İhlas-Huşu

11. Sohbet: İhlas-Huşu

Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet edilmiştir:  “Hayâ (utanma) imandandır.” (1) Ey Allah’ın (CC) kulları! Sizi Rabbinize (CC) karşı arsız davranmaya itemem, O’na (CC) karşı sizi cür’etlendiremem. Hayâ yaratılıştan gelir. Hakk’a (CC) karşı arsız davranmak ise boş bir hevestir. Hayânın hakikati halvette ve celvette Rabb’den (CC) utanmaktır. Hayâ yaratılışın aslından değil, teferruatındandır. Mü’min Hâlık’tan (CC), münafık ise halktan utanır.

   Allah sizi ıslah etsin, ey münafıklar! Bütün işiniz kendiniz ile halkın arasını düzeltmek ve Hakk (CC) ile aranızı tahrip etmekten ibaret. Eğer bana düşmanlık ederseniz, Allah’a (CC) ve Resulüne (SAV) düşmanlık etmiş olursunuz. Zira ben sâdece onların yardımı ile ayaktayım. Boşuna yorulmayın, “Muhakkakki, Allah (CC) emrini (yapacağını) yerine getirmekte galiptir (üstünlük sâhibidir).” (2) 

Yûsuf (AS)’ın kardeşleri O’nu (AS) öldürmek istediler, ama buna güçleri yetmedi. Onların güçleri buna nasıl yetsin ki, O (AS) Allah (CC) katında bir meliktir, padişahtır!. Nebîlerinden bir nebidir. “Asfiyâ”sından (temizleyip kendisine seçtiği kullarından) bir Sıddık’tır. Allah-ü Teâlâ (CC), O’nun (AS) hakkında “O’nun (AS) eliyle halkın sulh ve selâmetini icra edeceği” hükmünü vermiştir. Yahudiler hep böyledir; Meryem oğlu İsa’yı (AS) bile öldürmek istediler. O’na (AS) verilen mucizeleri görünce ona haset ettiler. Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ (CC) O’na (AS) memleketinden ayrılarak Mısır’a gitmesini vahyetti. 13 yaşında iken memleketini terk etti. Bir müddet böylece memleketinden uzak kaldı. Sonra Mısır’da ismi yayıldı, meşhur oldu. Bunun üzerine Yahudiler yine O’nu (AS) öldürmek için toplandılar, ama yine başaramadılar. Çünkü Allah-ü Teâlâ (CC) emrini, dilediğini yerine getirmekte üstünlük sâhibidir.

Ey bu zamanın münafıkları! 

İşte durum böyle… Beni öldürmek istiyorsunuz. Bunda size imkan yok. Kollarınız kısa, bunu başaramazsınız. İtaat etmeye, günahları ve yanlışları terk etmeye çalışsanıza. Halbuki bunlara çalışmak insanın tabiatında vardır. Rabbinizin (CC) kelâmını anlamaya çalışın. Onunla amel edin ve amellerinizde ihlaslı olun. Rabbimiz (CC) işitilen ve anlaşılan bir kelam ile konuşandır. Mûsâ (AS) olsun, Hz. Peygamber (SAV) olsun O’nun (CC) kelâmını dünyada iken işitmişlerdir. Ahirette ise O’nun (CC) kelâmını mü’min kulları işitecektir. Rabbimiz (CC) görülür. Bugün güneşi ve ayı nasıl görüyorsak, hiç şüphe yok ki, yarın kıyamet gününde de Rabbimizi (CC) öyle göreceğiz. Allah-ü Teâlâ’nın (CC) öyle kulları vardır ki, O’na (CC) bir kere nazar etmek mukâbilinde cenneti verirler. Fakat onların niyetlerindeki bu sadâkat ortaya çıkınca, bir kere nazar için cennetten vazgeçtikleri halde nazar onlar için sürekli kılınır. Onlar daimi bir yakınlığa kavuşurlar. Cennet lezzetlerine  karşılık onlara Rablerinin (CC) yakınlığı bahşedilir. Ey Allah-ü Teâlâ’yı (CC), Resulünü (SAV) ve O’nun (CC) adamlarını (ricâlullâh) tanımayanlar! Sizlere yazıklar olsun! Kalp adımlarınızla Allah-ü Teâlâ (CC) fazlından ikram ettiği yemeğe yürüyün. Onu sizin önünüze nasıl bıraktığımı görmüyor musunuz? Beni yalanlayanın ben de elbisesini, evini ve etrafındaki meleklerini yalanlarım, tanımam.

Ey münafık! Ey deccal! 

Senin beni yalanlaman beni hiç ilgilendirmez. 

Ey oğul! 

Sen bir nefis, bir hevâ ve boş bir hevessin. Kadınlarla, yabancılarla ve çocuklarla oturup kalkıyorsun, sonra da diyorsun ki: “Ben onlarla ilgilenmiyorum.” Yalancı! Ne şeriat, ne de akıl bunu sana uygun görür. Ateş üstüne ateş, odun üstüne odun atıyorsun. Hoş, din ve iman evini yakıyorsun ya! Halkın şeraiti inkârı böyle olur; bundan hiç kimse müstesna değildir. İman, marifetullah ve kurbiyet kuvveti tahsil etmeye çalış. Sonra Hakk’a (CC) niyâbeten halkın tabibi ol. Yazık! Yılanları elinde nasıl tutarsın! Sen ne bir yılan oynatıcısın, ne de panzehir içtin! Sen körsün; insanların gözünü nasıl iyileştirebilirsin! 

Câhil! 

Sen dini nasıl ikame edebilir, ayağa kaldırabilirsin! Kapı muhafızı olmayan kimse insanları padişahın huzuruna nasıl götürebilir! Kıyamet günü olup acayiplikleri görünceye kadar sus, konuşma! Amellerinizde ihlaslı olun, yoksa boşa yorulmayın. Eğer alâka duyduğun şeyler senden kesilir ve yüzüne kapılar kapatılırsa sana Hakk’ın (CC) tarafı, O’nun (CC) kurbiyet kapısı açılır. O’na (CC) giden yol sana gösterilir. Her şeyin en kıymetlisi, en hoşu, en güzeli sana gelir. Bu dünya geçicidir, gidicidir, pisliktir. Afetler, belâlar ve sıkıntılar mekânıdır. Orada yaşamak hiç kimseye hoş gelmez, hele de “hikmet ehli” birisi ise. Ölümü düşünen hikmet ehli birinin gözleri dünyada karar kılmaz, onunla mutlu olamaz. Hemen karşısında ağzını açmış bir yırtıcı ve vahşî hayvan duran kimse nasıl sakin olabilir ve gözleri nasıl uyuyabilir?

Ey gâfiller! 

Kabir ağzını açmış bekliyor. Ölüm yırtıcı hayvanı ve yılanı ağızını açmış! Kader sultanı celladının kılıç elinde, emir bekliyor. Böyle olmasına rağmen ancak milyonda bir kişi uyanık oluyor! Uyanık, her şeye karşı zahit olan, Rabbinden (CC) başka hiçbir şeye değer vermeyendir. O şöyle dua eder: “İlâhî (CC)! Ne istediğimi sen biliyorsun. Halk sofraları tercih etti. Ben ise senin kurbiyet sofrandan bir lokma istiyorum. Ben sana ait olandan istiyorum.” Ey sebebi, vâsıtayı şirk koşan! Eğer tevekkül yemeğinden tatsa idin, sebebi şirk koşmaz ve O’nun (CC) kapısında sapasağlam bir tevekkül sâhibi olarak otururdun. İki türlü yeme şekli biliyorum. Şeraite uygun bir kazanç yoluyla veya tevekkül yoluyla. Allah’tan (CC) utanmıyor musun ki, kazanmayı terk ediyor ve insanlardan dileniyorsun? Kazanç başlangıçtır, tevekkül ise nihâyettir. Ben sana gerçeği söylüyorum; senden de utanmıyorum. 

Dinle, kabul et, tartışma!

Benimle tartışan Cenâb-ı Hakk (CC) ile tartışmış olur. Namazları muhafaza edin. Onlar sizinle Rabbiniz (CC) arasındaki sıladır, bağdır. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Bir kul namaza durduğu ve kalbiyle Rabbinin (CC) huzurunda bulunduğu zaman onun etrafına nurdan otağlar kurulur; etrafında melekler döner; gökten onun üzerine iyilikler iner; Cenâb-ı Hakk (CC) onunla övünür.” Namaz kılıp da kalbini Hakk’a (CC) veren kimse, tıpkı kuşun kafesten uçtuğu, bebeğin anne kucağından kurtulduğu gibi, ülfet ettiği şeylerden, oturup kalktığı kimselerden, evinden barkından, sıyrılıp alınır; onlar onun gönlünden kaybolur; velev ki, ilmi yutmuş, parçalamış olsa dahi. 

