İmam Şibli ile Genç

İmam Şibli ile Genç

Şibli rahmetullahi aleyh şöyle anlatıyor. Bir gün vadide dolaşmak için evden dışarı çıktım yolda bir gence rastladım. Kendisi ince görünümlü birisiydi.

Saçları uzun ve toz toprak içindeydi. Üzerindeki elbiselerde çok eskiydi. Kenarda bir taşın Üstünde oturmuş oradaki kabirlere bakıyordu. Yüzüne baktığımda dudaklarının sürekli kıpırdadığını ve gözlerinden yaş geldiğini fark ettim. Orada harp bile çıksa, hiçbir şey onu tesbih çekmekten, hamd etmekten, tekbirden alıkoyamazdı. Onu ilk defa gördüğüm halde gönlüm ona birden ısınmıştı. Yöneldiğim istikameti bırakıp yanına doğru ilerledim. Beni gördüğünde oturduğu yerden kalktı ve benden hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. Yetişmek için peşinden koşuyordum ama bir türlü ona ulaşamıyordum. En sonunda dayanamayıp ona:

– Yavaş git, ey Allah dostu! Diye seslendim.

– Vallahi yapamam, dedi.

– Allah-u Teâlâ’nın hakkı için biraz seninle konuşmama sabret, diye ricada bulundum. Parmağını sallayarak kabul etmeyeceğini işaret etti.

Ben de ona:

-Eğer bu yaptığın amellerde samimi isen bana Allah-u Tealâ’ya olan sadakatini göster, dedim.

Bunun üzerine yüksek sesle:

– Allah! Diyerek haykırdı ve bayılarak yere düştü.

Yanına yaklaştım ve onu tutup hareket ettirmeye çalıştım. Ama çoktan ruhunu teslim etmişti. Onun bu hâlini görünce Allah-u Tealâ’nın:

“Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir.” Al-i İmran, 74. ayet

meâlindeki kelamını hatırladım.

“La havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” dedikten sonra onu orada bırakıp etrafta yaşayan birisini bulup cenazesini hazırlamaya koyuldum.

Geri geldiğimde ise çocuk ortadan kaybolmuştu. Ne kadar da ortalığı kolaçan ettiysem de ondan hiçbir eser yoktu. Rastladığım insanlara sordum yine de bir haber alamadım. Șaşkın şaşkın dolaşıyor ve bir taraftan kendi kendime “çocuğu kaybettim, acaba kimin ondan haberi vardır?” diye söylenirken bir ses işittim:

-Ey Şibli! Çocuğun o haline tamamıyla şahit oldun. Ona şimdi melekler yoldaşlık etmektedirler. Sen Rabbine ibadete devam et. Malından verdiğin sadakayı çoğalt. Çünkü o çocuk bu makama vakti zamanında verdiği bir sadakayla ulaşmıştır.

Dedim ki:

– Allah için bana o vermiş olduğu sadakadan bahset.

– Ey Şibli! Bu genç önceden çok âsi biriydi. Türlü türlü günahlara batmıştı. Bir gün Allah-u Teâlâ ona bir rüya gösterdi. O rüyanın etkisiyle çok korktu ve dehşete kapıldı. Gördüğü rüyaya gelince: Rüyasında tenasül uzvunun yılana dönüştüğünü ve ağzına girdiğini görmüş. Yılan genin içine cehennem ateşini atmış ve sıcaklığından öyle bir yanmış ki kömüre dönmüş. Genç dehşet içinde haykırarak uyanmış. 0 vakitten itibaren bütün isyanları bırakıp tevbe etmiş, dağlara kaçıp Allah’a ibadetle meşgul olmuş.

Günahlar terk ettiğinden bu güne kadar tam on iki yıl geçti. O yine yakarıyor, yalvarıyor, korku ile ağlayıp af diliyor. Dün ondan bir dilenci biraz ekmek istemişti. 0 ise üzerindeki elbiseyi çıkarıp dilenciye verdi. Dilenci bundan çok memnun olduğu için mağfiretle dua etti. Allah-u Teâlâ dilencinin bu duasını kabul buyurmuştur

Bir hadiste şöyle denilmektedir:

“Sadakayla sevindiği an dilencinin duasını ganimet bilin.” (Kaynağı: belirtilmemiştir.)

Kaynak: Salihleri Hikayesi

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir