İsraf  Ve Savurganlık 

İsraf  Ve Savurganlık 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟

Yâ benî âdeme ḣużû zînetekum ‘inde kulli mescidin vekulû veşrabû velâ tusrifû(c) innehu lâ yuhibbu-lmusrifîn(e)

“Ey Âdem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” A’raf / 31

…اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ…

…inna(A)llâhe lâ yehdî men huve musrifun keżżâb(un)…

“Şüphesiz Allah, (hayatını) israf eden, yalancı kimseyi muvaffak kılmaz. ” Mü’min / 28

…وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِف۪ينَ

… ve-inne fir’avne le’âlin fî-l-ardi ve-innehu lemine-lmusrifîn(e)

“Firavun o yerde (Mısır’da) cidden gâlibdi ve cidden (hayatı batıl yolda) israf ed(ip harcayan)lardandı.

…وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ

ve enne-lmusrifîne hum ashâbu-nnâr(i)

“…Hepinizin dönüşü Allah’adır. (Kalbini inkarla, bedenini isyanla harcayıp) israf edenlerin hepsi cehennemliktir.”Mü’min / 43

…وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يرًا اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا

…. velâ tubeżżir tebżîrâ(n) İnne-lmubeżżirîne kânû iḣvâne-şşeyâtîn(i)(s) vekâne-şşeytânu lirabbihi kefûrâ(n)

“Büsbütün saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridirler. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankör olmuştur.” İsra / 26-27

وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا

Velleżîne iżâ enfekû lem yusrifû velem yakturû vekâne beyne żâlike kavâmâ(n)

“Onlar harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar ve (harcamaları) bu ikisi arasında olur.” Furkan / 67

İsraf kavramının ekonomik ve sosyal kültürel şartlara göre değişken bir yapıya sahip olduğu bilinmelidir. Kişilerin ferdi ve sosyal refah seviyesine göre harcama alışkanlıkları değişmektedir. İslam alimleri dünya ve ahiret hayatında insanların mutluluğunu sağlayan faydaları öncelik sırasına göre “zaruret” hayat için zorunlu olanlar “haciyat” hayatın sıradan ihtiyaçlarını gideren ve kolaylaştıranlar ve “tahsiniyyat” hayatı güzelleştirenler olmak üzere üç kısma ayırmışlardır. 

Bu çerçevede kalan harcamaları meşru bunların ötesinde salt bedenden ve şehvetten ortaya çıkan bencil duygular yüzünden yapılan harcamaları ise israf  tüketimi olarak adlandırılmaktadır. İsraf yapan kimseye “Müsrif” denir.

Başlarda denildiği gibi israf anlamı daraltılarak sadece ekmek ve su olarak değerlendirilmemelidir. Müsriflik aynı zamanda birçok alanda yapılır şimdi kuranda bu nasıl geçmektedir bir bakalım.

Kur’an’da israf kavramı dört farklı anlamda kullanılmıştır. 

1- Bazı ayetler israfı şirk, küfür, zulüm gibi kullanarak tevhid inancından sapmayı anlatır. “Onlar, sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” A’raf / 81

2- Bir kimsenin isyankarlığa saparak günahlara boğulmak suretiyle kendisini kötülük etmesine de israftır. 

3- İsraf helal kılınmış güzel nimetleri haram sayılması “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez” En’am / 141

4- “Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf israf edenleri sevmez” ayeti ile sorumluluğu altındaki mal ve imkanları gereksiz yere harcamasını ifade eder.  

—*—

İsraf hem Allah’ın verdiği nimeti gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde kullanmamak hem de kendisine nimeti veren Allah’a karşı saygısızlık olduğundan Allah anılan ayetlerde israf edenleri sevmediğini haber vermiştir.

Din için yapılacak ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerektiği kadar harcamak cömertlik, bu ölçülerin altında inmek cimrilik, bunların üstünde yapılan harcamaya da israftır. “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.” İsra / 26

Buna göre doğru yerlere dahi olsa haddinden fazla harcamada bulunmak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak ise savurganlıktır. Maddi ve manevi imkanlar Allah azze ve celle insanlara bağışladığı birer emanet olarak değerlendirilmelidir. Bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlığa fayda ve mutluluk getirmek için harcamaya insana emredilmiştir. 

İnsanın beşeri ihtiyaçları seviyeli davranması güzeldir. Lakin Arzu ve ihtiraslarında ise sınırsız bir boyut vardır. İşte burada aşırı bir tüketim ve israf kapısını açar ve kişiyi müsriflerden yapar. 

إن النبي صلى الله عليه وسلم مر بسعد وهو يتوضأ فقال: ما هذا السفيا

سعد؟ فقال: أفي الوضوء رف؟ قال نعم وان كنت على نهر جار.

Hz. Peygamber (s.a.), Sa’d’e (r.a.) abdest alırken uğramıştı. Ona: “Ya Sa’d! Bu israf nedir?” dedi. Sa’d: “Abdestte israf olur mu?” diye karşılık verdi. Hz. Peygamber (s.a.): “Evet! Akan nehir kenarında da olsan (normal bir miktarın üzerinde su kullanman halinde israf olur).” buyurdu. (İbn Mace, Taharet. 48 ; Ahmed, 2/221)

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: افهة الجود السرف

Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Cömertliğin afeti israftır. (şihab(Müsned,14; İthafus-sade 6/364)

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من بذر حرمه الله.

Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kim savurganlık yaparsa, Allah onu yoksul bırakır.” (Şihab rivayet etmiştir. (Mecmau’z-zevâld, 10/253 : Ithafu’s-sáde,8/166, 351.1)

Huzeyfe (r.a.) şöyle der: “Hz. Peygamber (s.a.), bize, altın ve gümüş kaplardan içmemizi, bu kaplarla yemek yememizi yasakladı. Yine harî ve dibâc denilen ipek kumaşları giymemezi ve bunların üzerine oturmamızı da yasakladı.” (Buhari, Libâs, 27.)

قال رسول الله لمعاذ بن جبل حين بعثه إلى اليمن: إياك والتعم إن عباد

الله ليسوا بالمتنعمين.

Rasûlullah (s.a.) Muaz b. Cebel’i (r.a.) Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu:  “Lüks (ve israf içerisinde yaşanılan) refahtan sakın! Çünkü Allah’ın kulları nimetler içerisinde yüzer halde değildir.” (Ahmed, 5/243, 244.) 

Hz. Peygamber (s.a.), ilâhî değerlerin hâkim olduğu yeni bir ümmet oluşturmak için çalışıyordu. O yüzden başta kendisi olmak üzere temsilci olarak seçtiği kimselerden de özel bir fedakârlık istiyordu.

Meselâ kendi yaşantısına ve aile hayatına bakalım: 

Hz. Peygamber (s.a.), hanımlarından daha önce alışkın olmadıkları bir sıkıntıya katlanmalarını gerekli kılmıştı. Zira onun toplum içerisinde herkesçe örnek alınması bunu gerektiriyordu. Oysa ki bu hanımlar kendisine büyük evlerden gelmişlerdi. Çoğu hayatlarının daha önceki dönemlerinde ya babalarının ya da eski kocalarının yanlarında türlü nimetler içerisinde rahat bir hayat yaşamışlardı.

Dolayısıyla karşılaştıkları bu yeni zor hayattan şikayetçi olmuşlar, Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) kızı Hz. Âişe (r.a.) ile Hz. Ömer’in (r.a.) kızı Hz. Hafsa (r.a.) önderliğinde toplanarak daha müreffeh bir hayat sürmek istediklerini bildirmişlerdi. İnançlarına göre aynı zamanda bir devlet başkanı da olan Peygamber kocaları (s.a.) kendilerine -eğer isterse- bu imkânı sağlayabilirdi.

Bu talep karşısında Hz. Peygamber (s.a.) pek çok üzülmüştü. Kendisi yeryüzündeki ilk Müslümandı ve erkek kadın bütün Müslümanların gözleri her hususta kendisi ve ailesi üzerinde bulunuyordu. O, fırsat bekleyen binlerce düşman içerisinde hedefe doğru ilerleyerek ideal yeni bir ümmet vücuda getirme çabasını veriyordu. Eğer kendi aile efradı, sıkıntı içerisindeki bir mücahidin yaşantısı gibi yaşamazsa, bu durumda, nasıl olur da ümmetinden fedakârlık ister, kadın-erkek herkese her şeyden vazgeçmelerini ve tamamlanıncaya kadar sadece din yolunda yürümelerini emredebilirdi?

Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.), hanımlarının nafakalarını artırma taleplerini reddetti ve onların bu tutumlarını hiç hoş karşılamadı. Onlarla ilişkisini kesmeyi bile kararlaştırdı. Hatta halk arasında Hz. Peygamber’in (s.a.) hanımlarının tamamını boşadığı haberi bile yayıldı.

—-*—

Müslümanlar bu durumdan çok üzüldüler. Hz. Peygamber (s.a.) hanımlarını bir ay boyunca muhayyer bıraktı: Ya hallerine razı olup, peygamber hanımı olarak yaşantılarını eskisi gibi sürdürecekler, ya da kendilerine bağışta bulunulup, mal verilip ayrılacaklardı. Sonunda onlar yaptıklarının kötülüğünü anladılar ve zor hayat şartları içerisinde Hz. Peygamber (s.a.) ile beraber kalmaya razı oldular.

Eğer genel refah seviyesi yüksek olsaydı, sıradan bir mücahide varıncaya kadar herkesin hayat seviyesi yükselseydi, herhalde o zaman Hz. Peygamber (s.a.) eşlerine yine aynı şekilde yokluk hayatı yaşattırmayacaktı. Nitekim ömrünün sonlarına doğru Müslümanların  genel refah seviyesi biraz yükselmiş ve bundan herkes gibi eşleri de istifade etmişti. 

Ölümünden sonra fetihlerin gerçekleşmesi ile zenginlik korkunç derecede artmış ve devrin halifeleri bütün Müslümanları maaşa bağlamışlar ve bu zenginlikten istifade etmişlerdi. 

50% LikesVS
50% Dislikes

Bir Cevap Yazın