Hz. Peygamber’in (SAV) Sahabesinin tabiilerinin ileri gelenlerinden Urve b. ez-Zübeyr b. el-Avvâm b. Uhti Âişe (RA) hakkında şöyle bir kıssa anlatılır: Ayağında bir çıban çıkar. Ona: “Bu çıbanı kesmelisin, yoksa bütün bedeninin yok olmasına sebep olacak” denir. O, tedavi esnasında doktora şöyle der: “Namaza başladığımda o çıbanı kes.” O secdede iken doktor çıbanı keser, yarayı sarar, fakat o hiç acı hissetmez. Sizler öncekilere göre boş birer hevessiniz. Siz sâdece konuşursunuz, amel yok! Manasız suretler gibisiniz. Bekliyorsunuz ama size haber getiren kimse yok. Dikkat et! İnsanların lakırdıları seni aldatmasın. Nasıl olduğunu sen daha iyi bilirsin. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “Bilakis insan kendisi üzerine “basirettir” (şâhittir).” (3)

Avamın elindekini güzel görme, havâssın elindekini de çirkin görme.

Bir şeyh müritlerine şöyle dermiş: “Zulme uğradığınızda zulüm yapmayın. Övüldüğünüzde şımarmayın. Zemmedildiğinizde hüzünlenmeyin. Yalanlandığınızda gazaplanmayın. İhanete uğradığınızda ihanet etmeyin.” Ne güzel bir söz! Müridlerine nefsi ve hevâyı boğazlamayı emretmiş. Bu söz Hz. Peygamber’in (SAV) şu hadisinden alınmadır: “Cebrâîl (AS) bana geldi ve dedi ki: ‘Cenâb-ı Hakk (CC) Sana şöyle buyuruyor: Sana zulmedeni sen affet. Sana gelmeyene sen git. Sana vermeyene sen ver. Allah’ın (CC) nimetlerini, sanatını ve halkı üzerindeki tasarrufunu düşün!” (4) 

Dünyaya değer vermez, ona karşı zahit olursan ve bu zühdünde belli bir seviyeye gelirsen, dünya rüyada sana kadın suretinde görünür, sana boyun eğer gösterir ve: “Ben senin hizmetçinim. Yanımda emanetlerin var, onları al” diyerek, az çok ne varsa sana kendisindeki nasibini verir. Marifetin kuvvetlendiği zaman ise bu durum sana yakaza hâlinde vaki olur. Peygamberlerin (RA) ilk hâlleri ilham, ikinci hâlleri ise rüyadır. Onların bu durumları kuvvetlenince Cebrâîl (AS) açık bir surette gelerek onlara: “Cenâb-ı Hakk (CC) size şunu şunu şunu buyuruyor” diye vahiy getirmiştir. Akıllı ol! Baş olma sevdasını at, yaklaş ve cemaatten biri gibi şuraya otur; tâ ki, sözlerim kalp toprağına ekin eksin. Eğer aklın olsaydı sohbetime gelir ve benden her gün bir lokmaya bile razı olurdun. Sözlerimin sertliğine tahammül ederdin. İmanı olan herkes sapasağlam durur ve meyve alır. İmanı olmayan ise benden kaçar.

Yazık!

Ey başkasının gizli hâllerine muttali olduğunu iddia eden: Biz seni nasıl tasdik edelim ki, sen kendi hâline bile muttali değilsin? Her tarafın yalan. Yalanından tevbe et. Allah’ım (CC)! Bizi bütün hâlimizde sadâkat ile rızıklandır. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”

 

(1) Buhârî, es-Sahîh, “Hayâ” hadîs no: 69.

(2) Yûsuf S. A.21.

(3) Kıyâmet S. A.14. 

(4) Bk.: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, “Müsnedü’ş-şâmiyyîn”, hadîs no: 17457, (Mısır-tsz.); Deylemî, el-Firdevs, V/318, (Beyrut-1986).

Kaynak: Cilâü’l-hâtır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir