İnsanın Asli Vatana Dönüşü

İnsanın Asli Vatana Dönüşü:

Birinci Kısım:

İnsan, iki yönden mütalaa edilir. Cismani,ruhani.. Cismani,-yani dış görünüşteki maddi hali demektir.-Bu bapta herkes eşittir. Ve umumi bir hüküm alır. Ruhani duruma -bu kalıbın ötesinde saklı duruma – gelince orada özel bir
hal başlar.
Umumi hükümde mütalaa edilen insan, bazı derecelerle asli vatanına dönebilir. O dereceleri almak için, dinimizin zahirdeki emirlerini birer sebep olarak ele alır ve ilerler.. Ve sırası ile, manevi yola; marifet alemine geçer. Hele
marifet çok yücedir. Peygamber S.A. efendimiz onu överken şöyle buyurur:
«Her şeyi özünde toplayan bir hikmet var ki, o hak marifetidir.»

Kulun bunlara erebilmesi için; görsünler, işitsinler diye, iş tutmaması gerekir. Yapılacak işler için dereceleri üç bölüme ayıracağız. Ki bunlara cennet tabir edilir:
BİR: Mülk alemindeki cennet. buna MEVA denir.
İKİ: Melekut alemindeki cennet. buna NAİM cenneti tabir edilir.
ÜÇ: Ceberut alemindeki cennet. buna da FİRDEVS cenneti denir.

Bu anlatılanlar, cismani, -bu maddi- varlığın tadacağı nimetlerdir; ki bunlara ancak üç çeşit ilmi benlikte toplamakla erilir: Şeriat,tarikat, marifet…

Yeri gelmişken yukarıya yarısı beyan edilen Hadisi Şerifin tümünü zikredelim.
“Bütün hayırları, hikmeti derleyen şey: Hakka karşı irfan sahibi olmak ve onunla amil olup, sonra, batılın da ne olduğunu bilmek ve terktir»

Sırası gelmişken Peygamber S.A. efendimizin yaptığı bir duayı da anlatalım: “Allah’ım, bize hakkı göster ve ona uy
mayı nasip et; batılı bildir ve ondan kaçmayı kolay eyle.”

Keza, Peygamber S.A. efendimizin bu hususta bir Hadis-i Şerifini yine zikredelim:
-«Herkim nefsini bilir, onun uygunsuz arzularına muhalif kalırsa, gerçekten Rabbını bilmiş ve ona uymuş olur.”

Buraya kadar anlatılan şeyler, umuma şamil olan işlerdir. Bir de üstün istidada sahip insanların hali var ki, onları da anlatacağız. Bunlara, HAS İNSAN tabirini kullanıyoruz.

Bu insanın vusülü, Hakka tam yakınlıktır. Oluşu sebebine gelince tek şeyle olur, o da hakikat ilmi; ki buna, lahuti olan yakınlık aleminde: TEVHİD tabir edilir. Bu hal adet olduğu üzere dünya hayatında olur. Bu hale ermek için, uy-
kuda olmakla, ayıklık arasında bir fark yoktur. Belki de esas uykuya dalınca, kalb bir aralık firsat bulur ve asıl vatana gider. Bu gidiş külli de olur, cüz’i de… Nasıl ki Allah-ü Taala bir ayette şöyle ferman eyler:
«Allah-ü Taalâ, nefisleri ölüm zamanı gelince öldürür. Bazılarını da uykularında…Hakkında ölüm hükmü olanı tutar. Kalanları,muayyen bir zaman için geri salar.. (Zümer,42)

Buna işaret olarak Peygamber S.A. efendimizin bir Hadis-i Şerifini zikredelim:
“Alimin uykusu, cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır.”

Burada kastedilen alim, tevhid nuru ile içini nur eden; sonra da, harfsiz, sessiz, sır dili ile TEVHİD ESMASINA devam eden zattır. Asıl insan budur. Bunu anlatan birkaç tane hadis-i kudsi zikredelim:
“İnsan, sırrım dır; ben, de onun ”
“Batın ilmi sırlarımdan bir sırdır; onu kullarımın kalbine koyarım, benden gayrı o hali bilen olmaz..”
“Kulumun zannına göreyim. Beni aradığı an, onunlayım. İçinden anarsa, zatımda anarım. Bir topluluk içinde anarsa, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım….”

Bu anlatılanlardan arzu edilen tek şeydir. O da: İnsan varlığında cüz’i bir yer işgal eden. TEFEKKÜR İLMİ en önemlisi bu..
Bu tefekküre dair Peygamber S.A, efendimizin buyurduğu birkaç Hadis-i Şerifi anlatalım:

“Bir anlık Tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır.”
“Bir anlık Tefekkür, yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır.”
“Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır.»

Her işte başarı, Hakkın zatında saklıdır. Tefekküre dair zikri geçen Hadis-i Şerifler biraz tefsir ister. Çünkü aynı mevzu üç şekilde anlatılıyor. Herkim, bazı hikmet taşıyan işleri düşünür, onun bir parçasından birçok parçalar olduğunu, onlardan dahi nice şeyler husule geldiğini düşünürse, ki buna tefekkür denir, yaptığı bu tefekkür bir yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, yaptığı ibadeti düşünür ve onların hikmetine karşı irfan duygusu taşırsa, bu tefekkürü yetmiş yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, ilahi marifeti düşünür; Allah-ü Taalaya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse, bunun yaptığı tefekkür de bin yillık ibadete bedel olur. Asıl irfan ilmi budur. İrfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum. Arif kişi iştiyakını duyduğu zata, mahbubuna bununla erer. Bu halin neticesi ise, ruhani bir halle; tam yakınlık alemine uçup gitmek olur..

Abidler, cennete yürür giderler.. Arifler ise yakınlık alemine uçar giderler.
Aşıkların kalbine has gözleri var;
Onlar görür, bakamaz başka nazırlar.
Kanatları bir başka, ne hacet damara;
Uçarlar, melekuta, alemlerin Rabbına.

Bu uçuş, irfan sahibinin iç aleminde olur. Bu hale erene hakiki insan, adı verilir. Allah’ın
sevgilisi, mahremi, gelini tabir edilir. Bayezid-i Bistami Hz. şöyle buyurur:
“İrfan sahipleri, Allah’ü Taalanın gelinleridir.”
Diğer rivayette ise, şöyle anlatılır:”Evliya zümresi, Allah’ın gelinleridir. Gelinleri ise, ancak sahipleri bilir”
İrfan sahibi olan veli kullar, bu görünen kalıp perdesine bürünmüştür.

Allah-ü Taala bir kudsi hadiste şöyle buyuruyor: “Velilerim, kubbelerim altındadır. Benden gayrı onları tanıyan olmaz.”
İnsanlar, duvaklı süslü, geline bakarken ne görebilir ki?. Ancak, dıştaki süsünden başka.
Yahya b. Maaz-ı Razi Der ki: “Veli yeryüzünde, Allah-ü Taala’nın reyhanıdır, onları sıddık zümresi koklayabilir.
O kokuyu alır, Rablarına iştiyak duyarlar. Değişik huylarına göre, ibadetleri artar. Bu da varlıklarından soyundukları fena haline göredir.

Hakkın zatı varlığına yakınlık, maddi varlıktan soyunup, fena alemine geçiş kadardır. Fena hali ne kadar artarsa, Hakka yakınlık o kadar artar. Asıl veli, halinde tam yokluğa varan ve Hakkın varlığını müşahedeye dalandır.
Onun nefsinde, bir seçme kudreti yoktur. Ve onun benliğinde Hakla beraber ikinci bir varlık, karar kılamaz.
O, birçok kerametle teyid edilmiş olmasına rağmen, hepsinden beridir. Hiç biri ile ilgisi yoktur.

Orada hiçbir halin ifşası görülmez. Çünkü RÜBUBIYET sırrının ifşası küfürdür. MİRSAD adlı eserde şöyle denir:
“Keramet sahiplerinin hepsi, hallerinden perdelidir, Keramet gösteren için; keramet hayız hali sayılır. Böyle olmakla beraber bir velinin en az bin makamı vardır; ilki kerametler kapısıdır. Ondan geçen öbürlerine nail olur. Aksi halde hiç birine…

Kaynak: SIRR’UL-ESRAR, Abdulkadir Akçiçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir