Kalp Katılığı-Havf

42. Sohbet: Kalp Katılığı-Havf (Cenabı Hak’tan Korkmak)

Ey oğul! 

Sufiler her şeyi terk ettiler ve dediler ki: “Masiva posa ve kabuktan başka bir şey değildir.” Onlar özü istediler. Gerekli olanı gereksiz olandan ayırdılar ve özle yetindiler. Gerekli olan Cenâb-ı Hakk’tır (CC). O’ndan (CC) gayrısı gereksizdir. Hakk (CC), kulun talep ettiği şeyde sadâkatini bilirse ona sıhhat, âfiyet ve kendisine yakınlık verir. Bu durumda, “Allah (CC) için velâyet” gerçekleşir. 

İçinde korku olmayan bir kalp, polissiz bir memlekete, çobansız bir sürüye benzer. Böyle bir belde harap olmaya, böyle bir sürü kurtlar tarafından yenmeye mahkûmdur. Korkusu olan mal biriktiremez. Bir yerde karar kılamaz, sürekli dolaşır. Sufilerin yolculuklarının nihâyeti Hakk’a (CC) kurbiyet ülkesidir. Yolculuk, kalbin yolculuğudur. Vuslat, “esrâr”ın vuslatıdır. “Esrar” (kalp) vasıl olursa, melik olur; diğer uzuvlar da onun etbâı ve avanesi olur. Kalp Hakk’ın (CC) kapısına ulaşınca içeri girmek için izin ister ve öyle girer. 

İlminiz ne kadar çok ve ameliniz ne kadar az! 

İlimden sâdece onu ezberleme ve hikâyeler anlatmak için nasiplendiniz. Bunun size faydası olmaz. Bazılarınız bu kadar, bu kadar hadis ezberliyor, ama onların bir harfi ile dahi amel etmiyor. Bu sizin aleyhinize bir delildir, lehinize değil. Diyorsunuz ki: “Şeyhim filan. Falanın sohbetlerine katıldım. Falancadan okudum. Falanca âlime dedim ki…” Bütün bunlar amel olmadan hiçbir şey etmez. Amelinde sadık olan kimse şeyhlere veda eder, onları geçer. Onlara işaret ederek der ki: “Siz yerinizde oturun; ben bana rehberlik ettiğiniz hususlara erişeyim.” Şeyhler kapıdır; bir kapıya yapışıp da evin içine geçmemen doğru olur mu? Allah-ü Teâlâ (CC) insanlara darb-ı meseller gösterir. Kulun şakiliğinin (cehennemlik oluşunun) alâmeti kalp katılığı, göz kuruluğu, uzun emeller peşinde koşması, elinde olanda cimrilik etmesi, emir ve nehyi küçümsemesi ve belâ geldiğinde hoşnutsuzluk göstermesidir. Bu vasıflarda birini görürseniz biliniz ki, o şakidir. 

Katı kalpli olan, kimseye merhamet etmez. Sevincinde de, üzüntüsünde de gözlerinden yaş gelmez. Çünkü gözlerinin kuru olması kalbinin katılığına işarettir. Onun kalbi nasıl katı olmasın ki; o günah, hata, uzun emel, nasibi olmayan şeye hırs gösterme, haset etme gibi şeylerle doludur. Farz olan zekâtta cimrilik eder. Kefaretleri ödemez. Adakları yerine getirmez. Akrabalarını araştırmaz. Gücü olduğu halde borcunu ödemez, aksine onu ödemeyi uzatır veya inkâr eder. Hakkı hukuku yerine getirmekten ve iyilik etmekten hoşlanmaz. İşte bütün bunlar ve benzerleri şakavet alâmetleridir.

Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “İman etmiş olanların kalplerinin, Allah’ın (CC) zikrine ve hak olarak inen şeye karşı haşyet (korku) duyma zamanı gelmedi mi?”[1] O’nun (CC) kaderini O’nun (CC) aleyhine delil yapmayın. Çalışın, çabalayın. Yapışın, isteyin. Tazarru edin, ağlayın. O’ndan (CC) şefaat isteyin, kendinizi küçük görün. Kapıda sabit durun, kaçmayın. Bütün işler Allah-ü Teâlâ’nın (CC) elindedir. İkaz eden de, sakındıran da O’dur (CC). Uyandıran O’dur (CC), uyutan O’dur (CC). Peygamberimiz (SAV) Cenâb-ı Hakk’ın (CC) “Ey örtüsüne bürünen!”[2] nidâsını işitince yatağından kalktı ve iştiyaklı bir şekilde dışarı çıktı. İşte Hakk’ın (CC) hitabını duyan kalp de aynen böyledir; O’na (CC) hemen icabet eder ve O’nun (CC) talebini yerine getirmeye koyulur, O’na (CC) iştiyak duyar. O (CC), kalpleri uyandırır ve kalplere yol gösterir. Senin bir iş yapmanı istediğinde o işi sana kolaylaştırır. Bu bâtıni bir durumdur. Bu kaderdir, ilimdir. Kader üzerinde durmamız ve onu delil göstermemiz uygun değildir. Aksine biz çalışırız, çabalarız. İtiraz da etmeyiz, tembellik de. 

Allah’ım (CC)! 

Bizi kaderinden razı et. Belâlarına karşı sabır ver. Nimetlerine güzelce şükretmeyi nasip et. Senden, bizi nimetin tamamına erdirmeni, âfiyetin devamlı olmasını ve muhabbette sabit-kadem olmayı dileriz. İbrahim b. Edhem (RA) (v. 161/777) şöyle demiş: “Bir geceyi akşamdan sabaha kadar Allah-ü Teâlâ’ya (CC) türlü türlü dualar ederek ve ağlayarak geçirdim. Sabaha doğru gözlerim kapandı. Rüyamda Allah-ü Teâlâ’yı (CC) gördüm. Bana şöyle buyurdu: ‘Ey İbrahim (RA)! Bana hiç de güzel dua etmedin. Şöyle de: Allah’ım (CC)! Kaderinden beni razı et. Belâna karşı bana sabır ver. Nimetlerine güzelce şükretmemi nasip et. Senden nimetin tamamını, âfiyetin devamını ve muhabbette sebatlı olmayı diliyorum.’ Uyandım ki, bu sözleri tekrar ediyorum.”Cenâb-ı Hakk’a (CC) kulluğu sapasağlam yapan kimse, halktan kurtulur ve Rabbi (CC) ile yetinir. O’nunla (CC) beraber olmak ona yeter; başkalarıyla olmaya ihtiyaç duymaz. Hz. Peygamber (SAV) ona yeter; başka bir şeye ihtiyaç duymaz. Aksine diğerleri ona muhtaç olur. 

Sufiler, Allah-ü Teâlâ’dan (CC) kendisinden başka bir şey istemezler. Onlar nimet bahşedeni isterler, nimeti değil. Hâlık’ı (CC) isterler, halkı değil. Yemekten, içmekten giyinmekten, nikahtan ve dünyaya meyletmekten kaçmışlardır. O’na (CC) kaçmışlardır. Onlar sırf O’nun (CC) rızası için ibadet ederler, nefsin azığı ve ziyafet evi değil. Derler ki: “Zahmeti ne yapalım? Biz rahmet istiyoruz. Biz mahbup ile zahmetsiz halvet istiyoruz.” Sen hiç yemek, içmek veya başka bir ihtiyacını gidermek için dolaşan misafir gördün mü? Muhabbet iddiasındasın ve uyuyorsun! İnsan ya muhibdir, ya da mahbubdur. Eğer sen muhib isen, muhib nasıl uyur? Eğer sen mahbup isen, ey iddiacı, muhib senin misafirindir! Haberiniz yok! Yakında O’nun (CC) haberini alırsınız. Hemen veya daha sonra, iddianızın karşılığını göreceksiniz.

Ey âlimler! Ey ilim öğrenenler! 

İlim maksat değildir, maksat ilmin meyvesidir. Meyvesi olmayan ağacın ne faydası olur? İlmin meyvesi ancak amel ve ihlastır. Kitap ve Sünnet araçtır; onlarla amel edilir, iş yapılır. Kendisiyle iş yapılmazsa âlet nasıl faydalı olur? Sanatkâr, bir iş yaptıktan ve yorulduktan sonra onun ecrini kazanır. Dünya sofrasını, varlığı ve halktan geçinceye kadar sana konuşma hakkı yok! Ondan geçtiğin zaman her şey sana ayan beyan olunur, keşf olunur, şerh olunur. Allah-ü Teâlâ (CC) şöyle buyurmuştur: “Allah’a (CC) karşı takva sâhibi olun ki, O (CC) size ilim öğretsin.”[3] Yine şöyle buyurmuştur. “Allah’a karşı takva sâhibi olan kişiye O (CC) bir çıkış yolu yapar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”[4] Takva her hayrın başıdır; dünyanın, hikmetin, ilmin, kalp ve sır safasının geliş sebebidir. Takva sâhibi olun ve sabredin. 

İmanın başı sabır ve vücudu ameldir. 

Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Beden için baş ne ise, iman için de sabır odur.”[5] Bütün ameller, Allah-ü Teâlâ’nın (CC) takdirinin altında ancak sabır ile tamamlanır. Sabırlı olun, sebatlı olun, vera sâhibi olun. Halvette de, celvette de vera sâhibi olun. Başkalarının kısmetine karşı zâhid olun, kendi kısmetlerinizden de yüz çevirin. Sen dine mukabil makam-mevki elde ediyorsun. Sen kendine gelirler, dinarlar, elbiseler, evler, komşular, şahinler, hizmetçiler biriktiriyorsun. Bunların hepsi boş bir hevestir. Yakında onlardan ayrılacaksın. Rabbine (CC) dön. Gittiğin yanlış yoldan dön. Bâtılı, karışıklığı, deliliği bırak. 

Başkasına terk edeceğin şeyi nasıl toplarsın! 

Oysa onun hesabını yalnız vereceksin! Topladığın şeylerin sana zerre kadar faydası yok. Ondan senin eline, onun ispatından, hesabından, korkusundan, kaybolmasından ve pişmanlıktan başka bir şey geçmeyecek. Aklın yok! Benden akıl satın al. Benim karşıma geç ve öğüdümü dinle. Ben senin bilmediğini biliyorum. Ve ahiretle ilgili senin görmediğini görüyorum.

Yazık sizlere! 

Salih amel, sizi kabirde azaptan kurtaracak ameldir. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Mü’min kabre konulduğu zaman, sadakası başında oturur, namazı sağında oturur, orucu solunda oturur, sabrı ayaklarında oturur. Azap başı tarafından gelir; sadakası der ki: ‘Benden sana geçit yok.’ Sağ tarafından gelir; namazı der ki: ‘Benden sana geçit yok.’ Sol tarafından gelir; orucu der ki: ‘Benden sana geçit yok.’ Sabrı der ki: ‘Ben de burada hazırım, ihtiyaç durumunda ben de yardıma hazırım’.”[6]

Ey cemaat! 

İmanınızı zayıf hissettiğiniz anda fakirlerle kendinizi eşit tutun ve onlara îsârda bulunun yâni ihtiyaç ânında onları kendinize tercih edin. İmanın kuvvetli olduğu anlarda da onlara yardım edin ve tebessümle yine îsârda bulunun. Fakirleri atâ ve ihsanla karşılayın veya elinizde bir şey yoksa onları güzel bir surette geri çevirin. Hz. Peygamber’den (SAV) şöyle rivayet olunmuştur: “Dilenci, Allah-ü Teâlâ’nın (CC) kuluna hediyesidir.”[7]

Yazık sizlere! 

Allah’ın (CC) hediyesini kerih görüyorsunuz, reddediyorsunuz ve kabul etmiyorsunuz. Yakında cezanızı görürsünüz. Fakirlik size gelecek, zenginliğinizi alacak ve onun yerine geçecek. Hastalık gelecek, âfiyetinizi bozacak ve onun yerine oturacak. Rabbinizin (CC) dilenciye vermeniz için size bahşettiği önemli nimetleri hiç hatırlamıyorsunuz. Mü’min bilir ki, Rabbi (CC) dilenciyi kendisine, elindeki nimetlerden bir şeyler versin diye göndermiştir. Ve o, dilenciye bir şeyler verdiği zaman, ona en güzel bir surette ikram eder ve onun kendisine gönderilmesini kabul eder. Ona dünyevî ve uhrevî nimetlerden bol bol, çokça ve en güzel bir şekilde verir. 

Ey dünya işleri peşinde koşanlar! 

Makam ve mevki için sultanlara, emirlere ve zenginlere gidin; bu hususta “Meliklerin meliki”ne gitmeyin. O (CC) zenginlerin en zenginidir ve hiçbir zaman ölmez. Hiçbir zaman fakir olmaz. O’na (CC) bir borç verdiğin zaman, onun karşılığını kat kat verir. Dünyada bir dirhemine karşılık on dirhem verir. Ahirette de eksiksiz sevabını verir. Dünyada bereket, ahirette de sevap verir. O’nun (CC): “Allah (CC) size onun (infakınızın, sadakanızın) devamını nasip eder”[8] buyurduğunu işitmedin mi?

Allah’ım (CC)! 

Seninle alış-veriş yapmakla bizi rızıklandır. Sana hizmetimizi güzel yapmayı nasip et. Bütün hizmetlerle birlikte senin kapında durmayı bize nasip et. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azabından bizi koru.”


Dip Notlar

[1] Hadîd S. A.16.

[2] Müddessir S. A.1.

[3] Bakara S. A.282.

[4] Talâk S. A.2-3.

[5] Deylemî, el-Firdevs, hadis no: 3840.

[6] İbn Hıbbân, es-Sahih, hadis no: 3113.

[7] Hindî, Kenzü’l-ummâl, hadis no: 16078.

[8] Sebe S. A.39.

Kaynak: Abdulkadir-i Geylani (Ksa), Cilâü’l-hâtır 

100% LikesVS
0% Dislikes

Bir Cevap Yazın