıyor:”O bana bunları söyleyince, o akşam elbiselerime bürünüp rasulullah’a (sa) gittim ve durumumu kendisine sordum. Rasulullah (sa) bana, çocuğumu doğurduğum zaman (evlenmemin) helal olacağına dair fetva verdi ve bana öyle bir durumun çıkması halinde emretti.” Buhari,Meazi,10; Ebu Davud, Talak, 47

Zeyneb bt. Ebi Seleme (r.a.) anlatır:Ben, Hz, Peygamberin (s.a.) zevcesi olan Ümmü Habibe’nin, babası Ebu Sufyan b. Harb (r.a.) öldüğü zaman yanına girdim. Derken ümmü Habibe içinde sarı renkte bulunan haluk adındaki güzel kokulu karışık süslenme boyasını yahut da diğer süslenme boyasını istedi. Sonra da bu boyadan (eline sürdüğü boyayı azaltmak için) bir kıza sürdükten sonra kendi iki yanağına ve kollarına sürdü. Sonra şöyle dedi: “Vallahi benim böyle bir koku ve boya ile süslenmeye hiç ihtiyacın yoktur. Su var ki, ben Rasulullah’tan (s.a.) minber üzerinde şöyle buyururken işittim: Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocasından başka bir ölü için yası, üç günden fazla sürdürüp süslenmeyi terketmesi helal olmaz. Fakat kadın kocasının ölümü üzerine dört ay on gün yas tutar. ziynet ve süsünü bırakır.”

Zeynep şöyle der: Sonra bir defasında ben, erkek kardeşi vefat ettigi zaman Zeyneb bt. Cahş’n yanına girmiştim. O da bir koku isteyip bundan kendisine sürdü ve sonra şöyle dedi: “Dikkat edin! Vallahi benim koku sürünmeye hiçbir ihtiyacım yoktur. Şu kadar var ki ben. Rasulullah’tan (s.a.) minber üzerinde iken şöyle buyurduğunu işittim:”Allah’a ve ahiret gününe inanan kadının, kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tutup ziynet ve süsünü terketmesi helal olmaz. Ancak kocasının ölümü halinde dört ay on gün yas tutup, ziynet ve süsü terkeder.”Buhari. Talak, 46, 47: Müslim, Talak. 62-65: Ebu Davud. Talak, 43, 64 :Tirmizi,Talak, 18 ; Nesai. Talis. 58. 59 ; Ibn Mace, Talak, 35 : Ditni. Talak, 12, 13; Muvatta, Talak, 101, 102 : Ahmed, 6/37, 184.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir