istiklal Mahkemeleri

istiklal Mahkemeleri

İki safhada incelenmesi daha uygundur. İlk olarak Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra ülkenin anarşi ve otorite boşluğuna düşmesidir. Osmanlı Devleti’ni parçalamaya çalışan güçler bu kargaşadan yararlanarak çeşitli yerlerde isyanlar çıkarıyorlar, yıllardır savaşmaktan bıkan bazı askerler de birliklerini terk ederek bu isyanlara katılıyor veya çeteler oluşturarak yağmacılık ve soygun faaliyetlerine girişiyorlardı. Bu yüzden ülke tam bir kaos ortamına sürüklenmiş bulunuyordu.

İstanbul’un resmen işgalinin (16 Mart 1920) ardından Ankara’da ülkenin kurtuluşu için çalışmalara başlayan Büyük Millet Meclisi hükümeti, öncelikle ülke içinde otoriteyi eline almak ve güvenliği sağlamak amacıyla 29 Nisan 1336 (1920) tarihinde Hıyânet-i Vataniyye Kanunu’nu kabul etti (Düstur, Üçüncü tertip, I, 4-5). On dört maddeden oluşan kanun, saltanat ve hilâfet makamı ile ülkeyi düşman istilâsından kurtarmak üzere kurulmuş bulunan Büyük Millet Meclisi’nin meşruiyetine karşı her türlü sözlü, yazılı ve fiilî muhalefette bulunmayı ve halkı isyana teşvik etmeyi vatana ihanet sayıyor, bu suçları işleyenlerin idamla cezalandırılmalarını öngörüyordu.

Mustafa Kemal’e başkumandanlık kanunu ile O başkumandanlık kanunu TBMM kabul etmek istemiyordu. Bundan dolayı Meclis asker kordonu altına alındı sonuçta istiklal mahkemeleri kanunu çıkardı. Meclisin bütün salahiyetini üzerine aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi eşittir Mustafa Kemal, sözü kanun olarak alınıp yönetildi. Bu salahiyetle yedi tane seyyar İstiklal Mahkemesi kurdurdu. İstiklal Mahkemesi Anadolu’yu taradı arkasına on kişi takabilen kim varsa hepsini darağacında sallandırdı. Dilediklerini astılar bunların zabıtları yoktur. Sadece on beş günde bir astığınız adamlara dair bana bir liste gönderin demiştir.

7 tane seyyar İstiklal mahkemesinin kimleri astığı, niçin astığı, hiçbir tarihçi tarafından ortaya konulamaz çünkü zabıtları yoktur. Normal zabıtlarında bir kısmı temyiz Mahkemesi Eskişehir deydi Eskişehir adliyesi yandığı zaman onlarda yanmıştır. Mustafa Kemal’e gönderilen isimleri ihtiva eden 400 dosya kayıptır. 1968 senesinde İsmet İnönü ile Bayar arasında o günkü gazetelere bakıldığında görülecektir. Bu dosyalardan dolayı basına intikal eden bir münakaşa oldu. İsmet paşa biz bu dosyaları teslim ettik dedi. Bayar biz almadık demiştir bu münakaşa basına yansımıştır. Ve sonunda bu hasır altı edilerek kapanmıştır. 400 dosya kayıp veya eksiktir. 

İstiklal mahkemeleri baş müdavimleri

Yedi İstiklal mahkemesinin zabıt ve yargılama dosyaları yoktur. Keyfi olarak asılan adamlara ait 15 günde bir gönderdiğini listeler Mustafa Kemal’e ait bu dosyaların içinde idi bunlarda kayıp olmuştur. İstiklal Mahkemelerinin bu ikinci devresinde “Üç Aliler” divanı olarak isimlendirilir.  Kılıç Ali, Necip Ali ve Mahkeme başkanı Kel Ali üçüde hukukçu değildi. Onlar kendilerine verilen görevi harfiyen yerine getiriyorlar muhalefeti susturuyor, saltanatı savunan ve muhafazakarlara korku salıyorlardı. Saltanat ve hilafet için ayağa kalkanın bu kalkışı darağacında son buluyordu. 

İstiklal mahkemesi celladı Kel Ali sadece ben “5216 kişiyi idam ettim” demişti. Yıllar geçmesine rağmen bu idamların tam sayısı ne yazık ki bilinmemektedir. Belki de hiç de bilinemeyecek dünyanın en hukuksuz kararlarını uygulayan istiklal mahkemelerinin görevi 7 Mart 1927’de sona erdi. Belki bir gün bu zulüm tüm netliği ile ortaya dökülecektir.  Gerçek tarih saklanan tarihe üzeri örtülen tarihe Üstün gelecektir….

Kaynak: TDV ansiklopedisi, K. Mısırlıoğlu, diktatör Mustafa Kemal’in İstiklal mahkemeleri konuşmasından alıntı yapılmıştır. 

0% LikesVS
100% Dislikes

Bir Cevap Yazın